CEYLANPINAR
MÖ. XV. yüzyılda Mitanni Krallığı’na bağlı olan yöre, daha sonra Asurluların eline geçince Riş Ayna olarak çağrılmış ve bu isim Süryaniceye Reş Ayna olarak geçmiştir. Bu isim daha sonra Arapçaya Ras el-Ayn (Kaynakbaşı) olarak geçmiş ve zamanımıza kadar gelmiştir. Ceylanpınar, 639 yılında Iyad b. Ganem tarafından Urfa ve Harran’dan sonra ele geçirilmiştir. Bizans imparatoru l.ioannes Çimişkes, 959 yılında Diyarbakır ve Nusaybini ele geçirdikten sonra Ceylanpınarı da yağma ve tahrip etmiştir. Ocak 1394 yılında Suriye Seferine giden Timurun da yağma ve tahribine maruz kalmıştır. 1921 yılında Türkiye-Suriye sınırı çiziminden sonra ülkemizde kalan kısmına Ceylanpınar adı verilmiş ve 1981 yılında ise ilçe yapılmıştır.
Ulaşım
İl merkezine 141 km. uzaklıkta olup, ulaşım karayolu ile sağlanmaktadır. İlçenin güneyinde yani Suriye sınırında demiryolu ağı bulunmaktadır.
Ekonomik Durum
Ceylanpınar ekonomisi tarıma dayanmaktadır. Tarım İşletmesi arazisi olarak kullanılan alanlarda verimli ziraat ve hayvancılık yapılmaktadır. Tarım modern usullerle yapılmaktadır. Tarım Reformu Genel Müdürlüğü'ne ait olan 111.048 dekar arazi 1998 yılından itibaren planlı olarak hak sahiplerine dağıtılmıştır..
Ekonomide, tarımdan sonra ikinci büyük pay hayvancılığa ait olup, büyük ölçüde Tarım İşletmesi tarafından yapılmaktadır. Ticaret üçüncü sektör durumundadır. Ticaret daha ziyade küçük esnaflarca yürütülmekte ve büyük tüccar bulunmamaktadır. Halkın devlet memuru olma arzusu yüksektir. İlçede kooperatifçilik gelişmemiştir.
Ceylanpınar'da Ziraat Bankası bulunmaktadır. Halk Bankası ise kapanmıştır. Ziraat Bankası on-line sistemine sahip olup, yurdun her tarafı ile bilgisayar bağlantısı vardır.
Ceylanlar
Anavatanı Ortadoğu ve Kuzey Afrika olan ve boyu 60-90 cm arasında değişen Ceylanlar, Türkiye’de sadece Şanlıurfa’da yaşamaktadır. Kuraklığa ve sıcaklığa oldukça dayanıklıdır. Açık kahverengi ve kum taneleri renginde olup, boynuzları yay biçiminde; şarkılara konu olan güzel gözlere sahiptirler. Çok eskilerde sürüler halinde gezerlerdi. Bilinçsiz avlanma sonucu sayıları hızla azalmış ve koruma altına alınmak zorunda kalınmıştır. HALFETİ
M.Ö. 855 yılında Asur Kralı II. Salmanassar tarafından zapt edildiğinde Şitamrat adını taşıyordu. Yunanlılar bu adı Urima diye değiştirdiler. Süryaniler ise, Kala Rhomeyta ve Hesna’d Romaye adlarını kullanmışlardır. Araplar, Kalatül Rum adını kullanmışlardır. Xl. Yüzyılda Bizanslıların eline geçince de Halfeti’nin adını Romaion Koyla olarak değiştirdiler. 1280 yılında Beysari komutasındaki Memluk Ordusu tarafından kuşatılmış, sonuç alınamayınca, şehirdeki Hıristiyan mahalleleri beş gün süre ile yağmalanmıştır. 1290 yılında bu kez Memluk Sultanı Eşref tarafından fethedildi ve son kez Memlükler tarafından tamir edilen şehre Kalat-ül Müslimin’ adı verildi. Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlılara geçen Halfeti, günümüzde de kullanılan Urumgala ve Rumkale” adlarını alarak 1954 yılında ilçe haline getirilmiştir.
Halfeti ilçesinin il merkezine uzaklığı 120 Km'dir. Yukarı Göklü adlı bir kasabası 35 köyü ve 34 mezrası vardır. Arazisinin büyük çoğunluğu Birecik Barajı suları altında kaldığından Halfeti, Karaotlak bölgesine taşındı.
Rumkale
Rumkale
Tarihî Rumkale şehrinin MÖ: 855'te Asur kralı Salmanasar III tarafından kurulduğu zikredilmektedir. Şehir İslâmiyet öncesi dönemde olduğu gibi İslâmî dönemde de önemli rol oynamıştır.
Güneydoğu Anadolu erken dönemde Müslümanların eline geçmesine rağmen Rumkale stratejik konumundan dolayı 1292 yılına kadar Müslüman toprakları içerisinde fethedilemeyen bir yer olarak kaldı. Bu stratejik konumu kale hakimiyetine dayalı bir idare anlayışı benimseyen Mısır Memlûkları tarafından kullanılarak bu devletin kuzey sınırlarının bir üssü haline getirildi. Ancak bu stratejik konum Suriye merkezli iç muhalefetin de bir dayanağı oldu.
Bu çerçevede kendisini sultan ilân eden Memluk komutanlarından Çekem bu şehre de hâkim olmuş ve bugünkü Halfeti ilçesinin Çekem mahallesi (eski köy) ismi onun hatırası olarak kalmıştır. Ancak Rumkale (Halfeti)'deki Memlûk izleri Çekem ismi ile sınırlı olmayıp Birecik Baraj gölü altında kalan birçok eser vardır.
Halfeti'nin Siyah Gülü
Türkiye'de sadece Halfeti'de yetişen "siyah gül"ün, Fransa'dan Türkiye'ye getirildiği ortaya çıktı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Turhan Baytop'un araştırması sonucunda, siyaha yakın koyu kırmızı renkli Halfeti Gülü'nün 1859 yılında Fransız gül yetiştiricisi Guillot tarafından üretilen "14. Louis" türü olduğu belirlendi. Türkiye'de "Siyah gül" olarak bilinen tür üzerinde araştırma yapan Prof. Dr. Baytop, Halfeti'de yetiştirilen siyah güllerle ilgili bilgi ve fotoğrafları güller üzerine özel araştırmaları bulunan İngiliz botanikçi Martyn Rix'e gönderdi. Rix, yaptığı incelemeler sonucunda, "Siyah Halfeti Gülü"nün, 1827-1893 yılları arasında yaşamış ünlü gül yetiştiricilerinden J. B. A. Guillot tarafından 1859 yılında Lyon'da üretilen "14. Louis" türü olduğunu tespit etti. Halfeti'de yetiştirilen Siyah Halfeti gülünün ne zaman ve nereden geldiği bilinmiyor. Siyaha yakın koyu kırmızı renkli, yarı katmerli ve kokulu olan bu gül türü, ilk ve sonbaharda çiçek açıyor. 1-1,5 metre yükseklikte bir çalı olan bu türün çiçekleri, 6-7 santimetre çapında bulunuyor.
Mezopotamya Sümbülü (Liliaceae (Zambakgiller)
(Mezopotamya sümbülü)
Bitkinin önemli özellikleri: Bitki ilk kez 1888 yılında Alman eczacısı ve bitki toplayıcısı Paul Sintenis tarafından Halfeti’den toplanmış ancak 1977 yılında Speta tarafından bilim dünyasına tanıtılmıştır. Tek lokaliteden bilinen ve 116 yıl kayıp olan bu bitki ikinci defa bu çalışmayla tekrar keşfedilmiştir. ilk kez bu bitki Mezopotamya’dan toplandığı ve sadece bu bölgeye özgü olduğu bilindiğinden adını da bölgeden almakta ve Mezopotamya sümbülü” olarak bilinmektedir. Tüm dünyada yalnızca Şanlıurfa’da yetişen endemik bir bitkidir. (Yrd. Dr. Hasan AKAN Harran Üneversitesi) HARRAN
Harran Tarihi
Harran tarihiyle ilgili en doğru bilgiler arkeolojik kazılardan elde edilen buluntulara dayanmaktadır ve M.O. V bin yıldan beri kesintisiz yerleşim vardır. Harran adına ilk defa, Kültepe ve Mari'de bulunan M.Ö. aynı ait çivi yazılı tabletlerde "Harra-na" veya "Ha-ra-na" şeklin de rastlanılmaktadır. Suriye’de bulunan Ebla tabletlerinde ise Harran'dan "Ha-ra-an" olarak bahsedilmektedir. M.Ö. 18. yüzyıla ait bir Mari tabletinde; Harran'daki SiN mabedinde Hitit Kralı ŞUPPiLULİUMA ile Mitanni Kralı MATiVAZA arasında ay tanrısı SİN ile güneş tanrısı ŞAMAŞ'un huzurunda bir anlaşma yapıldığından bahsedilmektedir.
Bu tarihi belgelerden anlaşıldığına görc, Harran adı 4.000 yıldan beri değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Harran adı, Sümerce ve Akat'ça "Seyahat Kervan" anlamına gelen "Haran-u" dan gelmektedir. Bazı kaynaklar bu kelimenin kesişen yollar veya çok şiddetli sıcak anlamına geldiğini de kaydetmektedirler.
Harran, Kuzey Mezopotamya'dan gelerek batı ve kuzey batıya bağlanan önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktadır. Bu özelliğinden dolayı Harran, Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Asur'lu tüccarlarında önemli uğrak yerlerinden biri idi. Anadolu'dan Mezopotamya’ya Mezopotamya'dan da ı Anadolu’ya olan ticaret binlerce yıl Harran üzerinden yapılmıştır. Bu da zengin ve köklü bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuştur.
Harran; Ay, Güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin (Sabiizm) önemli merkezi olması yönüyle de ünlü idi. Bu nedenlerdir ki Harran'da Astronomi ilmi çok ilerlemiştir.
Asur, Babil ve Hitit devirlerinden beri Harran'da süregelen Sabiizm varlığını M.S. XIII. yüzyıla kadar sürdürebilmiştir. Bu nedenle Hıristiyanlar Harran'a Putperest şehri anlamına gelen "Hellenopolis" adını vermişlerdir. Dünyadaki üç büyük felsefe ekolünden birisi "Harran ekolü"dür. Harran’da birçok büyük bilgin yetişiştir. Devrin en büyük Matematikçilerinden,Tabiplerinden ve Yunan filozoflarının eserlerini Arapça’ya çevirenlerden 821 doğumlu sabit bin Kurra, Dünyadan Ay'a olan uzaklığı doğru olarak hesaplayan Battani (Avrupalılar Albetegni ve Albatainus derler), Yunan filozoflarının maddenin bölünebilen en küçük parçasının (atom) parçalanamaz olduğuna dair iddialarını kabul etmeyen, oysa bölünmez kabul edilen bu parçanın müthiş bir enerji ile parçalanarak Bağdat gibi bir şehri yıkabileceğini söyleyen ve böylece Atom'un mucidi sayılan Cabir bin Hayyan, Şeyhülislam İbni Teymiye Harran'daki okullarda yetişmiş dünyaca Ünlü bazı alimlerdir. Hanbeli Mezhebi’nin de önemli bir merkezi durumundadır.
Emevi hükümdarlarından II. Mervan, Harran'ı devletin başkenti yapmıştır. Emevi Yönetimi 750 yılında Abbasilere yenilerek Harran’da sona ermiştir. Abbasi hükümdarı Harun Reşit zamanında kurulan "Harran Üniversitesi" dünyada büyük bir ün kazanmıştır.
Fatımiler, Zengiler, Eyyübiler ve Selçuklular gibi İslam Devletlerinin yerleşmelerine sahne olan Harran, 1260 yılı başlarında Moğollar tarafından işgal edildi. 1272 yılında Moğollar burayı ellerinde tutamayacaklarım anlayınca Harran'ın Camiini, surlarım ve kalesini yıkıp yakarak kenti tahrip ettiler. Bundan sonra Osmanlı döneminde dahi Harran eski parlak günlerine bir daha dönemedi.
Harran, Cüllab ve Karakoyun ırmaklarının suladığı bir ovada kuzey Mezopotamya da kurulmuştur. Harran ovası bir ağ gibi su kanalları ile örülmüş bir tarım sahası idi. 1184 yılında Harran'ı ziyaret eden seyyah İbni Cübeyr, burasının gölgelik ve ağaçlık olduğunu, çeşitli meyve ve sebzelerin yetiştiğini ancak uzun süren bir kuraklık sonucunda da harap olduğunu söylemektedir.
13. yüzyıla ait seyahatnamelerde Harran'da 4 medrese (Üniversite), 1 Hastahane, 1 düşkünler yurdu ve 8 hamamın bulunduğundan söz edilmektedir.
Bugün Cüllab ve Karakoyun ırmakları kurumuş olduğundan, Han-an sudan ve yeşilden mahrum bir ovanın ortasında 5000 yıllık tarihi ile ayakta durmaktadır. Tipik evleri, höyüğü, kalesi, şehir surları ve çeşitli mimari kalıntıları, geceleyin gökyüzünde pırıl pırıl yıldızları ile turistlerin büyük ilgisini çekmektedir. Atatürk Barajı ve Urfa Tünelleri vasıtasıyla Harran Ovasına akıtılacak olan Fırat Nehri, Harran'ı tarihteki yeşil ve verimli günlerine kavuşturacaktır.
Harran evlerinden görünüm
HARRAN ADI
Harran adına Ebla, Kültepe ve Mari tabletlerinde; "Har-ra-na", "Ha-ra-na", "Ha-fa-an" şeklinde rastlanmaktadır. Arapça' daki "Harr" kelimesi ile de izah edenler vardır. Harran çok kısa bazı dönemlerde Carhai, İjakmessa ve Hellenopolis isimleri ile de alınmıştır.
HARRAN Hz. İBRAHİM'İN ŞEHRİ
Tarihçiler kentin Nuh Peygamber'in torunlarından Kaynan'a veya İbrahim Peygamber'in kardeşi veya amcası Harran'a bağlarlar. 13. yüzyıl tarihçilerinden İbn Şeddad, Hz. İbrahim'in Filistin'e gitmeden önce bu şehirde oturduğunu yazmaktadır. Bu nedenle Harran'a Hz. İbrahim'in kenti de denildiğini, Harran'da, İbrahim Peygamberin evinin adını taşıyan bir mescidin, onun otururken yaslandığı on.. taşın var olduğunu söylemektedir.
Harran evleri
HARRAN EVLERİ
Harran'ın en çok ilgi çeken yanı külah biçimindeki kemik kubbeli tipik evleridir. Harran denilince hemen bu evler akla gelir. Harran harabelerindeki antik mimari kalıntılardan toplanan tuğlalarla köylüler tarafından yapılan bu evler, kare bir alanın üzerini örten külah biçiminde bir kubbeden oluşmaktadır. Yan yana gelen tek kubbeler iç kısımda kemerlerle birbirlerine bağlanmış ve içeride geniş bir oturma mekanı elde edilmiştir. Bölgenin iklimine uyumlu olan bu evler yazın serin kışın sıcaktır.
Harran'ın bu evlerinde tavukların daha çok yumurtladığı, at gibi bazı hayvanların daha uysal olduğu, kuru soğanların daha çabuk filizlendiğini, yiyeceklerin bozulmadığı halk arasında söylemektedir.
ŞEHİR SURLARI
Harran'ı çevreleyen yaklaşık 4 km. uzunluktaki şehir surları bugün görülebilir bir şekilde ayakta durmaktadır. 187 adet burcu bulunan surların; Batıda Halep Kapısı, kuzeyde Anadolu Kapısı (Rum Kapısı), doğuda Aslanlı Kapı, Musul Kapısı ve Bağdat Kapısı, güneyde Rakka Kapısı olmak üzere toplam 6 kapısı vardır. Bu kapılardan Halep Kapısı ayakta olup diğerleri yıkılmıştır.
Harran kalesi
HARRAN KALESİ
Kentin güneydoğusundan yer alan Harran Kalesi şehir surlarına bitişik olarak inşa edilmiştir. Çeşitli dönemlerde hükümdarlık sarayı olarak kullanılan üç katlı kale yer yer yıkılmış bir durumdadır. 1059 yılında İslam Devletlerinden Fatımiler tarafından restore edilerek yenilenen Harran Kalesinin esas inşa tarihi bilinmemektedir.
MECMA KAPISI
Han-an'ın kapılarından birinin adının MECM KAPISI olduğu kaydedilmiştir. Bu kapının üzerinde de şöyle bir sözün yazılı olduğu belirtilmiştir.
"MEN AREFE TE'ELLEHE" KENDİNİ BİLEN İLAHİLEŞİR.
AZER 'İN HEYKELLERİ
Bazı kaynaklar, Harran'da Hz. İbrahim'in babası Azer'e ait olan heykellerin olduğu 4 depodan bahseder
Harran ulu camii
FİRDEVS CAMÜHARRAN ULU CAMİİ
Harran Höyüğü’nün kuzey doğu eteğinde yer alan Ulu Cami, Emevi Hükümdarı LL. Mervan tarafından 744-750 yılları arasında yaptırılmıştır. Bazı kaynaklarda "Cami-el Firdevs" (Cennet Camii) veya "Cuma Camii" olarak da geçer. Harran Ulu Camii Anadolu'nun en eski, en büyük ve en zengin taş süslemeli camii idi.
Mihraba paralel üç sütun sırasıyla dört sahına ayrılmış olan caminin kubbesinin bulunmadığı, üzerinin tamamının ahşap çatıyla örtülü olduğu, bir yangın neticesinde bu örtünün çöktüğü arkeolojik kazıdan elde edilen buluntulardan anlaşılmaktadır.
Bugün caminin kitabeli doğu duvarı, kıble duvarı, mihrabı, cami İç mekanına giren orta kemeri ve kare gövdeli minaresi ayaktadır. Zengin taş süslemeli çok sayıdaki sütun başlığı ve kemer taşları gibi mimari parçalar caminin kalıntıları arasındadır.
Harran höyüğü
HARRAN HÖYÜĞÜ
Tel İbrahim-İbrahim Tepesi
1885 tarihli Halep salnamesinde bu tepe Tel İbrahim diye adlandırılır.
Harran kentinin ortasında yer alan höyükte, ilk arkeolojik araştırmalara 1951 yılında Türk İngiliz ortak çalışmalarıyla başlanılmıştır. O tarihten 1983 yılına kadar bu tarihi kente ilgisiz kalınmıştır.
HARRAN KAZILARI
1983 yılında Arkeolog Dr. Nurettin Yardımcı başkanlığında kazılar yeniden başlamıştır. Önce kale ve çevresi temizlenmiştir. Burada Emevi, Eyyubi ve Selçukluların ait seramik ve sikkeler bulunmuştur. Firdevs (Ulu) Camii ve çevresi temizlenmiş ve Babil Kralı Nabonid' e ait bir stel bulunmuştur. Diğer bir buluntu ise birçok adak kitabesinden birisidir. Kral Nabonid (M.Ö. 555-539) Sin Mabedinin yapılışı ile ilgili kitabedir. Ayrıca çok sayıda eski ve orta tunç çağına ait pişmiş toprak figürler, taş ağırlıklar, öğütme taşları ve bronz eserler bulunmuştur.
İslami devirlere ait sikkeler, çok kaliteli sırlı ve boyalı seramikler de bulunmuştur
7. yy.'dan 13. yy.'la kadar olan islami devirlere ait yapılardaki açmalarda ise; dar sokaklar bitişik nizamlı avlulu evler ile kent kalıntısına ulaşılmıştır. Hemen her evdeki su kuyuları, kanalizasyon sistemleri, basamaklı ve kapak taşlı tuvaletler, banyo odaları, değirmenleri, zahire depoları ile düzenli ve ihtişamlı bir şehir ve mimari ile karşılaşılmıştır.
Hayat-el harrani hazretleri
ŞEYH HAYAT-EL HARRANİ
Şeyh Hayat-el Harrani 12. yüzyılda yaşamış İslam veli ve alimlerindendir. Sağlığında kendisini bir çok hükümdar ve komutan ziyaret etmiştir. M.S. 1185 tarihinde Harran'da vefat edince türbesi 1195 tarihinde Harran surlarının kuzeybatı dışarısındaki mezarlığa inşa edilmiştir. Türbe çok sayıda ziyaretçi çekmektedir. Hz. İbrahim'in babası Azer'in de buraya defnedildiği söylenmektedir.
ÖREN YERLERİ
Aynı yol güzergahında bulunan ve bir günlük tuda igezi1mesi mümkün olan Harran, Han-el Bağrur, Şuayb Şehri, Soğmatar Harabeleri ve Eyyüb Nebi Köyü Urfa'daki ören yerlerinin en önemlileridir.
Bazda mağaraları
Bazda Mağaraları
Harran-Han el-Ba’rür yolunun 15. ve 16. km.’lerinde, yolun solunda ve sağındaki dağlarda tarihi taş ocakları bulunmaktadır. Bunlardan 16. km.’de, yolun sağındaki köy içersinde “Bazda”, “Albazdu”, “Elbazde” yada “Bozdağ” Mağarları adıyla anılan iki taş ocağı görülmeye değer özellikler taşımaktadır. Çevredeki Harran, Şuayb Şehri ve Han el-Ba’rür yapıları için yüzlerce sene taş alınması neticesinde her iki mağara çok sayıda meydan, tünel ve galeriler meydana gelmiştir. Bunlardan bilhassa büyük olanı, yer yer iki katlı bir şekilde oyulmuş ve yükseklikleri 10-15 metreye varan ayaklar bırakılarak ortada meydanlar oluşturulmuştur. Ayrıca uzun galeri ve tünellerle dağın çeşitli yönlerine doğru çıkışlar sağlanmıştır.
Çok geniş bir alana yayılan dağın dış cephelerinde taş kesilmesi nedeniyle büyük oyuklar meydana gelmiştir. Anadolu’nun belki de en büyük en gizemli ve gezilmeye değer bu tarihi taş ocağının belli bölümlerinin 1250 yılında “Abdurrahman el-Hakkâri”, “Muhammed İbni Bakır”, “Muhammed el-Uzzar” gibi şahıslar tarafından işletildiği, kayalara yazılmış Arapça kitabelerden anlaşılmaktadır
Han-el bağrur kervansarayı
HAN-EL BA'RÜR KERVANSARAYI
Selçuklu dönemine ait olan bu kervansaray Harran ören yerinin 20 km doğusundaki Göktaş köyünde bulunmaktadır. Yolu şose Olup, otomobil ve otobüsle gidilebilir.
Kervansaray’ın kuzey cephesindeki portal kitabesinde 1128-1129 tarihinde EI Hac Hüsameddin Ali Bey İmad Bin İsa tarafından yaptırıldığı yazılıdır.
Ticaret kervanlarının konaklaması için inşa edilmiş olan Han-el Barür klasik Selçuklu kervansarayları planındadır. Kervansaray’a giriş kuzey cephesindeki anıtsal portaldan olmaktadır. Giriş eyvanının sağında mescit, solunda muhafız odası bulunur. Kare avlunun etrafı ahırlar, kışlık ve yazlık odalarla çevrilmiştir. Kuzey batı köşesinde ise hamam bulunmaktadır.
Düzgün kesme taşlardan bir kale görünümünde inşa edilmiş olan bu tarihi yapı günümüzde harab bir durumdadır. Ancak bir bölümü ŞURKAV tarafından restore edilmiş ve mescidi de ibadete açılmıştır.
Şuayb şehri
ŞUAYB ŞEHRİ HARABELERİ
Harran’a 45 km, Han-el Ba’rür Kervansarayına 25 km mesafede tarihi bir kent kalıntısıdır. Yolu şosedir, otobüsle gidilebilir.
Buradaki yüzlerce kaya mezarı üzerine kesme taşlardan yapılar inşa edilmiştir. Bu yapıların bazı duvar ve temel kalıntıları günümüze kadar gelebilmiştir. Oldukça geniş bir alana yayılan bu tarihi kentin etrafı yer yer izleri görülebilen surlarla çevrilidir.
Şuayb Şehri harabeleri arasında bir mağara ev, Şuayb Peygamberin makamı olarak çok sayıda ziyaretçi çekmektedir.
sogmatar
SOĞMATAR HARABELERİ
Harran’a 60 km, Şuayb Şehri’ne 15 km uzaklıktadır. Yolu şosedir. Otomobil ve otobüsle gidilebilir. Soğmatar’da bir höyük ve bunun üzerinde MS II. Yüzyıla ait kalenin duvar ve burç kalıntıları ile köy içerisinde tapınak kalıntıları bulunmaktadır.
Kökü Harran Sin kültürüne dayanan Sabiizmin ve baştanrı Marilaha’nın kültür merkezi olduğu bilinen Soğmatar ören yerinin en önemli kalıntısı baştanrı ve mukaddes gezegenlere ibadet edilerek kurban kesilen açık hava mabedidir.Kayadan oyma diğer bir mağara mabedin duvarlarında o dönemden kalma yazılar ve gezegenleri tasvir eden insan rölyefleri bulunmaktadır. Ayrıca kalenin batısında bulunan açık hava mabedi üzerindeki kayalarda tanrıları tasvir eden insan rölyefleri ve yazıları işlenmiştir.
soğmatar
Sene Mağara (Senem Mağara-Sanem Mağara)
Soğmatar'ın 1 km. kuzeyinde yeral, Büyük Sene Mağa Köyü'ndeki mevc mimari kalıntılar i kayadan oyma yapıl burasının Hristiyaı lığın ilk yüzyıllarını önemli bir merkez olduğunu göstermektedir. HARRAN KALESİ SELAMETLE |