Tekil Mesaj gösterimi
  #1 (permalink)  
Alt 13-11-2007, 19:46
akell akell isimli Üye simdilik offline konumundadir
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Yaş: 37
Mesajlar: 2,213
Memleket :
Cinsiyet :
Teşekkür: 0
27 mesajı 31 Teşekkür Aldı
Ülke Bayrağı - turkey!
Tecrübe Puanı Gücü: 4
akell will become famous soon enough
Standart irade -suç ilişkisinin cezaya etkisi


Şamil DAĞCI

İslam bilginleri, özellikle usulcüler ve fukaha, yaptıkları din tanımında akıl ve irade unsurunu ön plana çıkarmışlardır.[1] Bunun tabiî bir sonucu olarak ilâhî hitaba, daha dar ve teknik anlamda ise hukukun özünü oluşturan emir ve yasak normlarına (teklif) muhatap olabilmesi için kişinin, akıl ve irade yeteneklerine sahip olması dinen zorunlu görülmüş, buna karşılık akıl hastalığı (cünûn), yaş küçüklüğü (sığaru�s-sinn) ve iradeye maddî baskı (ikrâh) gibi akıl ve iradeye doğrudan müessir olan ehliyet arızaları, dinî-hukukî yükümlülüğü de ortadan kaldıran birer sebep (esbâbu ademi�l-mes�ûliyye) olarak kabul edilmiştir. Esasen peygamberler vasıtasıyla insanlara ta�lim edilen emir ve yasakları kabul veya reddetme ve bunların gereğini yerine getirip getirmeme, akıllı insanların tercihlerine bırakılmıştır. Bu anlamda din, topluma bir yaşama modeli sunmakta; akıl ve irade yeteneğine sahip olan insanlar da bu modelin muhatabı kabul edilmektedir. Bu açıdan din, kaynak itibarıyla ilâhî, hitap alanı itibarıyla da aklî ve irâdîdir.

Bu çalışmamızda münhasıran hayata ve vücut bütünlüğüne karşı işlenen suçlar bağlamında kısaca iradenin önemi ve cezaya etkisi üzerinde durulacaktır.

İslam ceza hukuku açısından suçu en genel anlamıyla, bir emrin ihmali veya bir yasağın ihlali şeklinde tanımlamak mümkündür.[2] Bu tanıma göre Şâri�in hem emirlerinin yerine getirilmemesi hem de yasakladığı fiillerin işlenmesi suç kabul edilmektedir. Ceza da en genel anlamıyla işlenen fiilin göreceği karşılıktır.[3] Dinen tasvip edilen fiil ve davranışların karşılığı mükâfat; yasaklanan fiillerin karşılığı ise bir takım dünyevî ya da uhrevî müeyyidelerdir.

İslam�ın bütün emir ve yasakları, çağdaş hukuk tekniği bakımından hukukî nitelikli birer norm değildir. Çünkü salt hukukî hükümlerin arka planında da evrensel ahlâkî ilkelerin bulunduğu görülmektedir. Bu özelliği dikkate alarak İslam hukuku, bir bakıma İslam ahlâkına giydirilen müeyyideler olarak kabul edilebilir. Bunun bir yansıması olmak üzere İslam�da suç ve ceza kavramları da geniş bir anlam muhtevasına sahiptir. Örneğin Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadisinde �İsm (günah), içinde iz bırakan ve insanların muttali olmasından hoşlanmadığın şeydir�[4] buyurmuştur. Buna göre gayr-i ahlâkî ya da daha genel bir ifade ile anti sosyal bir fiili işlerken kişinin, hemen etrafına bakarak �yalnız mıyım, ne yaptığımı gören var mı?� ya da daha önce yaptığı bir işi hatırladığında �ah! keşke yapmasaydım� şeklinde bir iç kısıntısı hissetmesi bile onun, dinen tasvip görmeyen ve uhrevî sorumluluğu gerektiren bir hareket yaptığının göstergesidir. Ancak İslam hukukçuları, fiillerin göreceği uhrevî karşılığı ceza hukukunun kapsamı dışında tutmuş ve cezayı, suç sayılan fillere öngörülen hukukî (maddî) müeyyideler ile sınırlandırmışlardır. Bu nedenle ceza kavramının ifade ettiği anlamı karşılamak üzere İslam ceza hukuku literatüründe teknik bir terim olarak ukûbe kavramı kullanılmış, buna karşılık genellikle müeyyidesi uhrevî olan fiiller ise, bu kavramın kapsamı dışında tutulmuştur.

Bir fiilin suç sayılabilmesi için bir takım nitelikleri taşıması gerekir. Kur�an ve sünnetin iktizâî-teklifî (emir ve nehiy) hükümlerinde, nelerin yapılabileceği teker teker sayılma yerine, sadece yasağın sınırları belirtilmekte, yasak kapsamının dışında kalanların yapılıp yapılmaması ise bireyin tercihine bırakılmaktadır. Örnekleri Kur�an ve Sünnet�te de yer alan ve klâsik fıkıh usûlünün sistematiğine de müessir olan bu telâkki, insana geniş bir mubahlık alanı tanındığını, yasaklığın istisnaî ve arızî bir durum olduğunu ortaya koymaktadır. Ne var ki, yasak alanı çok sınırlı olmasına rağmen insanlar, zaman zaman geniş olan mubahlık (ibâha) sınırları içinde kalma yerine, yasak alana girmekte ve onu mubah hale getirmeye çalışmaktadırlar. Halbuki kulun, Şâri�in yasak kıldığı fiilleri mubahlaştırma, hak ve yetkisi bulunmamaktadır.

Eşya ve fiillerde aslolan ibâha iken birtakım fiillerin suç sayılması ile insan davranışlarına sınırlamalar getirilmektedir. Zahiren çelişki gibi görünen bu durum esasen toplum hayatı için bir zorunluluktur. Ancak insanın hürriyeti ile sorumluluğu arasındaki hassas dengeyi korumak ve keyfîliğe engel olmak için hangi fiillerin, hangi merci tarafından suç sayılabileceği, Kur�an ve Sünnet tarafından belirlenmiş, ayrıca bir fiilin suç sayılabilmesi için taşıması gereken niteliklerin neler olduğu (suçun unsurları) da hukukçular tarafından detaylı olarak ortaya konulmuştur. İslam ceza hukuku açısından bir fiilin suç sayılıp sayılmamasında en önemli belirleyici Kur�an ve Sünnet�tir. Siyasî otoritenin (ulû�l-emr) kanun yapma (legislation) yetki ve faaliyetini de, Kur�an ve Sünnet�in açılımı olarak görmek mümkündür. Suçların sarih olarak bir ceza kanununda veya ceza hükümlü özel bir kanunda belirlenmiş olmasına çağdaş ceza hukukunda suçun kanûnîlik unsuru denilmektedir.

[1] Abdülaziz el-Buhârî�nin, Keşfu�l-Esrâr an Usûli�l-Pezdevî isimli eserinde yer alan

ألدين وضع إلهي سائق لذوي العقول بإختيارهم المحمود إلي الخير بالذات )) şeklindeki tanımda dinin unsurlarının ilâhîlik, aklîlik, irâdîlik ve mutlak doğru ve iyi olanı emretme olduğu vurgulanmaktadır. Bkz. a.g.e., Beyrut 1994, I/26; ayrıca Eyyûb b. Musa el-Hüseynî (Ebu�l-Bekâ), el-Külliyât fi�l-Mustalahât ve�l-Furûk el-Luğaviyye (thk. Adnan Derviş-Muhammed el-Mısrî) Beyrut 1993, s. 443.

[2] Muhammed Ebû Zehra, el-Cerîme ve�l-Ukûbe fi�l-Fıkhi�l-İslâmî (el-Cerîme), Kahire 1976, s. 24.

[3] Arapça�da bir eylemin olumlu ya da olumsuzluğu ile mütenasip olarak göreceği �karşılık� anlamındaki �ceza� kelimesinin Kur�an-ı Kerim�de de bu iki farklı anlamıyla kullanıldığı görülmektedir. Bkz. Yûnus, 26; İsrâ, 36; Kehf, 88; Tâ-Hâ, 76; Furkân, 15; Zümer, 34; Fussilet, 28; Şûrâ, 40; Rahmân, 60.

[4] Müslim b. Haccâc el-Kuşeyrî, el-Câmiu�s-Sahîh (Thk. Muhammed Fuad Abdübâkî) Cağrı Yayınları, İstanbul 1981, III/1980; Muhammed b. İsa b. Servet et-Tirmizî, el-Câmiu�s-Sahîh (Thk. Ahmed Muhammed Şâkir), İstanbul 1981, IV/597.
marife online
Alinti ile Cevapla
Sponsor Bağlantılar

Araç İçi Ses ve Görüntü Sistemleri...Tıklayın