ilkvahiy.net ilkvahiy.net Sohbet ilkvahiy.net'i Tavsiye Edin ilkvahiy.net Türkçe ilkvahiy.net in English
Kayıt Ol Portal Forum Video Gruplar Blog Albümler Etiketler İletişim Yardım Üye Listesi Takvim Arcade Arama Bugünki Mesajlar Bütün Forumları Okunmuş Kabul Et
 
 
ilkvahiy.net'ten Tam Olarak Faydalanmak İçin Forum'a Üye Olmanız Gerekmektedir.Buraya Tıklayarak Ücretsiz Üye Olunuz.
Kabe İmamları Hatim Seti 1. Bölüm | Kabe İmamları Hatim Seti 2. Bölüm | Üniversiteler | Üniversite Tanıtım Videoları | Ücretsiz Oyunlar | Mealli Cevşen-ül Kebir | Namaz Hocası - Video

¸¤*¨¨*¤ilkvahiy.net Kuruluş Yıldönümü Ödülü İçin Tıklayın¤*¨¨*¤¸

Geri git   ilkvahiy.net > İLLERİMİZ > 61-70 > 63 - Şanlıurfa > Şanlıurfa'nın İlçeleri

Şanlıurfa'nın İlçeleri İlçeleremiz Hakkında Her Şey...


ilkvahiy.net'e Neden Kayıt Olmalıyım ? - ilkvahiy.net Radyo - Bayan Bölümüne Giriş - Erkek Bölümüne Giriş - Namaz Vakitleri - Dost TV

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 18-01-2008, 01:33   #1 (permalink)
Moderator
 
cemre - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Bilgiler


Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 1,207
Ülke: Ülke Bayrağı - turkey
Tecrübe
Tecrübe Puanı Gücü : 5
Tecrübe Puanı : 355
Tecrübe Puanı Seviyesi : cemre is just really nicecemre is just really nicecemre is just really nicecemre is just really nice
İletisim
Standart şanlıurfa birecik




BİLGİLER

Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
80,731NA (
Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
)
Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var

Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
43,587NA (
Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
)
Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
852 km²
Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
84 kişi/km²
Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
450 metre
Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var

Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var

Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
63400
Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
414
Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
63



Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var

Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var

Birecik Kalesinin gece görüntüsü

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin Orta Fırat bölümünde
Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
iline bağlı ilçe merkezi; 43.587 nüfuslu,
Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
ırmağının sol kıyısı üzerinde, deniz yüzeyinden 340 m yükseklikte kurulmuştur. Birecik
Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
’ya 83,
Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
’e 63 km uzaklıktadır. Evler ırmak boyundaki dar bir düzlükte ve bunun gerisinde yükselen dik bir yamaç üzerine yayılır. Bu yamaç üzerinde bir de kalesi vardır. Fırat, Birecik’in bulunduğu noktadan itibaren aşağıya doğru ufak çapta nehir nakliyatına elverişlidir. Bu sebeple Birecik eskiden beri kara ve nehir ulaşımı arasında bir aktarma yeri olarak önem kazanmıştır. Daha sonraki devirlerde İstanbul-Bağdat demiryolunu Birecik’ten değil de biraz güneyden geçmesi ve kervan ticaretinin eski önemini kaybetmesiyle kasaba gerilemeye başladı. Son yıllarda bu noktada Fırat üzerinde büyük bir köprü yapılması kasabanın önemini yeniden artırdı.
İlçe halkı tahıl ve baklagiller tarımıyla meşgul olur. Kenevir ekimi ve fıstık yetiştirme de ilçenin ekonomik hayatında önemli bir yer tutar.

Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var

Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var

19. Yüzyıl sonlarında Birecik


Birecik Anadolu’da ilk paleolitik (eski-taş devri) aletin burada bulunması sebebiyle Anadolu’nun prehistorik arkeoloji litaretüründe anılır. 1894’ te J.E. Gautier’in bulunduğu bu alet iki yüzlü (biface amyodöide), kaba yontulmuş ve Aşolleen (Acheulleen), yani alt peleolitik devre ait bir baltadır. Birecik baltasının bulunuşundan önce Küçük Asya’da peleolitik yerleşmelerin bulunup bulunmadığı tartışma halindeydi. Bugün, yüksek dağlar dışında, Anadolu’nun her tarafında yontma taş devrinden itibaren insan yaşadığı tespit

Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var

Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var

Adı Birecik ile anılan Kelaynak kuşu koruma alanında

Bilindiği gibi kelaynaklar, dünyada nesli tükenmek üzere olan kuşlar arasındadır. Şu an itibariyle dünyada sadece Fas ve Türkiye’de koloni halinde yaşamaktadırlar. Fas’takiler 200 civarında, Türkiye’dekiler (Birecik ilçesinde) 50 civarındadır.

Kelaynakların bilimsel adı “Geronticus eremita”dır. Göçmen bir kuş olan kelaynaklar yüzyıllar boyunca hızlı bir şekilde azalmıştır. Eski Mısırlıların hiyerogliflerinde yer alan kelaynaklar, Avrupa Alplerinden 400 yıl önce kayboldular. Kitle halinde yok oluşlar 1950’lerden sonra zirai ilaçlar, özellikle DDT’nin kullanımıyla başladı. Türkiye’de, Birecik ilçemizde yaz aylarında 1950’li yıllarda binlerle ifade edilen rakamlar da bulunan kelaynaklar 1950’li yılların sonlarında bölgede uygulanan yüksek dozdaki tarımsal ilaçlama nedeniyle sayıları hızla azalmaya başlamıştır. 1989 yılındaki ölümlerle sayıları 100’ün altına düşmüştür. 2000 yılı itibariyle Birecik’teki Kelaynak sayısı 42’dir. Bu sayı da son derece kritik bir sayıdır. Beklenmeyen olağanüstü bir durumda bu nadide kuşları kaybetmemiz işten bile değildir. Bu nedenle yazımın başlığını “Son Kelaynaklar İçin Son Şans” diye koydum.

Evet, kelaynaklar belki kuşların en güzeli değildirler, ama onların çirkinliği ve tuhaf görünüşleri, onlara ayrı bir çekicilik kazandırır. Çıplak kafaları ve enselerindeki tüyleri ile komik bir görünüm kazanırlar. Ancak bunun yanında sağlam karakterli oluşları, vefalı ve beslenirken doğaya güvenleri, tek eşli ve hep aynı eşle çiftleşmeleri belki de günümüzde insanlar arasında olmayan davranış ve hasletlerdir. Belki de bu yüzden kelaynakların nesli tükeniyor. Siyah tüyleri bazen güneş ışığında, mor ve yeşil bir pırıltı alır. Uçarken gösterdiği süzülüş, zariflik ve çeviklik, Kelaynakların insanlara verdiği romantik ve şairimsi zevklerdir. Kelaynaklar, böcekler, çekirgeler, karıncalar, salyangozlar, kertenkeleler ve diğer bilmediğimiz haşaratla beslenmeleriyle doğadaki dengeyi korumakta, bu yönüyle aynı zamanda çevre dostu kuşlardır. Görüldüğü gibi nesli tükenmekte olan kelaynaklar, bugün insanların özlemle hasret duyduğu, tükenen duygulara sahiptir



Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var



Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
, Birecik İlçesinde Fırat ırmağı üzerindeki köprü. Yakın yıllara kadar Urfa-Gaziantep devlet yolu, Birecik’te kesintiye uğruyor, ırmak bu noktada kayık ve sallarla geçildikten sonra yolculuğa devam ediliyordu. 1952 yılı sonunda burada bir köprünün yapımına başlandı. 1955 yılı sonunda biten Birecik Köprüsü 720 m uzunluğunda ve 10 m genişlediğindedir. Her iki tarafında yayaların geçmesi için birer metrelik kesimler ayrılmıştır. Birecik tarafında 55’er metre açıklıkta 5 kemer, Gaziantep tarafında ise 26'şar metre açıklıkta 14 bölümü vardır.

Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
kuşlarıyla ünlü, Fırat nehrinin çekiciliği ile doğal ve tarihi eserleriyle göze hoş gelen bir mekandır. Birecik köprüsü Türkiye'nin en uzun ikinci büyük ırmak köprüsüdür. Birecik kuzeyinde
Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
güneyinde ise
Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
arasında göl havzasında kalmaktadır. İlçe ekonomisi genelde
Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
üreticiliği üzerine kuruludur.

birecik kalesi

Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var



Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var

Şanlıurfa ili Birecik ilçesinde bulunan kale, yüksek bir kaya kütlesi üzerine kurulmuş olup, Fırat Nehri ve Birecik Ovası’na hâkim bir konumdadır. Kalenin yapım tarihini belirten bir kitabeye rastlanmamıştır. Bununla beraber kalenin eski bir tarihi olduğu sanılmaktadır. Surların Memluk sultanlarından Kayıbay tarafından yaptırılmış, bunu belirten kitabeler de sur duvarlarına yerleştirilmiştir.

Birecik’in Paleolitik döneme kadar uzanan eski olan tarihi dikkate alındığında yöreye Asur, Hitit, Roma, Arap, Artukoğulları, Haçlı Kontluğu ve Osmanlıların hâkim olduğu bilinmektedir. Bunlardan Asur, Roma, Arap, Urfa Kontluğu, Artukoğulları ve Osmanlıların bu kaleyi onararak kullandıkları sanılmaktadır. Araplar bu kaleden ötürü yöreye Bireh, Osmanlılar da Küçük Kale anlamına gelen Birecik sözcüğünü kullanmışlardır.

Kale kesme taştan yapılmıştır. Şehri çevreleyen surların büyük bir kısmı yıkılmış olmasına rağmen bazı duvar kalıntıları ile kapılarından Mercan Kapısı’nın bir bölümü ile Urfa Kapısı iyi bir durumda günümüze gelebilmiştir. Kalenin Meydan Kapısı ve Bağlar Kapısı’ndan hiçbir iz günümüze gelememiştir.


Adı Birecik ile anılan Kelaynak kuşu koruma alanında


Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var





Birecik'in tepeden panorama görüntüsü


Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var



selam ile

Konu cemre tarafindan (18-01-2008 Saat 02:06 ) degistirilmistir..
cemre isimli Üye simdilik offline konumundadir
 
Alinti ile Cevapla
Sponsor Bağlantılar
Alt 18-01-2008, 23:25   #2 (permalink)
Moderator
 
cemre - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Bilgiler


Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 1,207
Ülke: Ülke Bayrağı - turkey
Tecrübe
Tecrübe Puanı Gücü : 5
Tecrübe Puanı : 355
Tecrübe Puanı Seviyesi : cemre is just really nicecemre is just really nicecemre is just really nicecemre is just really nice
İletisim
Standart




şanlıurfa akçekale

Tarihi
Akçakale, Şanlıurfa’nın en eski İlçelerindendir. MÖ. IX. yüzyıl ortalarında Asur hâkimiyetine, M.Ö. 610’ da Medlerin ve Perslerin eline geçmiştir. 612 yılına kadar Asur’ların egemenliğine girmiş olan bölge, 550 yıllarından itibaren sırasıyla Pers’lerin ve Makedonya Krallığı hâkimiyetinde girmiştir. İslam dönemine kadar sırayla Seleukoslar, Edessa Krallığı, Romalılar, Bizanslılar ve Sasaniler arasında el değiştirmiştir. 640 yılında Şam ordusunun, 661 yılında ise Emevilerin eline geçti. Emevilerin ortadan kaldırılmasından sonra Abbasi hâkimiyetine geçen Akçakale ve bölgesi, 1087de Selçuklular tarafından fethedilmiştir. 1144 yılında Urfa’nın Zengiler tarafından fethedilmesi ile Musul Atabeyliğine bağlanandı. Daha sonra Eyyubilerle Anadolu Selçukluları arasında paylaşılmıştır. 1244 yılında Tatarlar, 1260’da ise Moğollar tarafından tahrip edildi. Nihayet 1071 Malazgirt zaferinden sonra Akçakale, Türk hâkimiyetine girmiştir. Lozan Antlaşması’ndan sonra Türkiye - Suriye sınırlarının çizilmesine müteakip Altınbaşak (Harran) İlçe merkezi haline getirilmiş, 1946 yılında ise İlçe merkezi şimdiki bulunduğu Akçakale’ye taşınmıştır. Ancak 1987 yılında Harran Bucağı Akçakale İlçesinden ayrılarak müstakil İlçe haline getirilmiştir.

Coğrafi Yapısı
Akçakale, deniz seviyesinden 385 m. yükseklikte olup, yüzölçümü 1248 Km2’dir. Akçakale; Doğuda Ceylanpınar ve Viranşehir, Batıda Suruç, Kuzeyde Şanlıurfa ve Harran, Güneyde Suriye ile çevrilidir. Şanlıurfa’ya uzaklığı 52 km.dir. Yukarı Mezopotamya’nın tabi bir parçası olarak kabul edilen Akçakale toprakları doğuda Tek tek dağları ile batıda Suruç dağlık bölgesi hariç tutulursa kuzeyden güneye doğru açılan düz ve geniş bir ova görümündedir. Doğudan batıya 85 km.yi bulan uzaklığı, kuzeyden güneye 28 km.ye ulaşan genişliği ile kendi sınırlarıyla bir dik kenar üçgeni andırır. Yazları kurak ve sıcak, kışları nispeten ılık geçer.

Ulaşım
Ulaşım, asfalt yolla sağlanmaktadır. Mevcut karayolu, trafik akışını sıkıntıya sokmakta ve bu karayolu ihtiyaca cevap vermediğinden dolayı bu sıkıntının giderilmesi için Akçakale-Şanlıurfa yolunun duble yol haline getirilmesi çalışmaları devam etmektedir. Stabilize köy yolu ile İlçenin her yöresine her mevsimde ulaşmak mümkündür.

Ekonomik Durumu
İlçe ekonomisi genel olarak eskiden beri tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. İlçe genelinde 1.028.288 dekar tarıma elverişli arazi bulunmaktadır. Başlıca meyve ağaçları Fıstık, Nar ve diğer muhtelif ağaçlar mevcut olup, bunların çoğu meyve vermektedir. İlçe tarımında GAP’ın kısmen devreye girmesi ile birlikte bir hareketlilik dinamizm görülmektedir.
Özel kuyular, DSİ ve Sulama birliklerinin kuyularından 580.000 dekar arazi sulanmaktadır. GAP’ın öngördüğü rakamlar bunun dışındadır. Geniş ve düz bir ova görünümü arz eden İlçe topraklarının tarıma elverişli olduğu eskiden beri bilinen bir gerçektir. Tarıma elverişli alanda buğday, arpa, mısır, pamuk vb. ekim yapılmaktadır. Bunlara ilaveten sulu tarım yapılan alanlarda da İlçenin ihtiyaçlarını karşılayacak kapasitede sebzecilik yapılmaktadır. Meyvecilik ve bağcılık İlçede hızla ilerlemektedir. Ayrıca hayvancılık da başlıca geçim kaynağıdır.

Önemli Yerler

Cudi Şehri Ve Cudi Dacı
Urfa'dan Akçakale’ye giden yolun 32. kilometresin­den itibaren 5 kilometre batıya doğru giderek, Cudi deresine ulaşabilirsiniz. Cudi deresinin başlangıcından güneye doğru, vadiyi izleyerek giderseniz, Cudi dağı­na ve Cudi Şehri kalıntılarına ulaşabilirsiniz. 500x500 m2'lik arazide, tarihi şehrin kalıntıları, birçok taş oca­ğı, kaya mezarlar, hamam ve kule kalıntıları görülebi­lir. Cudi deresi boyunca büyük taş ocakları da bulun­maktadır. Taş ocaklarından çıkan taşlar, Harran'ı da kapsayan komşu yapılarda kullanılmıştır.



cudi şehri ve cudi dağı
CUDİ ŞEHRİ VE CUDİ DAĞI
Urfa'dan Akçakale'ye giden yolun 32. kilometresinden itibaren 5 km batıya giderek cudi deresine ulaşabilirsiniz. Cudi deresinin başlangıcından güneye doğru vadiyi izleyerek giderseniz cudi dağına ve cudi şehri kalıntılarına ulaşabilirsiniz.
Halk tufandan sonra Hz. Nuhun gemisinin Cudi dağına indiğine inanmaktadır. Bu dağ deniz dalgalarını andıran çok değişik bir yüzey şekline sahiptir. Yöre halkı bu konuda kesin kanaate sahiptir.

Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
500x500 m2 lik arazide tarihi şehrin kalıntıları, birçok taş ocağı, kaya mezarlar hamam ve kule kalıntıları görülebilir. Cudi deresi boyunca büyük taş ocakları da bulunmaktadır. Taş ocaklarından çıkan taşlar Harran'ıda kapsayan komşu yapılarda kullanılmıştır.

selam ile
cemre isimli Üye simdilik offline konumundadir
 
Alinti ile Cevapla
Alt 19-01-2008, 00:36   #3 (permalink)
Moderator
 
cemre - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Bilgiler


Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 1,207
Ülke: Ülke Bayrağı - turkey
Tecrübe
Tecrübe Puanı Gücü : 5
Tecrübe Puanı : 355
Tecrübe Puanı Seviyesi : cemre is just really nicecemre is just really nicecemre is just really nicecemre is just really nice
İletisim
Standart




BOZOVA

Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, Şanlıurfa İline bağlı bir ilçe olan Bozova, batısında Halfeti, güneybatısında Birecik, güneyinde Suruç, güneydoğu ve doğusunda Şanlıurfa Merkez, kuzeydoğuda Hilvan ilçeleri, kuzeyinde de Adıyaman ili ile çevrilidir. Şanlıurfa’nın batı kesiminde yer alan ilçenin kuzeyi ve doğusu dağlık, güneyi daha alçak ve düzlüktür. İlçenin batısını Arat dağlarıının uzantıları, güneyini de Kaplan Dağları engebelendirir. İlçenin kuzeydoğusu ise Hilvan Ovasının devamı niteliğindedir.

İlçe topraklarını Fırat Irmağının kollarından Bitik Deresi ve Macunlu deresi sulamaktadır. İl merkezine 38 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 1.550 km2, toplam nüfusu 26.756’dır.

İlçenin bitki örtüsü Step görünümündedir. Dere boylarında söğüt, kavak gibi ağaç toplulukları görülmektedir. Karasal İklimin hüküm sürdüğü ilçede, yazları kurak ve çok sıcak, kışları yağışlı ve kısmen ılıman geçer.

İlçe ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında, kenevir ve meyve gelmektedir. Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamında olan Şanlıurfa ve ilçelerinde tarım üretimi sürekli artış göstermektedir. Hayvancılık ilçe halkının birinci derecede geçim kaynağı olup, dağlık ve engebeli kesimde sığır, koyun ve keçi yetiştirilir. Yağ, peynir, yün ve kıl üretimi çok önemlidir.

Bozova’da Neolitik (MÖ.10000-5500), Paleolitik ve Kalkolitik Çağlardan (5500-3200) bu yana yerleşimin olduğu Şaşkan (İğdeli) Köyü yakınlarındaki küçük ve büyük Şaşkan höyükleri arasında kalan arazide yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen bulgulardan anlaşılmıştır. Gölbaşı’nda yapılan kazılarda, Orta Paleolitik Çağa ait el baltaları ve çakmaktaşından yapılmış araçlar bulunmuştur. Biris Mezarlığında ele geçen çakmaktaşından yapılmış kazıyıcı ve diğer buluntular Neolitik Çağa, Söğüt Tarlasında bulunan seramik ve çakmaktaşı gereçler ise Kalkolitik Çağa tarihlenmiştir. Cümcüme Köyü’ne 2 km. uzaklıktaki Kurban Höyük’ün Kalkolitik Çağa, Lidar Höyük’ün ise Kalkolitik Çağ’a ve İlk Tunç Çağına ait (MÖ 3200-1800) buluntularla karşılaşılmıştır.

Asur tabletlerine göre Bozova MÖ.2000’lerde Hurriler ile Mitannilerin yerleşim yeri olmuştur. Hititler Mitanni krallığını ortadan kaldırdıktan sonra yöreye yerleşmişler, MÖ.XI.yüzyıldan sonra da Mezopotamya’dan kuzeye doğru göç eden Aramiler buraya yerleşerek Bit-Adini Krallığını burada kurmuşlardır. MÖ.857’de Asurlulara bağlanan ve sonra Medlerin saldırısına uğrayan yöre, bir süre Babillerin egemenliği altında kalmıştır. MÖ.VI.yüzyılda Persler yöreye hakim olmuş ve buranın ticaretinin ve tarımının gelişmesinde büyük payları olmuştur. MÖ.IV.yüzyılda Büyük İskender Persleri Anadolu’dan çıkardıktan sonra yöreye de hakim olmuştur. İskender’in ölümünden sonra da Seleukosların hakimiyetine girmiştir.

Seleukoslardan sonra Mısırlılar, ardından Aramiler yöreyi ele geçirmiştir. MÖ.132’de burada Abgar, sonra da Osrhoene olarak isimlendirilen bir krallık kurulmuştur. Ermeni Krallığı yönetiminde yağmalanan, bir süre Partların denetiminde kalan Osroene Krallığı MÖ.I.yüzyıl sonlarında Romalılara bağlanmıştır. Romalılar ile Partlar arasında zaman zaman el değiştiren Osroene Krallığı, MS.117’de tamamı ile Roma’nın egemenliğini kabul etmiştir. Yöre III.yüzyıl ortalarında Sasanilerin, VII. Yüzyılda Arapların saldırısına uğramış, X.yüzyılda Bizanslılarla Mervaniler arasında el değiştirmiştir.

Bizans’ın hakim olduğu dönemde Ermeni komutanı Philaretos’un yönetimine girmiş, bunu Selçuklu ve Kilikyalı Thoros’un yönetimi izlemiştir. 1144’te Musul Atabeklerinden Zengilerin, 1182’de de Eyyubilerin yönetimine girmiş, 1232’de Mısır Eyyubilerine bağlanmıştır. Anadolu Selçukluları ile zaman zaman el değiştiren yöre Moğollar tarafından yağmalanmıştır. Anadolu Selçuklularının yıkılmasından sonra da Türkmen aşiretleri buraya yerleşmiş, 1399’da Timur’un, XV.yüzyıl başında da Akkoyunluların eline geçmiştir. Memluklular 1429’da yöreyi yağmalamış, ardından Safaviler yöreye egemen olmuş, 1517’de Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Bozova ve çevresi Asurlular döneminde Asuranianu, Romalılar ve Ermeniler döneminde Tormenapa, Araplar döneminde Telhüvek, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Yaylak olarak isimlendirilmiştir.

Osmanlı döneminde Yaylak adı ile anılan Bozova, Cumhuriyetin ilk yıllarında bir bucak iken, 1926’da Belediye teşkilatı kurulmuştur. 1930’da Urfa’ya bağlı ilçe konumuna getirilerek ilçe merkezi, eski adı Hüvek olan bugünkü yerine taşınmıştır.

İlçeden günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Kurban Höyük, Titriş Höyük, Lidar Höyük ve Titriş kervansarayı bulunmaktadır.

selam ile
cemre isimli Üye simdilik offline konumundadir
 
Alinti ile Cevapla
cemre adlı üyemize teşekkür eden(ler):
baran (22-07-2008)
Alt 19-01-2008, 21:49   #4 (permalink)
Moderator
 
cemre - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Bilgiler


Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 1,207
Ülke: Ülke Bayrağı - turkey
Tecrübe
Tecrübe Puanı Gücü : 5
Tecrübe Puanı : 355
Tecrübe Puanı Seviyesi : cemre is just really nicecemre is just really nicecemre is just really nicecemre is just really nice
İletisim
Standart




CEYLANPINAR

MÖ. XV. yüzyılda Mitanni Krallığı’na bağlı olan yöre, daha sonra Asurluların eline geçince Riş Ayna olarak çağrılmış ve bu isim Süryaniceye Reş Ayna olarak geçmiştir. Bu isim daha sonra Arapçaya Ras el-Ayn (Kaynakbaşı) olarak geçmiş ve zamanımıza kadar gelmiştir. Ceylanpınar, 639 yılında Iyad b. Ganem tarafından Urfa ve Harran’dan sonra ele geçirilmiştir. Bizans imparatoru l.ioannes Çimişkes, 959 yılında Diyarbakır ve Nusaybini ele geçirdikten sonra Ceylanpınarı da yağma ve tahrip etmiştir. Ocak 1394 yılında Suriye Seferine giden Timurun da yağma ve tahribine maruz kalmıştır. 1921 yılında Türkiye-Suriye sınırı çiziminden sonra ülkemizde kalan kısmına Ceylanpınar adı verilmiş ve 1981 yılında ise ilçe yapılmıştır.

Ulaşım
İl merkezine 141 km. uzaklıkta olup, ulaşım karayolu ile sağlanmaktadır. İlçenin güneyinde yani Suriye sınırında demiryolu ağı bulunmaktadır.

Ekonomik Durum
Ceylanpınar ekonomisi tarıma dayanmaktadır. Tarım İşletmesi arazisi olarak kullanılan alanlarda verimli ziraat ve hayvancılık yapılmaktadır. Tarım modern usullerle yapılmaktadır. Tarım Reformu Genel Müdürlüğü'ne ait olan 111.048 dekar arazi 1998 yılından itibaren planlı olarak hak sahiplerine dağıtılmıştır..
Ekonomide, tarımdan sonra ikinci büyük pay hayvancılığa ait olup, büyük ölçüde Tarım İşletmesi tarafından yapılmaktadır. Ticaret üçüncü sektör durumundadır. Ticaret daha ziyade küçük esnaflarca yürütülmekte ve büyük tüccar bulunmamaktadır. Halkın devlet memuru olma arzusu yüksektir. İlçede kooperatifçilik gelişmemiştir.
Ceylanpınar'da Ziraat Bankası bulunmaktadır. Halk Bankası ise kapanmıştır. Ziraat Bankası on-line sistemine sahip olup, yurdun her tarafı ile bilgisayar bağlantısı vardır.

Ceylanlar
Anavatanı Ortadoğu ve Kuzey Afrika olan ve boyu 60-90 cm arasında değişen Ceylanlar, Türkiye’de sadece Şanlıurfa’da yaşamaktadır. Kuraklığa ve sıcaklığa oldukça dayanıklıdır. Açık kahverengi ve kum taneleri renginde olup, boynuzları yay biçiminde; şarkılara konu olan güzel gözlere sahiptirler. Çok eskilerde sürüler halinde gezerlerdi. Bilinçsiz avlanma sonucu sayıları hızla azalmış ve koruma altına alınmak zorunda kalınmıştır.



Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var


HALFETİ


M.Ö. 855 yılında Asur Kralı II. Salmanassar tarafından zapt edildiğinde Şitamrat adını taşıyordu. Yunanlılar bu adı Urima diye değiştirdiler. Süryaniler ise, Kala Rhomeyta ve Hesna’d Romaye adlarını kullanmışlardır. Araplar, Kalatül Rum adını kullanmışlardır. Xl. Yüzyılda Bizanslıların eline geçince de Halfeti’nin adını Romaion Koyla olarak değiştirdiler. 1280 yılında Beysari komutasındaki Memluk Ordusu tarafından kuşatılmış, sonuç alınamayınca, şehirdeki Hıristiyan mahalleleri beş gün süre ile yağmalanmıştır. 1290 yılında bu kez Memluk Sultanı Eşref tarafından fethedildi ve son kez Memlükler tarafından tamir edilen şehre Kalat-ül Müslimin’ adı verildi. Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlılara geçen Halfeti, günümüzde de kullanılan Urumgala ve Rumkale” adlarını alarak 1954 yılında ilçe haline getirilmiştir.

Halfeti ilçesinin il merkezine uzaklığı 120 Km'dir. Yukarı Göklü adlı bir kasabası 35 köyü ve 34 mezrası vardır. Arazisinin büyük çoğunluğu Birecik Barajı suları altında kaldığından Halfeti, Karaotlak bölgesine taşındı.

Rumkale
Rumkale
Tarihî Rumkale şehrinin MÖ: 855'te Asur kralı Salmanasar III tarafından kurulduğu zikredilmektedir. Şehir İslâmiyet öncesi dönemde olduğu gibi İslâmî dönemde de önemli rol oynamıştır.

Güneydoğu Anadolu erken dönemde Müslümanların eline geçmesine rağmen Rumkale stratejik konumundan dolayı 1292 yılına kadar Müslüman toprakları içerisinde fethedilemeyen bir yer olarak kaldı. Bu stratejik konumu kale hakimiyetine dayalı bir idare anlayışı benimseyen Mısır Memlûkları tarafından kullanılarak bu devletin kuzey sınırlarının bir üssü haline getirildi. Ancak bu stratejik konum Suriye merkezli iç muhalefetin de bir dayanağı oldu.

Bu çerçevede kendisini sultan ilân eden Memluk komutanlarından Çekem bu şehre de hâkim olmuş ve bugünkü Halfeti ilçesinin Çekem mahallesi (eski köy) ismi onun hatırası olarak kalmıştır. Ancak Rumkale (Halfeti)'deki Memlûk izleri Çekem ismi ile sınırlı olmayıp Birecik Baraj gölü altında kalan birçok eser vardır.


Halfeti'nin Siyah Gülü
Türkiye'de sadece Halfeti'de yetişen "siyah gül"ün, Fransa'dan Türkiye'ye getirildiği ortaya çıktı. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Turhan Baytop'un araştırması sonucunda, siyaha yakın koyu kırmızı renkli Halfeti Gülü'nün 1859 yılında Fransız gül yetiştiricisi Guillot tarafından üretilen "14. Louis" türü olduğu belirlendi. Türkiye'de "Siyah gül" olarak bilinen tür üzerinde araştırma yapan Prof. Dr. Baytop, Halfeti'de yetiştirilen siyah güllerle ilgili bilgi ve fotoğrafları güller üzerine özel araştırmaları bulunan İngiliz botanikçi Martyn Rix'e gönderdi. Rix, yaptığı incelemeler sonucunda, "Siyah Halfeti Gülü"nün, 1827-1893 yılları arasında yaşamış ünlü gül yetiştiricilerinden J. B. A. Guillot tarafından 1859 yılında Lyon'da üretilen "14. Louis" türü olduğunu tespit etti. Halfeti'de yetiştirilen Siyah Halfeti gülünün ne zaman ve nereden geldiği bilinmiyor. Siyaha yakın koyu kırmızı renkli, yarı katmerli ve kokulu olan bu gül türü, ilk ve sonbaharda çiçek açıyor. 1-1,5 metre yükseklikte bir çalı olan bu türün çiçekleri, 6-7 santimetre çapında bulunuyor.

Mezopotamya Sümbülü (Liliaceae (Zambakgiller)
(Mezopotamya sümbülü)
Bitkinin önemli özellikleri: Bitki ilk kez 1888 yılında Alman eczacısı ve bitki toplayıcısı Paul Sintenis tarafından Halfeti’den toplanmış ancak 1977 yılında Speta tarafından bilim dünyasına tanıtılmıştır. Tek lokaliteden bilinen ve 116 yıl kayıp olan bu bitki ikinci defa bu çalışmayla tekrar keşfedilmiştir. ilk kez bu bitki Mezopotamya’dan toplandığı ve sadece bu bölgeye özgü olduğu bilindiğinden adını da bölgeden almakta ve Mezopotamya sümbülü” olarak bilinmektedir. Tüm dünyada yalnızca Şanlıurfa’da yetişen endemik bir bitkidir. (Yrd. Dr. Hasan AKAN Harran Üneversitesi)



Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var



Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var


HARRAN
Harran Tarihi
Harran tarihiyle ilgili en doğ­ru bilgiler arkeolojik kazılardan elde edilen buluntulara dayan­maktadır ve M.O. V bin yıldan beri kesintisiz yerleşim vardır. Harran adına ilk defa, Kültepe ve Mari'de bulunan M.Ö. aynı ait çivi yazılı tabletlerde "Har­ra-na" veya "Ha-ra-na" şeklin­ de rastlanılmaktadır. Suriye’de bulunan Ebla tabletlerinde ise Harran'dan "Ha-ra-an" olarak bahsedilmektedir. M.Ö. 18. yüzyıla ait bir Mari tabletinde; Harran'daki SiN mabedinde Hitit Kralı ŞUPPiLULİUMA ile Mi­tanni Kralı MATiVAZA arasında ay tanrısı SİN ile güneş tanrısı ŞAMAŞ'un huzurunda bir anlaşma yapıl­dığından bahsedilmektedir.

Bu tarihi belgelerden anlaşıldığına görc, Harran adı 4.000 yıldan beri değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Harran adı, Sümerce ve Akat'ça "Seyahat Ker­van" anlamına gelen "Haran-u" dan gelmektedir. Bazı kaynaklar bu kelimenin kesişen yollar veya çok şiddetli sıcak anlamına geldiğini de kaydetmektedirler.

Harran, Kuzey Mezopotamya'dan gelerek batı ve kuzey batıya bağlanan önemli ticaret yollarının kesiş­tiği bir noktada bulunmaktadır. Bu özelliğinden dola­yı Harran, Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Asur'lu tüccarlarında önemli uğrak yerlerinden biri idi. Anadolu'dan Mezopotamya’ya Mezopotamya'dan da ı Anadolu’ya olan ticaret binlerce yıl Harran üzerinden yapılmıştır. Bu da zengin ve köklü bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuştur.

Harran; Ay, Güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin (Sabiizm) önemli merkezi olması yönüyle de ünlü idi. Bu nedenlerdir ki Harran'da Astronomi ilmi çok ilerlemiştir.
Asur, Babil ve Hitit devirlerinden beri Harran'da süregelen Sabiizm varlığını M.S. XIII. yüzyıla kadar sürdürebilmiştir. Bu nedenle Hıristiyanlar Harran'a Putperest şehri anlamına gelen "Hellenopolis" adını vermişlerdir. Dünyadaki üç büyük felsefe ekolünden birisi "Harran ekolü"dür. Harran’da birçok büyük bilgin yetişiştir. Devrin en büyük Matematikçilerinden,Tabiplerinden ve Yunan filozoflarının eserlerini Arapça’ya çevirenlerden 821 doğumlu sabit bin Kurra, Dünyadan Ay'a olan uzaklığı doğru olarak hesaplayan Battani (Avrupalılar Albetegni ve Albatainus derler), Yunan filozoflarının maddenin bölünebilen en küçük par­çasının (atom) parçalanamaz olduğuna dair iddialarını kabul etmeyen, oysa bölünmez kabul edilen bu parça­nın müthiş bir enerji ile parçalanarak Bağdat gibi bir şehri yıkabileceğini söyleyen ve böylece Atom'un mu­cidi sayılan Cabir bin Hayyan, Şeyhülislam İbni Tey­miye Harran'daki okullarda yetişmiş dünyaca Ünlü bazı alimlerdir. Hanbeli Mezhebi’nin de önemli bir mer­kezi durumundadır.

Emevi hükümdarlarından II. Mervan, Harran'ı dev­letin başkenti yapmıştır. Emevi Yönetimi 750 yılında Abbasilere yenilerek Harran’da sona ermiştir. Abbasi hükümdarı Harun Reşit zamanında kurulan "Harran Üniversitesi" dünyada büyük bir ün kazanmıştır.

Fatımiler, Zengiler, Eyyübi­ler ve Selçuklular gibi İslam Devletlerinin yerleşmelerine sahne olan Harran, 1260 yılı başlarında Moğollar tarafın­dan işgal edildi. 1272 yılında Moğollar burayı ellerinde tu­tamayacaklarım anlayınca Harran'ın Camiini, surlarım ve kalesini yıkıp yakarak ken­ti tahrip ettiler. Bundan sonra Osmanlı döneminde dahi Harran eski parlak günlerine bir daha dönemedi.

Harran, Cüllab ve Karako­yun ırmaklarının suladığı bir ovada kuzey Mezopotamya da kurulmuştur. Harran ovası bir ağ gibi su kanalları ile örülmüş bir tarım sahası idi. 1184 yılında Harran'ı ziyaret eden seyyah İbni Cübeyr, burasının gölgelik ve ağaçlık ol­duğunu, çeşitli meyve ve sebzelerin yetiştiğini ancak uzun süren bir kuraklık sonucunda da harap olduğunu söylemektedir.

13. yüzyıla ait seyahatnamelerde Harran'da 4 medre­se (Üniversite), 1 Hastahane, 1 düşkünler yurdu ve 8 hamamın bulunduğundan söz edilmektedir.

Bugün Cüllab ve Karakoyun ırmakları kurumuş ol­duğundan, Han-an sudan ve yeşilden mahrum bir ova­nın ortasında 5000 yıllık tarihi ile ayakta durmaktadır. Tipik evleri, höyüğü, kalesi, şehir surları ve çeşitli mi­mari kalıntıları, geceleyin gökyüzünde pırıl pırıl yıl­dızları ile turistlerin büyük ilgisini çekmektedir. Ata­türk Barajı ve Urfa Tünelleri vasıtasıyla Harran Ova­sına akıtılacak olan Fırat Nehri, Harran'ı tarihteki ye­şil ve verimli günlerine kavuşturacaktır.

Harran evlerinden görünüm

HARRAN ADI
Harran adına Ebla, Kültepe ve Mari tabletlerinde; "Har-ra-na", "Ha-ra-na", "Ha-fa-an" şeklinde rastlan­maktadır. Arapça' daki "Harr" kelimesi ile de izah edenler vardır. Harran çok kısa bazı dönemlerde Car­hai, İjakmessa ve Hellenopolis isimleri ile de alınmış­tır.

HARRAN Hz. İBRAHİM'İN ŞEHRİ
Tarihçiler kentin Nuh Peygamber'in torunların­dan Kaynan'a veya İbrahim Peygamber'in kardeşi veya am­cası Harran'a bağlarlar. 13. yüzyıl tarihçilerinden İbn Şed­dad, Hz. İbrahim'in Filistin'e gitmeden önce bu şehirde otur­duğunu yazmaktadır. Bu ne­denle Harran'a Hz. İbrahim'in kenti de denildiğini, Harran'da, İbrahim Peygamberin evinin adını taşıyan bir mescidin, onun otururken yaslandığı on.. taşın var olduğunu söylemektedir.


Harran evleri
HARRAN EVLERİ
Harran'ın en çok ilgi çeken yanı külah biçimindeki kemik kubbeli tipik evleridir. Harran denilince hemen bu evler akla gelir. Harran hara­belerindeki antik mimari kalıntı­lardan toplanan tuğlalarla köylü­ler tarafından yapılan bu evler, kare bir alanın üzerini örten külah biçiminde bir kubbeden oluşmaktadır. Yan yana gelen tek kubbeler iç kısımda kemerlerle birbirlerine bağlanmış ve içeride geniş bir oturma mekanı elde edilmiştir. Bölgenin iklimine uyumlu olan bu evler yazın serin kışın sıcaktır.
Harran'ın bu evlerinde tavukların daha çok yumurtladığı, at gi­bi bazı hayvanların daha uysal olduğu, kuru soğanların daha çabuk filizlendiğini, yiyeceklerin bozulmadığı halk arasında söylemektedir.

ŞEHİR SURLARI
Harran'ı çevreleyen yaklaşık 4 km. uzunluktaki şehir surları bugün görülebilir bir şekilde ayakta durmaktadır. 187 adet burcu bulunan surların; Batıda Halep Kapısı, kuzeyde Anadolu Kapısı (Rum Kapısı), doğuda Aslan­lı Kapı, Musul Kapısı ve Bağdat Kapısı, güneyde Rak­ka Kapısı olmak üzere toplam 6 kapısı vardır. Bu kapı­lardan Halep Kapısı ayakta olup diğerleri yıkılmıştır.


Harran kalesi
HARRAN KALESİ
Kentin güneydoğusundan yer alan Harran Kalesi şehir surlarına bitişik olarak inşa edilmiştir. Çeşitli dönemler­de hükümdarlık sarayı olarak kullanılan üç katlı kale yer yer yıkılmış bir durumdadır. 1059 yılında İslam Devlet­lerinden Fatımiler tarafından restore edilerek yenilenen Harran Kalesinin esas inşa tarihi bilinmemektedir.

MECMA KAPISI
Han-an'ın kapılarından birinin adının MECM KA­PISI olduğu kaydedilmiştir. Bu kapının üzerinde de şöyle bir sözün yazılı olduğu belirtilmiştir.

"MEN AREFE TE'ELLEHE" KENDİNİ BİLEN İLAHİLEŞİR.

AZER 'İN HEYKELLERİ
Bazı kaynaklar, Harran'da Hz. İbrahim'in babası Azer'e ait olan heykellerin olduğu 4 depodan bahseder­


Harran ulu camii
FİRDEVS CAMÜHARRAN ULU CAMİİ
Harran Höyüğü’nün kuzey doğu eteğinde yer alan Ulu Cami, Emevi Hükümdarı LL. Mervan tarafından 744-750 yılları arasında yaptırılmıştır. Bazı kaynaklar­da "Cami-el Firdevs" (Cennet Camii) veya "Cuma Ca­mii" olarak da geçer. Harran Ulu Camii Anadolu'nun en eski, en büyük ve en zengin taş süslemeli camii idi.
Mihraba paralel üç sütun sırasıyla dört sahına ayrıl­mış olan caminin kubbesinin bulunmadığı, üzerinin ta­mamının ahşap çatıyla örtülü olduğu, bir yangın neti­cesinde bu örtünün çöktüğü arkeolojik kazıdan elde edilen buluntulardan anlaşılmaktadır.
Bugün caminin kitabeli doğu duvarı, kıble duvarı, mihrabı, cami İç mekanına giren orta kemeri ve kare gövdeli minaresi ayaktadır. Zengin taş süslemeli çok sayıdaki sütun başlığı ve kemer taşları gibi mimari parçalar caminin kalıntıları arasındadır.


Harran höyüğü
HARRAN HÖYÜĞÜ
Tel İbrahim-İbrahim Tepesi
1885 tarihli Halep salnamesinde bu tepe Tel İbra­him diye adlandırılır.
Harran kentinin ortasında yer alan höyükte, ilk arke­olojik araştırmalara 1951 yılında Türk İngiliz ortak ça­lışmalarıyla başlanılmıştır. O tarihten 1983 yılına ka­dar bu tarihi kente ilgisiz kalınmıştır.




HARRAN KAZILARI
1983 yılında Arkeolog Dr. Nurettin Yardımcı baş­kanlığında kazılar yeniden başlamıştır. Önce kale ve çevresi temizlenmiştir. Burada Emevi, Eyyubi ve Selçukluların ait seramik ve sikkeler bulunmuştur. Firdevs (Ulu) Camii ve çevresi temizlenmiş ve Babil Kralı Na­bonid' e ait bir stel bulunmuştur. Diğer bir buluntu ise birçok adak kitabesinden birisidir. Kral Nabonid (M.Ö. 555-539) Sin Mabedinin yapılışı ile ilgili kita­bedir. Ayrıca çok sayıda eski ve orta tunç çağına ait pişmiş toprak figürler, taş ağırlıklar, öğütme taşları ve bronz eserler bulunmuştur.
İslami devirlere ait sikkeler, çok kaliteli sırlı ve boyalı seramikler de bulunmuştur
7. yy.'dan 13. yy.'la kadar olan islami devirlere ait yapılardaki açmalarda ise; dar sokaklar bitişik nizamlı avlulu evler ile kent kalıntısı­na ulaşılmıştır. Hemen her evdeki su kuyuları, kanalizas­yon sistemleri, basamaklı ve kapak taşlı tuvaletler, banyo odaları, değirmenleri, zahire depoları ile düzenli ve ihti­şamlı bir şehir ve mimari ile karşılaşılmıştır.

Hayat-el harrani hazretleri
ŞEYH HAYAT-EL HARRANİ
Şeyh Hayat-el Harrani 12. yüz­yılda yaşamış İslam veli ve alimlerindendir. Sağlığında kendisini bir çok hükümdar ve komutan zi­yaret etmiştir. M.S. 1185 tarihin­de Harran'da vefat edince türbesi 1195 tarihinde Harran surlarının kuzeybatı dışarısındaki mezarlı­ğa inşa edilmiştir. Türbe çok sa­yıda ziyaretçi çekmektedir. Hz. İbrahim'in babası Azer'in de bu­raya defnedildiği söylenmektedir.

ÖREN YERLERİ
Aynı yol güzergahında bulunan ve bir günlük tuda igezi1mesi mümkün olan Harran, Han-el Bağrur, Şuayb Şehri, Soğmatar Harabeleri ve Eyyüb Nebi Köyü Urfa'daki ören yerlerinin en önemlileridir.

Bazda mağaraları
Bazda Mağaraları
Harran-Han el-Ba’rür yolunun 15. ve 16. km.’lerinde, yolun solunda ve sağındaki dağlarda tarihi taş ocakları bulunmaktadır. Bunlardan 16. km.’de, yolun sağındaki köy içersinde “Bazda”, “Albazdu”, “Elbazde” yada “Bozdağ” Mağarları adıyla anılan iki taş ocağı görülmeye değer özellikler taşımaktadır. Çevredeki Harran, Şuayb Şehri ve Han el-Ba’rür yapıları için yüzlerce sene taş alınması neticesinde her iki mağara çok sayıda meydan, tünel ve galeriler meydana gelmiştir. Bunlardan bilhassa büyük olanı, yer yer iki katlı bir şekilde oyulmuş ve yükseklikleri 10-15 metreye varan ayaklar bırakılarak ortada meydanlar oluşturulmuştur. Ayrıca uzun galeri ve tünellerle dağın çeşitli yönlerine doğru çıkışlar sağlanmıştır.
Çok geniş bir alana yayılan dağın dış cephelerinde taş kesilmesi nedeniyle büyük oyuklar meydana gelmiştir. Anadolu’nun belki de en büyük en gizemli ve gezilmeye değer bu tarihi taş ocağının belli bölümlerinin 1250 yılında “Abdurrahman el-Hakkâri”, “Muhammed İbni Bakır”, “Muhammed el-Uzzar” gibi şahıslar tarafından işletildiği, kayalara yazılmış Arapça kitabelerden anlaşılmaktadır

Han-el bağrur kervansarayı
HAN-EL BA'RÜR KERVANSARAYI
Selçuklu dönemine ait olan bu kervansaray Harran ören yerinin 20 km doğusundaki Göktaş köyünde bulunmaktadır. Yolu şose Olup, otomobil ve otobüsle gidilebilir.
Kervansaray’ın kuzey cephesindeki portal kitabesinde 1128-1129 tarihinde EI Hac Hüsameddin Ali Bey İmad Bin İsa tarafından yaptırıldığı yazılıdır.
Ticaret kervanlarının konakla­ması için inşa edilmiş olan Han-el Barür klasik Selçuklu kervansarayları planındadır. Kervansaray’a giriş kuzey cephesindeki anıtsal portaldan olmaktadır. Giriş eyvanının sağında mescit, solunda mu­hafız odası bulunur. Kare avlunun etrafı ahırlar, kışlık ve yazlık oda­larla çevrilmiştir. Kuzey batı köşe­sinde ise hamam bulunmaktadır.
Düzgün kesme taşlardan bir kale görünümünde inşa edilmiş olan bu tarihi yapı günümüzde harab bir du­rumdadır. Ancak bir bölümü ŞUR­KAV tarafından restore edilmiş ve mescidi de ibadete açılmıştır.

Şuayb şehri
ŞUAYB ŞEHRİ HARABELERİ
Harran’a 45 km, Han-el Ba’rür Kervansarayına 25 km mesafede tarihi bir kent kalıntısıdır. Yolu şosedir, otobüsle gidilebilir.
Buradaki yüzlerce kaya mezarı üzerine kesme taşlardan yapılar inşa edilmiştir. Bu yapıların bazı duvar ve temel kalıntıları günümüze kadar gelebilmiştir. Oldukça geniş bir alana yayılan bu tarihi kentin etrafı yer yer izleri görülebilen surlarla çevrilidir.
Şuayb Şehri harabeleri arasında bir mağara ev, Şuayb Peygamberin makamı olarak çok sayıda ziyaretçi çekmektedir.

sogmatar
SOĞMATAR HARABELERİ
Harran’a 60 km, Şuayb Şehri’ne 15 km uzaklıktadır. Yolu şosedir. Otomobil ve otobüsle gidilebilir. Soğmatar’da bir höyük ve bunun üzerinde MS II. Yüzyıla ait kalenin duvar ve burç kalıntıları ile köy içerisinde tapınak kalıntıları bulunmaktadır.
Kökü Harran Sin kültürüne dayanan Sabiizmin ve baştanrı Marilaha’nın kültür merkezi olduğu bilinen Soğmatar ören yerinin en önemli kalıntısı baştanrı ve mukaddes gezegenlere ibadet edilerek kurban kesilen açık hava mabedidir.Kayadan oyma diğer bir mağara mabedin duvarlarında o dönemden kalma yazılar ve gezegenleri tasvir eden insan rölyefleri bulunmaktadır. Ayrıca kalenin batısında bulunan açık hava mabedi üzerindeki kayalarda tanrıları tasvir eden insan rölyefleri ve yazıları işlenmiştir.
soğmatar

Sene Mağara (Senem Mağara-Sanem Mağara)
Soğmatar'ın 1 km. kuzeyinde yeral, Büyük Sene Mağa Köyü'ndeki mevc mimari kalıntılar i kayadan oyma yapıl burasının Hristiyaı lığın ilk yüzyıllarını önemli bir merkez olduğunu göstermektedir.


HARRAN KALESİ

Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var


SELAMETLE
cemre isimli Üye simdilik offline konumundadir
 
Alinti ile Cevapla
Alt 19-01-2008, 21:57   #5 (permalink)
Moderator
 
cemre - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Bilgiler


Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 1,207
Ülke: Ülke Bayrağı - turkey
Tecrübe
Tecrübe Puanı Gücü : 5
Tecrübe Puanı : 355
Tecrübe Puanı Seviyesi : cemre is just really nicecemre is just really nicecemre is just really nicecemre is just really nice
İletisim
Standart




HİLVAN



Tarihi

Osmanlı döneminde 1820 yılında yöredeki göçebe aşiretlerin yerleşmesiyle “Karacurun” adıyla kurulan köy, sonraki yıllarda başka aşiretlerin de gelmesiyle gelişmiş ve 1926 yılında 877 Sayılı Kanunla Şanlıurfa’ya bağlanarak “HİLVAN” adını almış ve İlçe merkezi olmuştur. Arapça asıllı bir kelime olan Hilvan’ın sözlük anlamı ‘Bağış’ olup, Meyveleriyle ünlü belde anlamına da gelmektedir İlçe merkezinin içme suyu şebekesi ve imar planı 1958 yılında yapılmıştır..

Hilvan Şanlıurfa’nın kuzeyinde, Şanlıurfa-Diyarbakır karayolu üzerinde olup, Şanlıurfa’ya 56 Km, Diyarbakır’a 130 Km uzaklıktadır. Doğusu Siverek İlçesi 38 Km, kuzeybatısında Atatürk Barajı Gölü 10 Km ve batısı Bozova İlçesi 50 Km ile çevrilidir.

Hilvan’ın rakımı 600 metre olup, en yüksek noktası 800 metre olan Korçik Tepesidir. İlçenin yüzölçümü 1278 Km2’dir.Fırat Nehri kıyısına yakın bölgelerde arazi kısmen engebeli ve kayalıktır. Diğer kısımları ise düz ova görünümündedir.

Hilvan’ın bazı köylerinde höyüklere rastlanılmaktadır. Bu höyüklerin arasının ova şeklinde olması nedeniyle çevre emniyetinin sağlanması amacıyla gözetleme yeri olarak yapıldığı sanılmaktadır.



Nevala Çori

Nevala Çori, Fırat’ın doğu kıyısında ve onun bir kolu olan Kantara Deresi’nin yanında yer alır. Hilvan’a bağlı olan Kantara Köyünün sınırları içindeki bu yerleşme yeri, kireç bir tepenin altında uzunluğu 100 metre, genişliği 50 metre olan kurumuş iki dere tarafından sınırlanan bir terasın üzerinde bulunur. Şanlıurfa Müzesi ile Almanya/Heidelberg Üniversitesi arasında ortaklaşa 1983 yılında başlatılan Nevala Çori kazı çalışmaları, 1989 yılında kazı alanı genişletilerek devam etmiş ve 1991 yılında baraj sularının yükselmesi nedeniyle sona erdirilmiştir. MÖ. 8000-7000, M.Ö.3000-2800 yıllarında sürekli olarak iskan edilen bu anda küçük buluntu olarak çakmaktaşından yapılmış ok uçları ve kazıcı aletler bulunmuştur. Bunun yanında, kadın ve erkek figürinleri, kireçtaşından hayvan figürinleri ve çok sayıda insan başına rastlanmıştır. Nevala Çori yerleşmesi, insanların, yerleşik hayata geçmeye başladığı, yoğun avcılığın yanı sıra bitki ve hayvanları evcilleştirmeye çalıştığı bir dönemi yansıtır. Depo olarak kullanılabilecek çok sayıdaki taş yapının, bilinen en eski taban mozaiğinin, taş yontularla donanmış kült yapısının ve birçok sanat eserinin bulunması, bu yerleşmenin bu geçiş dönemine ait merkezi bir yer olduğunu göstermektedir.



Hilvan Ekonomisi



İlçemizde ana geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.

Hilvan İlçe Sınırları içerisinde toplam tarım alanı 1.150.000 dekardır. Toplam alanın 800.000 – 950.000 dekar kullanabilir arazidir. Geri kalan yaklaşık 200.000 da. Alan tarım dışı arazidir. Tarım dışı arazinin yaklaşık 190.000 dekarı Çayır – Mera, 1.000 Dekarı orman arazisi, 2.000 dekarı yaklaşık olarak yerleşim alanı ve 7.000 dekarı da taşlık alanıdır. Tarım arazisi üzerinde başta hububat olmak üzere Kırmızı Mercimek, Nohut, Susam, Pamuk, meyve ve sebzecilikte domates, patlıcan, biber, kavun, karpuz ziraatı yapılmaktadır. Sulanabilir tarım arazisinin toplamı yaklaşık 250.000 dekardır. Hilvan’ta ayrıca ekimi yapılan ürünler: Buğday, Mısır, Pamuk, Arpa, Bağ, Susam, Fıstık, Mercimek, Nohut, Sebze…

Hilvan’da meyvecilik, sebzecilik, seracılık, bağcılık, süs bitkileri, alternatif ekimin geliştirilmesi ve özendirilmesi, 2. ve 3. sınıf taşlı tarım arazilerinde Antepfıstığı, Zeytin ve Badem yetiştiriciliğinin; Sertifikalı tohumluk kullanımın artırılması; Buğday ve Arpadan sonra 2. ürün olarak Mısır ve Soya Fasulyesi gibi ürünlerin yetiştiriciliğinin özendirilmesi, hayvancılığın geliştirilmesi için yem bitkileri tarımının teşviki gibi projeler uygulanmaya çalışılmaktadır.





Mevcut Hayvan Varlığı

Büyükbaş (Sığır, Manda) : 6.500 Adet

Küçükbaş(Koyun, Keçi) : 65.000 Adet

Tektırnaklı (At,Merkep) : 350 Adet

Kanatlı (Tavuk,Kaz,Hindi) : 20.000 Adet


HİLVAN

Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var

BOĞAZ

Bu Forumda Linkleri ve Resimleri Görüntülemek İçin Mesaj Gönderim Sayınızın 1 ve üstü olması gerekmektedir. Halbuki Sizin 0 Mesajınız Var
cemre isimli Üye simdilik offline konumundadir
 
Alinti ile Cevapla
Sponsor Bağlantılar
Cevapla

« - | - »
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar son Mesaj
Genel Tanıtım Harran Üniversitesi 2007 taban puanı akell Harran Üniversitesi 0 29-02-2008 13:07
İlin Tanımı cemre Şanlıurfa'nın Genel Özellikleri 0 17-01-2008 18:35


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayitli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

  • Submit Thread to Facebook Facebook
  • Submit Thread to Digg Digg
  • Submit Thread to Google Google
  • Submit Thread to StumbleUpon StumbleUpon
  • Submit Thread to Slashdot Slashdot
  • Submit Thread to del.icio.us del.icio.us
  • Submit Thread to Magnolia Magnolia
  • Submit Thread to Reddit Reddit
  • Submit Thread to Furl Furl
  • Submit Thread to Netscape Netscape
  • Submit Thread to SphereIt SphereIt
  • Bookmarks
    Yetkileriniz
    Yeni Konu Açamazsınız
    Mesajlara Cevap Yazamazsınız
    Mesajınıza Eklenti Ekleyemezsiniz
    Mesajlarınızı Düzenleyemezsiniz

    BB code is Açık
    Smileler Açık
    [IMG] Kodlari Açık
    HTML-KodlariKapalı
    Trackbacks are Açık
    Pingbacks are Açık
    Refbacks are Açık

    Sitemiz vBulletin Version 3.7.3 Kullanmaktadır.
    Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
    Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
    Web Design : admin
    Copyright © 2007 - 2008 ilkvahiy.net


    Reklamların İçeriğinden ilkvahiy.net Sorumlu Değildir.
    Sitemizde Yazılan Yazılardan ilkvahiy.net Ekibi Sorumlu Değildir. Herkes Kendi Yazdıklarından Sorumludur.
    Sitemizde Crack,Warez,Serial,Keygen vs. gibi tüm yasadışı içerikleri paylaşmak yasaktır.

    Bayan Bölümüne Giriş Hakkında Bilgi - Erkek Bölümüne Giriş Hakkında Bilgi