ilkvahiy.net   ilkvahiy.net'i Tavsiye Edin ilkvahiy.net Türkçe ilkvahiy.net in English

Geri git   ilkvahiy.net > MEDRESE > RİSALE-İ NUR
Şifremi Unuttum Kayıt Ol

Ücretsiz Kayıt Ol
İslami Sorular ve Cevapları | Namaz | Kurban | Evlilik | İlahiler | Üniversitelerimiz | Protestolarımız
Filistin Hakkında | İllerimizin Neleri Meşhur ?
Sitemiz Hakkında Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları

Filistine Dua Zincirine Katıl...
Filistin'e Destek Facebook Grubu

Haydi Sen de Ücretsiz Blogunu Oluşturmaya Başla. Nette Senin de Yerin Bulunsun !
RİSALE-İ NUR Asrın Tefsiri Risale-i Nur Hakkında Her Şey...

ilkvahiy.net 7 GB Ücretsiz E-Posta Alanı Veriyor. Sen de İstemez misin ?

ilkvahiy.net'e Neden Kayıt Olmalıyım ? - ilkvahiy.net Radyo - Bayan Bölümüne Giriş - Erkek Bölümüne Giriş - Namaz Vakitleri - Dost TV
Sayfayı E-Posta Olarak Gönder Sayfayı E-Posta Olarak Gönder Facebookta Arkadaşlarınla Paylaş
Yazdırılabilir Şekli Göster Konuyu Yazdır
Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Görünüm Biçimi
  #21 (permalink)  
Alt 21-02-2008, 14:51
admin - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Genel Admin
 
Üyelik tarihi: Sep 2007
Yaş: 23
Mesajlar: 7,259
Memleket :
Cinsiyet :
Blog Kayıtları: 68
Teşekkür: 100
340 mesajı 972 Teşekkür Aldı
Ülke Bayrağı - turkey!
Tecrübe Puanı Gücü: 100
admin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud of
Standart


Sözler, Sayfa 72

Evet, baharımızda yeryüzünü bir mahşer eden, yüz bin haşir numunelerini icâd eden Kadîr-i Mutlaka, Cennetin icâdı nasıl ağır olabilir? Demek, nasıl ki onun risâleti, şu dâr-ı imtihanın açılmasına sebebiyet verdi, -1- sırrına mazhar oldu. Onun gibi, ubûdiyeti dahi, öteki dâr-ı saadetin açılmasına sebebiyet verdi. Acaba hiç mümkün müdür ki, bütün akılları hayrette bırakan şu intizam-ı âlem ve geniş rahmet içinde kusursuz hüsn-ü san’at, misilsiz Cemâl-i Rubûbiyet, o duâya icâbet etmemekle, böyle bir çirkinliği, böyle bir merhametsizliği, böyle bir intizamsızlığı kabul etsin? Yani, en cüzî, en ehemmiyetsiz arzuları, sesleri ehemmiyetle işitip ifâ etsin, yerine getirsin; en ehemmiyetli, lüzumlu arzuları ehemmiyetsiz görüp işitmesin, anlamasın, yapmasın; hâşâ ve kellâ! Yüz bin defa hâşâ! Böyle bir Cemâl, böyle bir çirkinliği kabul edip çirkin olamaz.Hâşiye Demek, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, risâletiyle dünyanın kapısını açtığı gibi, ubûdiyetiyle de âhiretin kapısını açar.
-2-
Altıncı Hakikat:
Bâb-ı haşmet ve sermediyet olup, ism-i Celîl ve Bâkî cilvesidir.
Hiç mümkün müdür ki, bütün mevcudâtı güneşlerden, ağaçlardan zerrelere kadar emirber nefer hükmünde teshîr ve idare eden bir haşmet-i Rubûbiyet, şu

1 Eğer sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım. (Hadîs-i kudsî: Keşfü’l-Hafâ, 2:164.)
Hâşiye Evet, inkılâb-ı hakàik ittifaken muhâldir ve inkılâb-ı hakàik içinde, muhâl ender muhâl, bir zıd kendi zıddına inkılâbıdır. Ve bu inkılâb-ı ezdâd içinde, bilbedâhe bin derece muhâl şudur ki: Zıd, kendi mahiyetinde kalmakla beraber, kendi zıddının aynı olsun. Meselâ, nihayetsiz bir cemâl, hakiki cemâl iken, hakiki çirkinlik olsun. İşte, şu misâlimizde meşhud ve katiyyü’l-vücud olan bir cemâl-i Rubûbiyet, cemâl-i Rubûbiyet mahiyetinde dâim iken, ayn-ı çirkinlik olsun. İşte, dünyada muhâl ve bâtıl misâllerin en acîbidir.

2 Rahmân’ın dünya ve Cennetler dolusu salât ve selâmı onun üzerine olsun. Allahım! Kulun ve resûlün olan, iki cihanın efendisi, iki âlemin medâr-ı iftiharı, iki dünyanın hayat vesîlesi, dünya ve âhiret saadetinin sebebi, peygamberlik ve kulluk olmak üzere iki mânevî kanadın sahibi, ins ve cinnin peygamberi olan Habîbine, onun bütün âl ve ashâbına, kardeşleri olan diğer peygamber ve resûllere salât ve selâm eyle. Âmin.
__________________
"Bir Kavmin Seyyidi O Kavme Hizmet Edendir" (Hadis-i Şerif) - Güzel Bir Yazı - Tıkla Destek Ol
Facebookta Bana Ulaşmak İsterseniz Adım : Ilk Vahiy
(Arkadaşlıkları Kabul Ediyorum. Site ile ilgili sorularınıza da mümkün mertebe hızlı cevap vermeye çalışıyorum.)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Spurl this Post!Reddit! Share on FacebookStumble this Post!Google Bookmark this Post!Diigo this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Blink this Post!Propeller this post!Bookmark to AskJeeves!Bookmark to Ma.gnolia!Bookmark to Feed Me Links!Bookmark to Newsvine!Bookmark to Slashdot!Bookmark to Lycos IQ!
Alinti ile Cevapla
Sponsor Bağlantılar

Hediyeler Dünyası'nın Kendi Üretimi...
Minder ve Yastık Çeşitleri...Tıklayın
  #22 (permalink)  
Alt 21-02-2008, 14:52
admin - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Genel Admin
 
Üyelik tarihi: Sep 2007
Yaş: 23
Mesajlar: 7,259
Memleket :
Cinsiyet :
Blog Kayıtları: 68
Teşekkür: 100
340 mesajı 972 Teşekkür Aldı
Ülke Bayrağı - turkey!
Tecrübe Puanı Gücü: 100
admin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud of
Standart


Sözler, Sayfa 73


misafirhâne-i dünyada muvakkat bir hayat geçiren perişan fânîler üstünde dursun, sermedî, bâkî bir daire-i haşmet ve ebedî, âlî bir medâr-ı Rubûbiyeti icâd etmesin?
Evet, şu kâinatta görünen mevsimlerin değişmesi gibi haşmetli icraat ve seyyârâtın tayyâre-misâl hareketleri gibi azametli harekât ve arzı insana beşik, güneşi halka lâmba yapmak gibi dehşetli teshîrât ve ölmüş, kurumuş küre-i arzı diriltmek, süslendirmek gibi geniş tahvilât gösteriyor ki; perde arkasında böyle muazzam bir Rubûbiyet var, muhteşem bir saltanatla hükmediyor. Böyle bir saltanat-ı Rubûbiyet, kendine lâyık bir raiyyet ister ve şâyeste bir mazhar ister.
Halbuki, görüyorsun, mahiyetçe en câmi’ ve mühim raiyyeti ve bendeleri, şu misafirhâne-i dünyada perişan bir sûrette muvakkaten toplanmışlar. Misafirhâne ise, her gün dolar, boşanır. Hem, bütün raiyyet, tecrübe-i hizmet için şu meydan-ı imtihanda muvakkaten bulunuyorlar. Meydan ise, her saat tebeddül eder. Hem, bütün o raiyyet, Sâni-i Zülcelâlin kıymettar ihsanâtının numunelerini ve hârika san’at antikalarını çarşı-yı âlem sergilerinde, ticaret nazarında temâşâ etmek için, şu teşhirgâhta birkaç dakika durup seyrediyorlar, sonra kayboluyorlar. Şu meşher ise, her dakika tahavvül ediyor. Giden gelmez; gelen gider.
İşte bu hal ve şu vaziyet katî gösteriyor ki, şu misafirhâne ve şu meydan ve şu meşherlerin arkasında, o sermedî saltanata medâr ve mazhar olacak dâimî saraylar, müstemir meskenler, şu dünyada gördüğümüz numunelerin ve sûretlerin en hâlis ve en yüksek asıllarıyla dolu bağ ve hazîneleri vardır. Demek, burada çabalamak, onlar içindir; şurada çalıştırır, orada ücret verir. Herkesin istidadına göre-eğer kaybetmezse-orada bir saadeti vardır. Evet, öyle sermedî bir saltanat, muhâldir ki, şu fânîler ve zâil zelîller üstünde dursun.
Şu hakikate, şu temsil dürbünüyle bak ki:
Meselâ, sen yolda gidiyorsun. Görüyorsun ki, yol içinde bir han var. Bir büyük zât, o hanı kendine gelen misafirlerine yapmış. O misafirlerin bir gece tenezzüh ve ibretleri için, o hanın tezyinâtına milyonlar altınlar sarf ediyor. Hem, o misafirler, o tezyinâttan pek azına az bir zamanda bakıp, o nimetlerden pek az bir vakitte az birşey tadıp, doymadan gidiyorlar. Fakat, her misafir kendine mahsus fotoğrafıyla, o handaki şeylerin sûretlerini alıyorlar. Hem, o büyük zâtın hizmetkârları da, misafirlerin sûret-i muâmelelerini gayet dikkat ile alıyorlar ve kaydediyorlar. Hem, görüyorsun ki, o zât, hergünde o kıymettar tezyinâtın çoğunu tahrip eder, yeni gelecek misafirlere yeni tezyinâtı icâd eder. Bunu gördükten sonra, hiç şüphen kalır mı ki, bu yolda bu hanı yapan zâtın dâimî, pek âlî menzilleri, hem tükenmez pek kıymetli hazîneleri, hem müstemir pek büyük bir sehâveti vardır. Şu handa gösterdiği ikram ile, misafirlerinin, kendi yanında bulunan şeylere iştihâlarını açıyor ve onlara hazırladığı hediyelere rağbetlerini uyandırıyor.
Aynen onun gibi, şu misafirhâne-i dünyadaki vaziyeti, sarhoş olmadan dikkat etsen, şu dokuz esâsı anlarsın:
• Birinci esas: Anlarsın ki, o han gibi bu dünya dahi kendi için değil; kendi kendine de bu sûreti alması muhâldir. Belki, kafile-i mahlûkatın gelip konmak ve göçmek için dolup boşanan, hikmetle yapılmış bir misafirhânesidir.
__________________
"Bir Kavmin Seyyidi O Kavme Hizmet Edendir" (Hadis-i Şerif) - Güzel Bir Yazı - Tıkla Destek Ol
Facebookta Bana Ulaşmak İsterseniz Adım : Ilk Vahiy
(Arkadaşlıkları Kabul Ediyorum. Site ile ilgili sorularınıza da mümkün mertebe hızlı cevap vermeye çalışıyorum.)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Spurl this Post!Reddit! Share on FacebookStumble this Post!Google Bookmark this Post!Diigo this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Blink this Post!Propeller this post!Bookmark to AskJeeves!Bookmark to Ma.gnolia!Bookmark to Feed Me Links!Bookmark to Newsvine!Bookmark to Slashdot!Bookmark to Lycos IQ!
Alinti ile Cevapla
  #23 (permalink)  
Alt 21-02-2008, 14:53
admin - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Genel Admin
 
Üyelik tarihi: Sep 2007
Yaş: 23
Mesajlar: 7,259
Memleket :
Cinsiyet :
Blog Kayıtları: 68
Teşekkür: 100
340 mesajı 972 Teşekkür Aldı
Ülke Bayrağı - turkey!
Tecrübe Puanı Gücü: 100
admin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud of
Standart


Sözler, Sayfa 74

• İkinci esas: Hem, anlarsın ki, şu hanın içinde oturanlar, misafirlerdir. Onların Rabb-i Kerîmi onları Dârü’s-Selâma dâvet eder.
• Üçüncü esas: Hem, anlarsın ki, şu dünyadaki tezyinât, yalnız telezzüz veya tenezzüh için değil. Çünkü, bir zaman lezzet verse, firâkıyla birçok zaman elem verir. Sana tattırır, iştihânı açar, fakat doyurmaz. Çünkü ya onun ömrü kısa, ya senin ömrün kısadır; doymaya kâfi değil. Demek kıymeti yüksek, müddeti kısa olan şu tezyinât ibret içindir, Hâşiye 1 şükür içindir, usùl-ü dâimîsine teşvik içindir, başka gayet ulvî gàyeler içindir.
• Dördüncü esas: Hem anlarsın ki, şu dünyadaki müzeyyenât ise, Hâşiye 2 Cennette ehl-i imân için rahmet-i Rahmânla iddihar olunan nimetlerin numuneleri, sûretleri hükmündedir.
• Beşinci esas: Hem, anlarsın ki, şu fânî masnuât fenâ için değil. Bir parça görünüp, mahvolmak için yaratılmamışlar. Belki, vücudda kısa bir zaman toplanıp, matlûb bir vaziyet alıp; tâ sûretleri alınsın, timsâlleri tutulsun, mânâları bilinsin, neticeleri zaptedilsin. Meselâ, ehl-i ebed için dâimî manzaralar nesc edilsin, hem âlem-i bekàda başka gàyelere medâr olsun.
Hâşiye 2
Evet, herşeyin vücudunun müteaddit gàyeleri ve hayatının müteaddit neticeleri vardır. Ehl-i dalâletin tevehhüm ettikleri gibi, dünyaya, nefislerine bakan gàyelere münhasır değildir; tâ, abesiyet ve hikmetsizlik içine girebilsin. Belki herşeyin gàyât-ı vücudu ve netâic-i hayatı üç kısımdır:
Birincisi ve en ulvîsi Sâniine bakar ki; o şeye taktığı hârika-i san’at murassaâtını Şâhid-i Ezelînin nazarına resm-i geçit tarzında arz etmektir ki, o nazara bir ân-ı seyyâle yaşamak kâfi gelir. Belki, vücuda gelmeden, bilkuvve niyet hükmünde olan istidadı yine kâfidir. İşte, serîü’z-zevâl latîf masnuâtı ve vücuda gelmeyen, yani sümbül vermeyen birer hârika-i san’at olan çekirdekler, tohumlar şu gàyeyi bitamamihâ verir. Faydasızlık ve abesiyet onlara gelmez. Demek herşey, hayatıyla, vücuduyla Sâniinin mu’cizât-ı kudretini ve âsâr-ı san’atını teşhir edip, Sultan-ı Zülcelâlin nazarına arz etmek birinci gàyesidir.
İkinci kısım gàye-i vücud ve netice-i hayat zîşuura bakar. Yani, herşey Sâni-i Zülcelâlin birer mektub-u hakàiknümâ, birer kasîde-i letâfetnümâ, birer kelime-i hikmetedâ hükmündedir ki, melâike ve cin ve hayvanın ve insanın enzârına arz eder, mütâlâaya dâvet eder. Demek, ona bakan her zîşuura ibretnümâ bir mütâlâagâhtır.
Üçüncü kısım gàye-i vücud ve netice-i hayat, o şeyin nefsine bakar ki, telezzüz ve tenezzüh ve bekà ve rahatla yaşamak gibi cüz’î neticelerdir. Meselâ, azîm bir sefine-i sultaniyede bir hizmetkârın dümencilik ettiğinin gàyesi, sefine itibâriyle yüzde birisi kendisine, ücret-i cüz’iyesine âit, doksan dokuzu sultana âit olduğu gibi; herşeyin nefsine ve dünyaya âit gàyesi bir ise, Sâniine âit doksan dokuzdur.
İşte bu taaddüd-ü gàyâttandır ki, birbirine zıd ve münâfi görünen hikmet ve iktisad, cûd ve sehâ ve bilhassa nihayetsiz sehâ ile sırr-ı tevfîkı şudur ki:
Birer gàye nokta-i nazarında cûd ve sehâ hükmeder; ism-i Cevâd tecellî eder. Meyveler, hubûblar, o tek gàye nokta-i nazarında bigayr-i hisâbdır; nihayetsiz cûdu gösteriyor. Fakat, umum gàyeler nokta-i nazarında, hikmet hükmeder, ism-i Hakîm tecellî eder. Bir ağacın ne kadar meyveleri var, belki her meyvenin o kadar gàyeleri vardır ki, beyân ettiğimiz üç kısma tefrik edilir. Şu umum gàyeler, nihayetsiz bir hikmeti ve iktisadı gösteriyor. Zıd gibi görünen nihayetsiz hikmet, nihayetsiz cûd ile, sehâ ile içtimâ ediyor. Meselâ, asker ordusunun bir gàyesi temin-i âsâyiştir. Bu gàyeye göre ne kadar asker istersen var ve hem pek fazladır. Fakat, hıfz-ı hudud ve mücâhede-i a’dâ gibi sâir vazifeler için, bu mevcud ancak kâfi gelir, kemâl-i hikmetle muvâzenededir. İşte, hükümetin hikmeti haşmet ile içtimâ ediyor. O halde, "O askerlikte fazlalık yoktur" denilebilir.

Hâşiye 1
Evet, mâdem herşeyin kıymeti ve dekàik-ı san’atı gayet yüksek ve güzel olduğu halde, müddeti kısa, ömrü azdır. Demek, o şeyler numûnelerdir, başka şeylerin sûretleri hükmündedirler. Ve mâdem müşterilerin nazarlarını asıllarına çeviriyorlar gibi bir vaziyet vardır; öyle ise, elbette "Şu dünyadaki o çeşit tezyinât, bir Rahmân-ı Rahîmin, rahmetiyle, sevdiği ibâdına hazırladığı niâm-ı Cennetin numuneleridir" denilebilir ve denilir ve öyledir.
__________________
"Bir Kavmin Seyyidi O Kavme Hizmet Edendir" (Hadis-i Şerif) - Güzel Bir Yazı - Tıkla Destek Ol
Facebookta Bana Ulaşmak İsterseniz Adım : Ilk Vahiy
(Arkadaşlıkları Kabul Ediyorum. Site ile ilgili sorularınıza da mümkün mertebe hızlı cevap vermeye çalışıyorum.)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Spurl this Post!Reddit! Share on FacebookStumble this Post!Google Bookmark this Post!Diigo this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Blink this Post!Propeller this post!Bookmark to AskJeeves!Bookmark to Ma.gnolia!Bookmark to Feed Me Links!Bookmark to Newsvine!Bookmark to Slashdot!Bookmark to Lycos IQ!
Alinti ile Cevapla
  #24 (permalink)  
Alt 21-02-2008, 14:53
admin - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Genel Admin
 
Üyelik tarihi: Sep 2007
Yaş: 23
Mesajlar: 7,259
Memleket :
Cinsiyet :
Blog Kayıtları: 68
Teşekkür: 100
340 mesajı 972 Teşekkür Aldı
Ülke Bayrağı - turkey!
Tecrübe Puanı Gücü: 100
admin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud of
Standart


Sözler, Sayfa 75


Eşya bekà için yaratıldığını, fenâ için olmadığını, belki sûreten fenâ ise de tamam-ı vazife ve terhis olduğu bununla anlaşılıyor ki; fânî birşey, bir cihetle fenâya gider, çok cihetlerle bâkî kalır. Meselâ, kudret kelimelerinden olan şu çiçeğe bak ki, kısa bir zamanda o çiçek tebessüm edip bize bakar; derâkab, fenâ perdesinde saklanır. Fakat, senin ağzından çıkan kelime gibi o gider; fakat binler misâllerini kulaklara tevdî eder, dinleyen akıllar adedince mânâlarını akıllarda ibkà eder. Çünkü, vazifesi olan ifade-i mânâ bittikten sonra kendisi gider. Fakat, onu gören her şeyin hâfızasında zâhirî sûretini ve her bir tohumunda mânevî mahiyetini bırakıp öyle gidiyor. Güyâ her hâfıza ile her tohum, hıfz-ı zîneti için birer fotoğraf ve devam-ı bekàsı için birer menzildirler.
En basit mertebe-i hayatta olan masnu’ böyle ise, en yüksek tabaka-i hayatta ve ervâh-ı bâkiye sahibi olan insan ne kadar bekà ile alâkadar olduğu anlaşılır. Çiçekli ve meyveli koca nebâtâtın bir parça ruha benzeyen herbirinin kanun-u teşekkülâtı, timsâl-i sûreti, zerrecikler gibi tohumlarda kemâl-i intizamla, dağdağalı inkılâblar içinde ibkà ve muhâfaza edilmesiyle, gayet cemiyetli ve yüksek bir mahiyete mâlik, haricî bir vücud giydirilmiş zîşuur, nurânî bir kanun-u emrî olan ruh-u beşer ne derece bekà ile merbut ve alâkadar olduğu anlaşılır.
• Altıncı esas: Hem anlarsın ki, insan, ipi boğazına sarılıp, istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır. Belki, bütün amellerinin sûretleri alınıp yazılır ve bütün fiillerinin neticeleri muhasebe için zaptedilir.
• Yedinci esas: Hem anlarsın ki, güz mevsiminde yaz, bahar âleminin güzel mahlûkatının tahribâtı idâm değil. Belki, vazifelerinin tamamıyla terhisâtıdır. Hâşiye Hem, yeni baharda gelecek mahlûkata yer boşaltmak için tefrîgattır ve yeni vazifedarlar gelip konacak ve vazifedar mevcudâtın gelmesine yer hazırlamaktır ve ihzârâttır.
Hem zîşuura vazifesini unutturan gafletten ve şükrünü unutturan sarhoşluktan ikazât-ı Sübhâniyedir.
• Sekizinci esas: Hem anlarsın ki, şu fânî âlemin sermedî Sânii için başka ve bâkî bir âlemi var ki, ibâdını oraya sevk ve ona teşvik eder.
• Dokuzuncu esas: Hem anlarsın ki, öyle bir Rahmân, böyle bir âlemde öyle has ibâdına, öyle ikramlar edecek; ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne kalb-i beşere hutûr etmiştir. Âmennâ.
Yedinci Hakikat:
Bâb-ı hıfz ve hafîziyet olup, ism-i Hafîz ve Rakîbin cilvesidir.
Hiç mümkün müdür ki, gökte, yerde, karada, denizde yaş kuru, küçük büyük, âdi âlî herşeyi kemâl-i intizam ve mîzan içinde muhâfaza edip, bir türlü muhasebe

Hâşiye
Evet, rahmetin erzak hazînelerinden olan bir şecerenin uçlarında ve dallarının başlarındaki meyveler, çiçekler, yapraklar, ihtiyar olup vazifelerinin hitâma ermesiyle gitmelidirler; tâ, arkalarından akıp gelenlere kapı kapanmasın. Yoksa, rahmetin vüs’atine ve sâir ihvanlarının hizmetine sed çekilir. Hem, kendileri gençlik zevâliyle hem zelîl, hem perişan olurlar. İşte, bahar dahi mahşernümâ bir meyvedar ağaçtır, her asırdaki insan âlemi ibretnümâ bir şeceredir, arz dahi mahşer-i acâib bir şecere-i kudrettir, hattâ dünya dahi meyveleri âhiret pazarına gönderilen bir şecere-i hayretnümâdır.
__________________
"Bir Kavmin Seyyidi O Kavme Hizmet Edendir" (Hadis-i Şerif) - Güzel Bir Yazı - Tıkla Destek Ol
Facebookta Bana Ulaşmak İsterseniz Adım : Ilk Vahiy
(Arkadaşlıkları Kabul Ediyorum. Site ile ilgili sorularınıza da mümkün mertebe hızlı cevap vermeye çalışıyorum.)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Spurl this Post!Reddit! Share on FacebookStumble this Post!Google Bookmark this Post!Diigo this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Blink this Post!Propeller this post!Bookmark to AskJeeves!Bookmark to Ma.gnolia!Bookmark to Feed Me Links!Bookmark to Newsvine!Bookmark to Slashdot!Bookmark to Lycos IQ!
Alinti ile Cevapla
  #25 (permalink)  
Alt 21-02-2008, 14:54
admin - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Genel Admin
 
Üyelik tarihi: Sep 2007
Yaş: 23
Mesajlar: 7,259
Memleket :
Cinsiyet :
Blog Kayıtları: 68
Teşekkür: 100
340 mesajı 972 Teşekkür Aldı
Ülke Bayrağı - turkey!
Tecrübe Puanı Gücü: 100
admin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud of
Standart


Sözler, Sayfa 76

içinde neticelerini eleyen bir hafîziyet, insan gibi büyük bir fıtratta, hilâfet-i kübrâ gibi bir rütbede, emânet-i kübrâ gibi büyük vazifesi olan beşerin Rubûbiyet-i âmmeye temas eden amelleri ve fiilleri muhâfaza edilmesin, muhasebe eleğinden geçirilmesin, adâlet terazisinde tartılmasın, şâyeste ceza ve mükâfat çekmesin? Hayır, aslâ!
Evet, şu kâinatı idare eden Zât, herşeyi nizam ve mîzan içinde muhâfaza ediyor. Nizam ve mîzan ise, ilim ile hikmet ve irâde ile kudretin tezâhürüdür. Çünkü görüyoruz, her masnu’, vücudunda gayet muntazam ve mevzun yaratılıyor. Hem, hayatı müddetince değiştirdiği sûretler dahi birer intizamlı olduğu halde, heyet-i mecmûası da bir intizam tahtındadır. Zîrâ görüyoruz ki, vazifesinin bitmesiyle ömrüne nihayet verilen ve şu âlem-i şehâdetten göçüp giden her şeyin, Hafîz-i Zülcelâl, birçok sûretlerini elvâh-ı mahfuza hükmünde olan
Hâşiye hâfızalarda ve bir türlü misâlî aynalarda hıfzedip, ekser tarihçe-i hayatını çekirdeğinde, neticesinde nakşedip yazıyor. Zâhir ve bâtın aynalarda ibkà ediyor. Meselâ, beşerin hâfızası, ağacın meyvesi, meyvenin çekirdeği, çiçeğin tohumu, kanun-u hafîziyetin azamet-i ihâtasını gösteriyor.
Görmüyor musun ki, koca baharın hep çiçekli, meyveli bütün mevcudâtı ve bunların kendilerine göre bütün sahâif-i a’mâli ve teşkilâtının kanunları ve sûretlerinin timsâlleri, mahdut bir miktar tohumcuklar içlerinde yazarak, muhâfaza ediliyor. İkinci bir baharda, onlara göre bir muhasebe içinde sahife-i amellerini neşredip, kemâl-i intizam ve hikmet ile koca diğer bir bahar âlemini meydana getirmekle, hafîziyetin ne derece kuvvetli ihâta ile cereyan ettiğini gösteriyor. Acaba geçici, âdi, bekàsız, ehemmiyetsiz şeylerde böyle muhâfaza edilirse, âlem-i gaybda, âlem-i âhirette, âlem-i ervâhta Rubûbiyet-i âmmede mühim semere veren beşerin amelleri hıfz içinde gözetilmek sûretiyle, ehemmiyetle zaptedilmemesi kàbil midir? Hayır ve aslâ!
Evet, şu hafîziyetin bu sûrette tecellîsinden anlaşılıyor ki, şu mevcudâtın Mâliki, mülkünde cereyan eden her şeyin inzibâtına büyük bir ihtimâmı var. Hem, hâkimiyet vazifesinde nihayet derecede dikkat eder. Hem, Rubûbiyet-i saltanatında gayet ihtimâmı gözetir. O derece ki, en küçük bir hâdiseyi, en ufak bir hizmeti yazar, yazdırır. Mülkünde cereyan eden her şeyin sûretini müteaddit şeylerde hıfzeder. Şu hafîziyet işaret eder ki, ehemmiyetli bir muhasebe-i a’mâl defteri açılacak ve bilhassa mahiyetçe en büyük, en mükerrem, en müşerref bir mahlûk olan insanın büyük olan amelleri, mühim olan fiilleri, mühim bir hesab ve mîzana girecek. Sahife-i amelleri neşredilecek.
Acaba, hiç kàbil midir ki, insan, hilâfet ve emânetle mükerrem olsun, Rubûbiyetin külliyât-ı şuûnuna şâhid olarak, kesret dairelerinde, Vahdâniyet-i İlâhiyenin dellâllığını ilân etmekle, ekser mevcudâtın tesbihât ve ibâdetlerine müdâhale edip zâbitlik ve müşâhidlik derecesine çıksın da, sonra kabre gidip rahatla yatsın ve

Hâşiye
Yedinci Sûretin hâşiyesine bak.
__________________
"Bir Kavmin Seyyidi O Kavme Hizmet Edendir" (Hadis-i Şerif) - Güzel Bir Yazı - Tıkla Destek Ol
Facebookta Bana Ulaşmak İsterseniz Adım : Ilk Vahiy
(Arkadaşlıkları Kabul Ediyorum. Site ile ilgili sorularınıza da mümkün mertebe hızlı cevap vermeye çalışıyorum.)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Spurl this Post!Reddit! Share on FacebookStumble this Post!Google Bookmark this Post!Diigo this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Blink this Post!Propeller this post!Bookmark to AskJeeves!Bookmark to Ma.gnolia!Bookmark to Feed Me Links!Bookmark to Newsvine!Bookmark to Slashdot!Bookmark to Lycos IQ!
Alinti ile Cevapla
  #26 (permalink)  
Alt 21-02-2008, 14:54
admin - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Genel Admin
 
Üyelik tarihi: Sep 2007
Yaş: 23
Mesajlar: 7,259
Memleket :
Cinsiyet :
Blog Kayıtları: 68
Teşekkür: 100
340 mesajı 972 Teşekkür Aldı
Ülke Bayrağı - turkey!
Tecrübe Puanı Gücü: 100
admin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud of
Standart


Sözler, Sayfa 77

uyandırılmasın, küçük büyük her amellerinden suâl edilmesin, mahşere gidip mahkeme-i kübrâyı görmesin? Hayır ve aslâ.
Hem, bütün gelecek zamanda olan
Hâşiye mümkinâta kàdir olduğuna, bütün geçmiş zamandaki mu’cizât-ı kudreti olan vukuâtı şehâdet eden ve Kıyâmet ve haşre pek benzeyen kış ile baharı her vakit bilmüşâhede icâd eden bir Kadîr-i Zülcelâlden, insan nasıl ademe gidip kaçabilir, toprağa girip saklanabilir? Mâdem bu dünyada ona lâyık muhasebe görülüp hüküm verilmiyor; elbette bir mahkeme-i kübrâ, bir saadet-i uzmâya gidecektir.
Sekizinci Hakikat:
Bâb-ı vaad ve vaîddir; ism-i Cemîl ve Celîlin cilvesidir.
Hiç mümkün müdür ki, Alîm-i Mutlak ve Kadîr-i Mutlak olan şu masnuâtın Sânii, bütün enbiyânın tevâtürle haber verdikleri ve bütün sıddıkîn ve evliyânın icmâ ile şehâdet ettikleri mükerrer vaad ve vaîd-i İlâhîsini yerine getirmeyip-hâşâ-acz ve cehlini göstersin? Halbuki, vaad ve vaîdinde bulunduğu emirler, kudretine hiç ağır gelmez. Şek hafif ve pek kolay, geçmiş baharın hesabsız mevcudâtını gelecek baharda kısmen aynen,
Hâşiye 1 kısmen mislen Hâşiye 2 iâdesi kadar kolaydır. İfâ-i vaad ise, hem bize, hem her şeye, hem Kendisine, hem saltanat-ı Rubûbiyetine pekçok lâzımdır. Hulfü’l-vaad ise, hem izzet-i iktidarına zıddır, hem ihâta-i ilmiyesine münâfidir. Zîrâ, hulfü’l-vaad ya cehilden, ya aczden gelir.
Ey münkir! Bilir misin ki, küfür ve inkârın ile ne kadar ahmakça bir cinâyet işliyorsun ki, kendi yalancı vehmini, hezeyancı aklını, aldatıcı nefsini tasdik edip, hiçbir vecihle hulf ve hilâfa mecburiyeti olmayan ve hiçbir vecihle hilâf Onun izzetine,

Hâşiye
Evet, zaman-ı hazırdan tâ ibtidâ-i hilkat-i âleme kadar olan zaman-ı mâzi umumen vukuâttır. Vücuda gelmiş herbir günü, herbir senesi, herbir asrı birer satırdır, birer sayfadır, birer kitaptır ki; kalem-i kader ile tersîm edilmiştir. Dest-i Kudret, mu’cizât-ı âyâtını onlarda kemâl-i hikmet ve intizam ile yazmıştır. Şu zamandan tâ Kıyâmete, tâ Cennete, tâ ebede kadar olan zaman-ı istikbâl, umumen imkânâttır. Yani, mâzi vukuâttır, istikbâl imkânâttır.
İşte, o iki zamanın iki silsilesi birbirine karşı mukabele edilse, nasıl ki dünkü günü halk eden ve o güne mahsus mevcudâtı icâd eden Zât, yarınki günü mevcudâtıyla halk etmeye muktedir olduğu hiçbir vecihle şüphe getirmez; öyle de, şüphe yoktur ki, şu meydan-ı garâib olan zaman-ı mâzinin mevcudâtı ve hârikaları bir Kadîr-i Zülcelâlin mu’cizâtıdır. Katî şehâdet ederler ki; o Kadîr, bütün istikbâlin, bütün mümkinâtın icâdına, bütün acâibinin izhârına muktedirdir.
Evet, nasıl ki bir elmayı halk edecek, elbette dünyada bütün elmaları halk etmeye ve koca baharı icâd etmeye muktedir olmak gerektir. Baharı icâd etmeyen, bir elmayı icâd edemez. Zîrâ o elma, o tezgâhta dokunuyor. Bir elmayı icâd eden, bir baharı icâd edebilir. Bir elma, bir ağacın, belki bir bahçenin, belki bir kâinatın misâl-i musağğarıdır. Hem, san’at itibâriyle, koca ağacın bütün tarih-i hayatını taşıyan elmanın çekirdeği itibâriyle öyle bir hârika-i san’attır ki, onu öylece icâd eden, hiçbir şeyden âciz kalmaz. Öyle de, bugünü halk eden, Kıyâmet Gününü halk edebilir. Ve baharı icâd edecek, haşrin icâdına muktedir bir Zât olabilir. Zaman-ı mâzinin bütün âlemlerini zamanın şeridine kemâl-i hikmet ve intizam ile takıp gösteren, elbette istikbâl şeridine dahi başka kâinatı takıp gösterebilir ve gösterecektir. Kaç Sözlerde, bilhassa "Yirmi İkinci Söz"de gayet katî ispat etmişiz ki, herşeyi yapamayan hiçbir şeyi yapamaz ve birtek şeyi halk eden herşeyi yapabilir. Hem, eşyanın icâdı birtek Zâta verilse, bütün eşya birtek şey gibi kolay olur. Ve suhûlet peydâ eder. Eğer müteaddit esbâba verilse ve kesrete isnad edilse, birtek şeyin icâdı bütün eşyanın icâdı kadar müşkülâtlı olur ve imtinâ derecesinde suûbet peydâ eder."

Hâşiye 1 Ağaç ve otların kökleri gibi.
Hâşiye 2 Yapraklar, meyveler gibi.
__________________
"Bir Kavmin Seyyidi O Kavme Hizmet Edendir" (Hadis-i Şerif) - Güzel Bir Yazı - Tıkla Destek Ol
Facebookta Bana Ulaşmak İsterseniz Adım : Ilk Vahiy
(Arkadaşlıkları Kabul Ediyorum. Site ile ilgili sorularınıza da mümkün mertebe hızlı cevap vermeye çalışıyorum.)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Spurl this Post!Reddit! Share on FacebookStumble this Post!Google Bookmark this Post!Diigo this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Blink this Post!Propeller this post!Bookmark to AskJeeves!Bookmark to Ma.gnolia!Bookmark to Feed Me Links!Bookmark to Newsvine!Bookmark to Slashdot!Bookmark to Lycos IQ!
Alinti ile Cevapla
  #27 (permalink)  
Alt 21-02-2008, 14:55
admin - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Genel Admin
 
Üyelik tarihi: Sep 2007
Yaş: 23
Mesajlar: 7,259
Memleket :
Cinsiyet :
Blog Kayıtları: 68
Teşekkür: 100
340 mesajı 972 Teşekkür Aldı
Ülke Bayrağı - turkey!
Tecrübe Puanı Gücü: 100
admin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud ofadmin has much to be proud of
Standart


Sözler, Sayfa 78

haysiyetine yakışmayan ve bütün görünen şeyler ve işler sıdkına ve hakkàniyetine şehâdet eden bir Zâtı tekzib ediyorsun. Nihayetsiz küçüklük içind