![]() | ![]() |
| |||||||
| Kayıt Ol | Yardım | İletişim | Video | Portal | Forum | Albüm | Blog | Üye Listesi | Gruplar | Takvim | Oyun | Arama | Bugünkü Mesajlar | Bütün Forumları Okunmuş Kabul Et |
| RİSALE-İ NUR Asrın Tefsiri Risale-i Nur Hakkında Her Şey... |
Sayfayı E-Posta Olarak Gönder
Facebookta Arkadaşlarınla Paylaş
Konuyu Yazdır![]() |
| | LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Biçimi |
| ||||
| Dördüncü Mektub بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ سَلاَمُ اللّهِ وَ رَحْمَتُهُ وَ بَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ وَ عَلَى اِخْوَانِكُمْ لاَسِيَّمَا...الخره Aziz kardeşlerim! Ben şimdi Çam Dağı’nda, yüksek bir tepede, büyük bir çam ağacının tepesinde bir menzilde bulunuyorum. İnsten (ünsten) tevahhuş ve vuhuşa ünsiyet ettim. İnsanlarla sohbet arzu ettiğim vakit, hayalen sizleri yanımda bulur, bir hasbihal ederim, sizinle müteselli olurum. Bir mani olmazsa, bir-iki ay burada yalnız kalmak arzusundayım. Barla’ya dönsem, arzunuz vechile sizden ziyade müştak olduğum şifahî bir musahabe çaresini arayacağız. Şimdi bu çam ağacında hatıra gelen iki-üç hatırayı yazıyorum. Birincisi: Bir parça mahrem bir sırdır; fakat senden sır saklanmaz. Şöyle ki: Ehl-i hakikatın bir kısmı nasılki İsm-i Vedud’a mazhardırlar ve a’zamî bir mertebede o ismin cilveleriyle, mevcudatın pencereleriyle Vâcib-ül Vücud’a bakıyorlar.. öyle de: Şu hiç-ender hiç olan kardeşinize, yalnız hizmet-i Kur’ana istihdamı hengâmında ve o hazine-i bînihayenin dellâlı olduğu bir vakitte, İsm-i Rahîm ve İsm-i Hakîm mazhariyetine medar bir vaziyet verilmiş. Bütün Sözler, o mazhariyetin cilveleridir. İnşâallah o Sözler, وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُوتِىَ خَيْرًا كَثِيرًا sırrına mazhardırlar. İkincisi: Tarîk-ı Nakşî hakkında denilen: Der tarîk-ı Nakşibendî lâzım âmed çâr terk; terk-i dünya, terk-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk” olan fıkra-i ra’nâ birden hatıra geldi. O hatıra ile beraber, birden şu fıkra tulû’ etti: “Der tarîk-ı acz-mendî lâzım âmed çâr çiz: fakr-ı mutlak, acz-i mutlak, şükr-ü mutlak, şevk-i mutlak ey aziz!” Sonra senin yazdığın: “Bak kitab-ı kâinatın safha-i rengînine, ilâ âhir..” olan rengîn ve zengin şiir hatırıma geldi. O şiir ile semanın yüzündeki yıldızlara baktım. “Keşki şâir olsaydım, bunu tekmil etseydim.” dedim. Halbuki şiir ve nazma istidadım yokken yine başladım, fakat nazım ve şiir yapamadım; nasıl hutur etti ise, öyle yazdım. Benim vârisim olan sen, istersen nazma çevir, tanzim et. İşte birden hatıra gelen şu: Dinle de yıldızları şu hutbe-i şirinine Name-i nurîn-i hikmet, bak ne takrir eylemiş. Hep beraber nutka gelmiş, hak lisanıyla derler: “Bir Kadîr-i Zülcelal”in haşmet-i Sultanına Birer bürhan-ı nur-efşanız biz, vücud-u Sâni’a Hem vahdete, hem kudrete şahidleriz biz. Şu zeminin yüzünü yaldızlayan Nazenin mu’cizatı çün melek seyranına. Şu semanın arza bakan, cennete dikkat eden Binler müdakkik gözleriz biz(Haşiye) Tûbâ-i hilkatten semavat şıkkına Hep kehkeşan ağsanına.. Bir Cemil-i Zülcelal’in, dest-i hikmetiyle takılmış Pek güzel meyveleriz biz. Şu semavat ehline birer mescid-i seyyar, Birer hane-i devvar, birer ulvî âşiyane, Birer misbah-ı nevvar, birer gemi-i cebbar, Birer tayyareleriz biz. Bir Kadîr-i Zülkemal’in, bir Hakîm-i Zülcelal’in Birer mu’cize-i kudret birer hârika-i san’at-ı hâlıkane, Birer nadire-i hikmet, birer dâhiye-i hilkat, Birer nur âlemiyiz biz. Böyle yüzbin dil ile yüzbin bürhan gösteririz, İşittiririz insan olan insana. Kör olası dinsiz gözü, görmez oldu yüzümüzü, Hem işitmez sözümüzü, hak söyleyen âyetleriz biz. Sikkemiz bir, turramız bir, Rabbimize müsebbihiz, zikrederiz abîdane. Kehkeşan’ın halka-i kübrasına mensub birer meczublarız biz. اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى Said Nursî |
| Sponsor Bağlantılar |
| Nevşehir'in Meşhur Kabak Çekirdeği'nin Adresinize Gelmesini İster misiniz ?Tıklayın |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| dördüncü mektub, mektubât, risale-i nur |
| Şu Anda Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar : 1 (0 Üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Biçimi | |
|
|