![]() | ![]() |
| |||||||
| Kayıt Ol | Yardım | İletişim | Video | Portal | Forum | Albüm | Blog | Üye Listesi | Gruplar | Takvim | Oyun | Arama | Bugünkü Mesajlar | Bütün Forumları Okunmuş Kabul Et |
| RİSALE-İ NUR Asrın Tefsiri Risale-i Nur Hakkında Her Şey... |
Sayfayı E-Posta Olarak Gönder
Facebookta Arkadaşlarınla Paylaş
Konuyu Yazdır![]() |
| | LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Biçimi |
| ||||
| Sözler, Sayfa 90 Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Akşama erdiğinizde ve sabaha kavuştuğunuzda Allah’ı tesbih edin. • Göklerde ve yerde olanların hamd ve senâsı Ona mahsustur. Gündüzün sonuna doğru ve öğle vaktine erişince de Allah’ı tesbih edip namaz kılın. • Ölüden diriyi, diriden ölüyü O çıkarır. Ölümünden sonra yeryüzünü O diriltir. Siz de kabirlerinizden böyle çıkarılacaksınız. • Yine Onun âyetlerindendir ki, sizi topraktan yaratmıştır; sonra siz birer insan olarak yeryüzüne yayılırsınız. • Yine Onun âyetlerindendir ki, size hemcinslerinizden kendilerine ısınacağınız eşler yaratmış, aranıza muhabbet ve merhamet vermiştir. Düşünen bir topluluk için elbette bunda Allah’ın varlık ve birliğine, kudret ve rahmetine deliller vardır. • Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin, seslerinizin ve sîmâlarınızın farklılığı da yine Onun âyetlerindendir. İlim sahipleri için elbette bunda deliller vardır. • Gece ve gündüzde uyumanız ve Onun lütfundan rızık aramanız da yine Onun âyetlerindendir. Kulak veren bir topluluk için bunda elbette deliller vardır. • Yine Onun âyetlerindendir ki, size korku ve ümit vermek için şimşeği gösterir, gökten bir su indirir ve ölümünden sonra yeryüzünü onunla diriltir. Akıl sahibi bir topluluk için elbette bunda deliller vardır. • Yine Onun âyetlerindendir ki, gök ve yer Onun emriyle ayakta durur. Sonra O sizi bir emirle çağırdığında derhal kabirlerinizden çıkarsınız. • Göklerde ve yerde ne varsa Onundur; hepsi de Ona boyun eğer. • Mahlûkatı önce yaratan, sonra tekrar diriltecek olan Odur; bu ise Onun için daha kolaydır. Göklerde ve yerde tecelli eden en yüce sıfatlar Onundur. Onun kudreti herşeye galiptir; O herşeyi hikmetle yapar. (Rûm Sûresi: 17-27.)
__________________ "Bir Kavmin Seyyidi O Kavme Hizmet Edendir" (Hadis-i Şerif) - Güzel Bir Yazı - Tıkla Destek Ol Facebookta Bana Ulaşmak İsterseniz Adım : Ilk Vahiy (Arkadaşlıkları Kabul Ediyorum. Site ile ilgili sorularınıza da mümkün mertebe hızlı cevap vermeye çalışıyorum.) |
| Sponsor Bağlantılar |
| Sağlık Ürünleri Burada... Baskül, Ateşölçer, Tansiyon Cihazı, Hava Temizleme Cihazı...Tıklayın |
| ||||
| Sözler, Sayfa 91 İmânın bir kutbunu gösteren bu semâvî âyât-ı kübrânın ve haşri ispat eden şu kudsî berâhin-i uzmânın, bir nükte-i ekberi ve bir hüccet-i âzamı, bu Dokuzuncu Şuâda beyân edilecek. Latîf bir inâyet-i Rabbâniyedir ki, bundan otuz sene evvel, Eski Said, yazdığı tefsir mukaddimesi Muhâkemât nâmındaki eserin âhirinde, "İkinci Maksad: Kur’ân’da haşre işaret eden iki âyet tefsir ve beyân edilecek. " -1-" deyip durmuş; daha yazamamış. Hàlık-ı Rahîmime delâil ve emârât-ı haşriye adedince şükür ve hamd olsun ki: Otuz sene sonra tevfîk ihsan eyledi. Evet, bundan dokuz on sene evvel o iki âyetten birinci âyet olan, -2- ferman-ı İlâhînin iki parlak ve çok kuvvetli hüccetleri ve tefsirleri bulunan Onuncu Söz ile Yirmi Dokuzuncu Sözü in’âm etti; münkirleri susturdu. Hem imân-ı haşrînin hücum edilmez ve iki metîn kalesinden dokuz ve on sene sonra ikinci âyet olan başta mezkûr âyât-ı ekberin tefsirini bu risâle ile ikram etti. İşte bu Dokuzuncu Şuâ, mezkûr âyâtıyla işaret edilen dokuz âlî Makam ve bir ehemmiyetli Mukaddimeden ibârettir. 1 Haydi öyleyse, Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. 2 Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kàdirdir. (Rûm Sûresi: 50.)
__________________ "Bir Kavmin Seyyidi O Kavme Hizmet Edendir" (Hadis-i Şerif) - Güzel Bir Yazı - Tıkla Destek Ol Facebookta Bana Ulaşmak İsterseniz Adım : Ilk Vahiy (Arkadaşlıkları Kabul Ediyorum. Site ile ilgili sorularınıza da mümkün mertebe hızlı cevap vermeye çalışıyorum.) |
| ||||
| Sözler, Sayfa 92 Mukaddime Haşir akîdesinin pekçok ruhî faydalarından ve hayatî neticelerinden birtek netice-i câmiayı ihtisar ile beyân ve hayat-ı insaniyeye, hususan hayat-ı içtimâiyesine ne derece lüzûmlu ve zarûrî olduğunu izhâr ve bu imân-ı haşrî akîdesinin pekçok hüccetlerinden birtek hüccet-i külliyeyi icmâl ile göstermek ve o akîde-i haşriye ne derece bedihî ve şüphesiz bulunduğunu ifade etmekten ibâret olarak, İki Nokta’dır. BİRİNCİ NOKTA: Âhiret akîdesi, hayat-ı içtimâiye ve şahsiye-i insaniyenin üssü’l-esâsı ve saadetinin ve kemâlâtının esâsâtı olduğuna, yüzer delillerden bir mikyas olarak, yalnız dört tanesine işaret edeceğiz: • Birincisi: Nev-i beşerin hemen yarısını teşkil eden çocuklar, yalnız Cennet fikriyle, onlara dehşetli ve ağlatıcı görünen ölümlere ve vefâtlara karşı dayanabilirler. Ve gayet zayıf ve nâzik vücudlarında bir kuvve-i mâneviye bulabilirler. Ve her şeyden çabuk ağlayan gayet mukàvemetsiz mizâc-ı ruhlarında, o Cennet ile bir ümit bulup, mesrurâne yaşayabilirler. Meselâ, Cennet fikriyle der: "Benim küçük kardeşim veya arkadaşım öldü; Cennetin bir kuşu oldu, Cennette gezer, bizden daha güzel yaşar." Yoksa, her vakit etrafında kendi gibi çocukların ve büyüklerin ölümleri, o zayıf bîçarelerin endişeli nazarlarına çarpması, mukàvemetlerini ve kuvve-i mâneviyelerini zîr ü zeber ederek, gözleriyle beraber ruh, kalb, akıl gibi bütün letâifini dahi öyle ağlattıracak; ya mahvolup veya divâne bir bedbaht hayvan olacaktı. • İkinci delil: Nev-i insanın bir cihette nısfı olan ihtiyarlar, yalnız hayat-ı uhreviye ile, yakınlarında bulunan kabre karşı tahammül edebilirler. Ve çok alâkadar oldukları hayatlarının yakında sönmesine ve güzel dünyalarının kapanmasına mukabil, bir teselli bulabilirler. Ve çocuk hükmüne geçen serîü’t-teessür ruhlarında ve mizaçlarında, mevt ve zevâlden çıkan elîm ve dehşetli me’yusiyete karşı, ancak hayat-ı bâkiye ümidiyle mukabele edebilirler. Yoksa, o şefkate lâyık muhteremler ve sükûnete ve istirahat-i kalbiyeye çok muhtaç o endişeli babalar ve analar, öyle bir vâveylâ-i ruhî ve bir dağdağa-i kalbî hissedeceklerdi ki, bu dünya onlara zulmetli bir zindan ve hayat dahi kasâvetli bir azab olurdu.
__________________ "Bir Kavmin Seyyidi O Kavme Hizmet Edendir" (Hadis-i Şerif) - Güzel Bir Yazı - Tıkla Destek Ol Facebookta Bana Ulaşmak İsterseniz Adım : Ilk Vahiy (Arkadaşlıkları Kabul Ediyorum. Site ile ilgili sorularınıza da mümkün mertebe hızlı cevap vermeye çalışıyorum.) |
| ||||
| Sözler, Sayfa 93 • Üçüncü delil: İnsanların hayat-ı içtimâiyesinin medârı olan gençler, delikanlılar, şiddet-i galeyanda olan hissiyâtlarını ve ifratkâr bulunan nefis ve hevâlarını tecavüzâttan ve zulümlerden ve tahribâttan durduran ve hayat-ı içtimâiyenin hüsn-ü cereyânını temin eden, yalnız Cehennem fikridir. Yoksa, Cehennem endişesi olmazsa, kaidesiyle o sarhoş delikanlılar, hevesâtları peşinde bîçare zayıflara, âcizlere dünyayı Cehenneme çevireceklerdi. Ve yüksek insaniyeti, gayet süflî bir hayvaniyete döndüreceklerdi. • Dördüncü delil: Nev-i beşerin hayat-ı dünyeviyesinde en cemiyetli merkez ve en esaslı zemberek ve dünyevî saadet için bir Cennet, bir melce’, bir tahassüngâh ise, âile hayatıdır. Ve herkesin hânesi, küçük bir dünyasıdır. Ve o hâne ve âile hayatının hayatı ve saadeti ise, samimi ve ciddî ve vefâdarâne hürmet ve hakiki ve şefkatli ve fedâkârâne merhamet ile olabilir. Ve bu hakiki hürmet ve samimi merhamet ise, ebedî bir arkadaşlık ve dâimî bir refâkat ve sermedî bir beraberlik ve hadsiz bir zamanda ve hududsuz bir hayatta birbiriyle pederâne, ferzendâne, kardeşâne, arkadaşâne münâsebetlerin bulunmak fikriyle, akîdesiyle olabilir. Meselâ, der: "Bu haremim, ebedî bir âlemde, ebedî bir hayatta dâimî bir refîka-i hayatımdır. Şimdilik ihtiyar ve çirkin olmuş ise de, zararı yok. Çünkü, ebedî bir güzelliği var; gelecek. Ve böyle dâimî arkadaşlığın hatırı için, her bir fedâkârlığı ve merhameti yaparım" diyerek, o ihtiyâre karısına, güzel bir hûri gibi muhabbetle, şefkatle, merhametle mukabele edebilir. Yoksa kısacık, bir iki saat sûrî bir refâkatten sonra ebedî bir firâk ve müfârakata uğrayan arkadaşlık, elbette gayet sûrî ve muvakkat ve esassız, hayvan gibi bir rikkat-i cinsiye mânâsında ve bir mecâzî merhamet ve sun’î bir hürmet verebilir. Ve hayvanâtta olduğu gibi, başka menfaatler ve sâir gàlip hisler, o hürmet ve merhameti mağlûp edip, o dünya cennetini cehenneme çevirir. İşte, imân-ı haşrînin yüzer neticesinden birisi, hayat-ı içtimâiye-i insaniyeye taallûk eder. Ve bu tek neticenin de yüzer cihetinden ve faydalarından mezkûr dört delile, sâirleri kıyas edilse, anlaşılır ki, hakikat-i haşriyenin tahakkuku ve vukuu, insaniyetin ulvî hakikati ve küllî hâceti derecesinde katîdir. Belki, insanın midesindeki ihtiyacın vücudu, taamların vücuduna delâlet ve şehâdetinden daha zâhirdir ve daha ziyâde tahakkukunu bildirir. Ve eğer, bu hakikat-i haşriyenin neticeleri, insaniyetten çıksa, o çok ehemmiyetli ve yüksek ve hayattar olan insaniyet mahiyeti, murdar ve mikrop yuvası bir lâşe hükmüne sukut edeceğini ispat eder. Beşerin idare ve ahlâk ve içtimâiyâtı ile çok alâkadar olan içtimâiyyun ve siyâsiyyun ve ahlâkiyyunun kulakları çınlasın. Gelsinler; bu boşluğu ne ile doldurabilirler? Ve bu derin yaraları ne ile tedâvi edebilirler? İKİNCİ NOKTA: Hakikat-i haşriyenin hadsiz bürhanlarından, sâir erkân-ı imâniyeden gelen şehâdetlerin hulâsasından çıkan bir bürhanı, gayet muhtasar bir sûrette beyân eder. Şöyle ki: Galip olan hükmeder.
__________________ "Bir Kavmin Seyyidi O Kavme Hizmet Edendir" (Hadis-i Şerif) - Güzel Bir Yazı - Tıkla Destek Ol Facebookta Bana Ulaşmak İsterseniz Adım : Ilk Vahiy (Arkadaşlıkları Kabul Ediyorum. Site ile ilgili sorularınıza da mümkün mertebe hızlı cevap vermeye çalışıyorum.) |
| ||||
| Sözler, Sayfa 94 Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın risâletine delâlet eden bütün mu’cizeleri ve bütün delâil-i nübüvveti ve hakkàniyetinin bütün bürhanları, birden, hakikat-i haşriyenin tahakkukuna şehâdet ederek ispat ederler. Çünkü, bu zâtın bütün hayatında, dâvâları, Vahdâniyetten sonra haşirde temerküz ediyor. Hem, umum peygamberleri tasdik eden ve ettiren bütün mu’cizeleri ve hüccetleri, aynı hakikate şehâdet eder. Hem, -1- kelimesinden gelen şehâdeti bedâhet derecesine çıkaran -2- şehâdeti de, aynı hakikate şehâdet eder. Şöyle ki: Başta Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın hakkàniyetini ispat eden bütün mu’cizeleri, hüccetleri ve hakikatleri, birden, hakikat-i haşriyenin tahakkukuna ve vukuuna şehâdet edip, ispat ederler. Çünkü Kur’ân’ın, hemen üçten birisi haşirdir; ve ekser kısa sûrelerinin başlarında, gayet kuvvetli âyât-ı haşriyedir. Sarîhan ve işareten binler âyâtıyla aynı hakikati haber verir, ispat eder, gösterir. Meselâ, -3- gibi otuz kırk sûrelerin başlarında, bütün katiyetiyle, hakikat-i haşriyeyi kâinatın en ehemmiyetli ve vâcib bir hakikati olduğunu göstermekle beraber, sâir âyetler dahi o hakikatin çeşit çeşit delillerini beyân edip iknâ eder. Acaba, birtek âyetin birtek işareti, gözümüz önünde, ulûm-u İslâmiyede müteaddit ilmî, kevnî hakikatleri meyve veren bir kitâbın binler böyle şehâdetleriyle ve dâvâları ile güneş gibi zuhur eden imân-ı haşrî, hakikatsiz olması, güneşin inkârı, belki kâinatın ademi gibi hiçbir cihet-i imkânı var mı? Ve yüz derece muhâl ve bâtıl olmaz mı? Acaba, bir sultanın birtek işareti yalan olmamak için, bâzan bir ordu hareket edip çarpıştığı halde; o pek ciddî ve izzetli Sultanın binler sözleri ve vaadleri ve tehditlerini yalan çıkarmak, hiçbir cihette kàbil midir? Ve hakikatsiz olmak, mümkün müdür? 1 Ve peygamberlerine imân ettim. 2 Ve kitaplarına imân ettim. 3 Güneş dürülüp toplandığında. (Tekvir Sûresi: 1.) • Ey insanlar, Rabbinizden korkun. Kıyâmet gününün zelzelesi, muhakkak ki pek büyük birşeydir. (Hac Sûresi: 1.) • Ne zaman ki yer müthiş bir sarsıntıyla sarsılır. (Zilzâl Sûresi: 1.) • Gök yarıldığı zaman. (İnfitar Sûresi: 1.) • Gök yarıldığında. (İnşikak Sûresi: 1.) • Onlar birbirlerine neyi sorup duruyorlar? (Nebe Sûresi: 1.) • Dehşeti herşeyi kaplayan kıyâmetin haberi sana geldi mi? (Gàşiye Sûresi: 1.)
__________________ "Bir Kavmin Seyyidi O Kavme Hizmet Edendir" (Hadis-i Şerif) - Güzel Bir Yazı - Tıkla Destek Ol Facebookta Bana Ulaşmak İsterseniz Adım : Ilk Vahiy (Arkadaşlıkları Kabul Ediyorum. Site ile ilgili sorularınıza da mümkün mertebe hızlı cevap vermeye çalışıyorum.) |
| ||||
| Sözler, Sayfa 95 Acaba, on üç asırda, fâsılasız olarak, hadsiz ruhlara, akıllara, kalblere, nefislere hak ve hakikat dairesinde hükmeden, terbiye eden, idare eden bu mânevî Sultan-ı Zîşânın birtek işareti, böyle bir hakikati ispat etmeye kâfi iken, binler tasrihât ile bu hakikat-i haşriyeyi gösterip ispat ettikten sonra, o hakikati tanımayan bir echel ahmak için, Cehennem azabı lâzım gelmez mi? Ve ayn-ı adâlet olmaz mı? Hem, birer zamana ve birer devre hükmeden bütün semâvî suhufları ve mukaddes kitapları dahi, bütün istikbâle ve umum zamanlara hükümran olan Kur’ân’ın tafsilâtla, izahâtla, tekrar ile beyân ve ispat ettiği hakikat-i haşriyeyi asırlarına ve zamanlarına göre, o hakikati katî kabul ile beraber, tafsilâtsız ve perdeli ve muhtasar bir sûrette beyân, fakat kuvvetli bir tarzda iddiâ ve ispatları, Kur’ân’ın dâvâsını binler imza ile tasdik ederler. Bu bahsin münâsebetiyle, risâle-i Münâcâtın âhirinde, rüknüne sâir rükünlerin, hususan rusül ve kütüb’ün şehâdetini münâcât sûretinde zikredilen pek kuvvetli ve hulâsalı ve bütün evhamları izâle eden bir hüccet-i haşriye, aynen buraya giriyor. Şöyle ki: Münâcât’ta demiş: Ey Rabb-i Rahîmim! Resûl-i Ekreminin tâlimiyle ve Kur’ân-ı Hakîmin dersiyle anladım ki, başta Kur’ân ve Resûl-i Ekremin olarak bütün mukaddes kitaplar ve peygamberler, bu dünyada ve her tarafta numuneleri görülen celâlli ve cemâlli isimlerinin tecellîleri, daha parlak bir sûrette ebedü’l-âbâdda devam edeceğine ve bu fânî âlemde Rahîmâne cilveleri, numuneleri müşâhede edilen ihsanâtının daha şâşaalı bir tarzda dâr-ı saadette istimrârına ve bekàsına ve bu kısa hayat-ı dünyeviyede onları zevk ile gören ve muhabbet ile refâkat eden müştakların, ebedde dahi refâkatlerine ve beraber bulunmalarına icmâ ve ittifak ile şehâdet ve delâlet ve işaret ederler. Hem, yüzer mu’cizât-ı bâhirelerine ve âyât-ı kàtıalarına istinâden, başta Resûl-i Ekrem ve Kur’ân-ı Hakîmin olarak, bütün nurânî ruhların sahipleri olan peygamberler ve bütün münevver kalblerin kutupları olan velîler ve bütün keskin ve nurlu akılların mâdenleri olan sıddîkînler ve bütün suhuf-u semâviyede ve kütüb-ü mukaddesede Senin çok tekrar ile ettiğin binler vaadlerine ve tehditlerine istinâden, hem Senin kudret ve rahmet ve inâyet ve hikmet ve celâl ve cemâl gibi âhireti iktizâ eden kudsî sıfatlarına, şe’nlerine ve Senin izzet-i celâline ve saltanat-ı Rubûbiyetine îtimâden, hem âhiretin izlerini ve tereşşuhâtını bildiren hadsiz keşfiyâtlarına ve müşâhedelerine ve ilmelyakîn ve aynelyakîn derecesinde bulunan itikadlarına ve imânlarına binâen, saadet-i ebediyeyi insanlara müjdeliyorlar. Ehl-i dalâlet için Cehennem ve ehl-i hidâyet için Cennet bulunduğunu haber verip ilân ediyorlar. Kuvvetli imân edip, şehâdet ediyorlar. Ey Kadîr-i Hakîm! Ey Rahmân-ı Rahîm! Ey Sâdıku’l-Va’di’l-Kerîm! Ey izzet ve azamet ve celâl sahibi Kahhâr-ı Zülcelâl! Âhiret gününe imân etmek.
__________________ "Bir Kavmin Seyyidi O Kavme Hizmet Edendir" (Hadis-i Şerif) - Güzel Bir Yazı - Tıkla Destek Ol Facebookta Bana Ulaşmak İsterseniz Adım : Ilk Vahiy (Arkadaşlıkları Kabul Ediyorum. Site ile ilgili sorularınıza da mümkün mertebe hızlı cevap vermeye çalışıyorum.) |