![]() | ![]() |
| |||||||
| Kayıt Ol | Yardım | İletişim | Video | Portal | Forum | Blog | Üye Listesi | Gruplar | Takvim | Oyun | Arama | Bugünkü Mesajlar | Bütün Forumları Okunmuş Kabul Et |

| KUR'AN-I KERİM "Sizin en hayırlınız Kuran’ı öğrenen ve öğreteninizdir"Hadis-i Şerif [Buharî, Fedailu'l- Kur'an, 21; Tirmizî, Sevabu'l- Kur'an,150.] |
Sayfayı E-Posta Olarak Gönder
Facebookta Arkadaşlarınla Paylaş
Konuyu Yazdır![]() |
| | LinkBack | Konu Araçları | Görünüm Biçimi |
| ||||
| [size=3]5 Dakikada Kur’an’ı Hatim Sevabı Almak İstermisiniz ? Efendimiz şöyle buyuruyor: “Sizden biri bir gecede Kur’an’ın üçte birini okumaktan âciz midir? Kim, “Kul hüvallâhü ehad. Allahü’s Samed” suresini okursa Kur’an’ın üçte birini okumuş sayılır.” (Tirmizi, Fedailü’l Kur’an, 2896) Kur’an’ın özü tevhid, nübüvvet ve haşirdir. İhlas Sûresi (Kul hüvallahü ehad. Allahü’s Samed. Lem yelid. Ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.) diğer sûre ve ayetlerde olduğu gibi bu üç önemli düsturu içermektedir. Kur’an rahmettir, berekettir. Kur’an nur dolu mucize bir kitaptır. Okudukça rahatlar ve kendinizi öteler aleminde hissedersiniz. Kur’an’ın kendisi bizzat şifa kaynağıdır. Dertlilere derman, sıkıntıda olanlara ferahlık kaynağıdır. O, bu dünyanın yakıcı ateşiyle kavrulmuş dudaklara bir hayat suyu, kasvetli gönüllere moral kaynağıdır. Her harfine kaç sevap veriliyor? İbni Mes’ud (ra) anlatıyor: “Hz. Peygamber’i (sas) dinledim. Şöyle diyordu: “Kur’an-ı Kerim’den tek harf okuyana bile bir sevap vardır. Her sevap on misliyle kayda geçer. “Elif Lâm Mîm” bir harftir demiyorum. Aksine Elif bir harf, Lâm bir harf, Mîm bir harftir.” (Tirmizî, Sevâbü’l Kur’an, 16, 2912) Yüce Rabb’imizin (cc) lütfuna bakalım ki, Kur’an’ın her harfine 10 sevap veriyor. Kur’an’da 323 bin 70 harf vardır. Buna göre hesap edebiliriz. Kur’an’ı cuma, bayram, Ramazan, Kadir Gecesi gibi mübarek ve özel vakitlerde okuduğumuzda ise her harfine verilen sevap karşılığı 1’e 700 hatta 1’e 700.000’e kadar çıkmaktadır. Böyle mübarek vakitleri kesinlikle ihmal etmemeli, hesaplar ve rakamların aciz kaldığı engin rahmete kavuşmak için okudukça okumalıyız. [/size] |
| Sponsor Bağlantılar |
| Adata 2 GB Flash Bellek 11 YTL Tıklayın |
| |||
| [SIZE=4]Kuranı okuyan herkes bilirki, Kuran anlaşılması gereken bir kitaptır.[/SIZE] [SIZE=4]Kuranı istediğiniz kadar okuyun, idrak edemiyorsanız, okudukklarınız sizi değiştirmiyorsa, size fayda vermiyorsa, size bir katkısı olmaz. [/SIZE] [SIZE=4]Peygamberin, kuranda okunan bir harfine verileceğini söylediği sevap, peygambere ait olamaz. Çünkü bilirizki önemli olan yazanı okumak değil, okuduğunu anlamak/idrak etmek ve yaşama aktarabilemktir, öğüt olabilmesidir. [/SIZE] [SIZE=4]İyiniyetli bir hatırlatma: Peygamberin söylediği kanıtlanamayan ifadeleri, peygamber söylemiş gibi Allahın dinine eklemeler yapmayınız.[/SIZE] |
| ||||
| [SIZE=3]İbni Mes’ud (ra) anlatıyor: “Hz. Peygamber’i (sas) dinledim. Şöyle diyordu: “Kur’an-ı Kerim’den tek harf okuyana bile bir sevap vardır. Her sevap on misliyle kayda geçer. “Elif Lâm Mîm” bir harftir demiyorum. Aksine Elif bir harf, Lâm bir harf, Mîm bir harftir.[/SIZE] [SIZE=3]” (Tirmizî, Sevâbü’l Kur’an, 16, 2912)[/SIZE] [SIZE=3]S.a değerli kardeşim kuranı kerimi okuyup idrak etmek hayatımıza rehber olarak tabiki birinci önceliğimiz.fakat harfine dahi sevap verileceğini bildiren ben değilim İbni Mes’ud (ra) dır hadisin kaynağına bakmanızı rica ediyorum .bu hadisi inkar etmek İbni Mes’ud (ra) nakletiği tüm hadisleri inkar anlamına geliyor lütfen dikkat edin selmaetle.[/SIZE] [SIZE=3]Hadisin kaynağı da bu kitapta yazılıdır. [/SIZE] [SIZE=3][SIZE=2]HAKÎM-İ TİRMİZÎ [/SIZE]” (Tirmizî, Sevâbü’l Kur’an, 16, 2912) [/SIZE] |
| ||||
| aydınlık ilke kardeşim uyarın için saol tabi asılsız hadislerde olabilir ama neden bu ayzının altına o uyarıyı ekledin anlamadım? bir ikincisi eğer Kuran-ı Kerim 'in ilahi bir kitap olduğunu kabul ediyorsanız illakide manasını bilecektin yoksa okumanın bi anlamı yoktur denemez asla bahsettiğimiz bi ders kitbı fln değil ilahi bir kitaptır ,siz anlamadığınızı sansanız bile kalbiniz feyz alır ama illaki hem okuyup hem anlamak yaşama katmak idrak etmek en güzeli en anlamlısıdır...
__________________ Bayanlar bölümü için buyrun "Eğer hasmını mağlup etmek istersen, fenalığa karşı iyilikle mukabele et." |
| |||
| anmakmı,anlamak yaşamakmı? Keşke, andığımız kadar anlayıp yaşayabilseydik. Allah Rasulü'nü anmalar, eğer anlayıp yaşamaya kapı aralıyorsa anlamlıdır. Sevgi var, sevileni anlamayı kolaylaştırır. Sevgi var, sevileni anlamayı zorlaştırır, hatta imkansız kılar. Birincisi bedeli ödenmiş sevgidir, ikincisi ise bedeli ödenmemiş, hakkı verilmemiş sevgi. Sevileni anlamayı kolaylaştıran sevgi tanıdıkça artan sevgidir. Bu birbirini tetikler: Sevdikçe tanır, tanıdıkça sever insan. Allah Rasulü'nün hayatıyla derinden ve yoğun irtibat kuranlar, sümmettedarik olağanüstülüklere itibar etmezler. Buna gerek duymazlar. Çünkü böylesine berrak bir hayat kaynağını keşfedenin, boz bulanık sulara dalmaya ihtiyacı yoktur. İbn Hazm'ın Cevami'u-Sîra'da söylediği "Onun peygamberliğine başka hiçbir delil olmasa yaşadığı hayat tek başına yeterdi" mealindeki sözü, ne demek istediğimi anlatmaya kafidir. Aynı tavrı, bütün bir ömrünü onun hayatını anlamaya ve anlatmaya vakfeden Muhammed Hamidullah Hoca'da da görüyoruz. Bunu söylemek kolay değildir. Bunu söylemek için bunu fark etmek lazım. Bunu fark etmek için, onu anlamak lazım. Onu anlamak, Kur'an'ın haber verdiği gibi, "belini neyin ikiye büktüğünü" anlamaktır. İniş üssü onun yüreği olan "ağır ve değerli sözü" (kavlen sakîlen) anlamaktır. Vahyi almaya başladığında Allah Rasulü'nün saçları, belli belirsiz birkaç ak tel dışında simsiyahtı. Fakat 47'sine geldiğinde orantı tersine dönmüştü. Hz. Ebubekir bir keresinde "Saçların (tez) ağardı Ya Rasulallah!" demişti de, o "Saçlarımı Hud, Vakıa, Murselat, Amme yetesaelun ve İze'ş-şemsu kuvvirat sureleri ağarttı" demişti. Onu anlamak, biraz da onun belini ikiye büken, saçlarını ağartan şeyi anlamaktır. Onun "insan" diye bir derdi vardı. Bu öyle bir dertti ki, Kur'an onu şöyle uyarmak durumunda kalacaktı: "Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin!" Benzer bir ifade, Kehf suresinde, farklı bir ibareyle gelecekti: "Demek sen kalkıp eğer onlar bu hitaba inanmazlarsa, onların tepkilerine gücenip kendini helak edeceksin?" İlahi denetim altındaydı. En ücra yerinden denetleniyordu. Hayatın tüm sıkıntılarıyla, bu ilahi denetim ve gözetim altında baş etmek zorunda olduğunu biliyordu. Taif günü taşlandığında, olanca genişliğine rağmen yeryüzü ona dar gelmişti. Alemlere rahmet olarak gönderilmişti ama, alemler içerisinde Allah'tan başka gidecek bir yeri, sığınacak bir mekanı yoktu. Her gerçek seven gibi onun da sevgisi sınanıyordu. Kan revan içinde döndü, giremediği Mekke'sini uzaktan seyrederken, yanaklarından süzülen yaşlar eşliğinde bir yandan da şu duayı ediyordu: İlâhî! Kuvvetimin tükendiğini sana arz ediyorum! Gücümün azaldığını, insanların gözünde küçük düştüğümü Sana şikayet ediyorum! Ey merhametlilerin en merhametlisi! Sensin ezilmişlerin Rabbi! Sensin benim Rabbim! Beni kimlerin eline bıraktın? Bana gaddarlık yapan yabancıların eline mi? Yoksa, davamı ipotek altına alan düşmanın eline mi? Ama, eğer Sen bana gücenmedinse, kesinlikle bunlara aldırmıyorum, lakin ihsanın beni rahatlatacaktır! Senin nuruna sığınırım; karanlıkları aydınlatan nuruna, dünya ve ahiretimi aydınlatacak nuruna! Gelecek gazabın, bana ulaşacak öfkenden, kaçıp kurtulacak bir sığınak arıyorum. Sana sığındım, yeter ki razı ol! Beni bir lahza kendimle baş başa bırakma! Güç ve kuvvet sendendir, yalnız senden! Hicret gecesi Sevr'in eteğinde beklemedi, kulun gücünün bittiği yer olan zirvesine çıktı. Ve orada söyledi "Ey Ebubekir! Üçüncüsü Allah olan iki kişiye kim ne yapabilir ki?" sözünü. Biliyordu ki, insanın gücünün bittiği yerde Allah'ın yardımı başlardı. Vahyin uyarılarıyla, duygularına bile ince ayar çekiliyordu. Sert olduğu bazı durumlarda "Onlara daha yumuşak ve güzel davran", "onları kendi haline bırak", "aldırma", "kendi gündemini izle", "işine bak" gibi uyarılar alıyordu. Fazla yumuşak davrandığında ise "Onlara karşı daha sert ol", "onlara yüz verme" uyarıları alıyordu. Belini iki büklüm eden yükün ağırlığı bu örneklerden sonra daha iyi anlaşılmıyor mu? Sanırım ona "Ben hüzünlerin peygamberiyim" dedirten de buydu. Dahası, vefat günü başucunda ağlayan Fatıma'sına "Ağlama kızım, baban bir daha acı çekmeyecek" dedirten de buydu. Rabbim ona layık olmayı, onu sevmeyi, anlamayı ve yaşamayı her kula nasip etsin! m.islamoglu Konu akell tarafindan (18-11-2007 Saat 13:07 ) degistirilmistir. |
| |||
| konuyu başlatan arkadaşında vurgu yaptıgı başlıküzerinde dikkatli olmasını rica ederim 5 dakikada.... ile başlayan konu biraz sözkonusu kuran olunca daha dikkatli olmak gerekiyor. ayrıca peygamberimizden gelen hadislerde fatiha süresinin kuranın özeti oldugunu,yasin suresinin kalbi oldugunu ve benzeri ayetlerde kuranın vermek istedigi anlamı özetledikleri için böyle ifadeler yer almıştır hadisi dikkatli okursanız kuranın 3 te 1 ni okumuş sayıması ihlas suresinin anlamını derinligine ifade eder ki bu hadisle çelişmez allahın tekligi,ihtiyaçları gidemesi ve ihtiyaç sahibi olmaması(samed),varlıklara benzememesi ve zatıyla kaim olması ihlas suresinin anlamı kuranın bizlere ne vermek istedigini anlarsak bu hadis bir okadar anlam kazanıyor başlık üzerinde arkadşımızın dikkatlice düşünmesi gerektigini temenni ederek... |
| Sponsor Bağlantılar |
| Oto Buzdolabı Sistemleri...Tıklayın |
![]() |
| Bookmarks |
| Şu Anda Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar : 1 (0 Üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Biçimi | |
|
|