Allah Sevgisi Hiç şüphe yoktur ki, Allah sevgisi her sevginin üstünde yeralan bir sevgidir. Tereddütsüz her müslüman Allah’ı cc sevdiğini iddia eder. Fakat her iddia delile, ispata muhtaçtır. Kul sevgi alâmetleri taşımıyorsa; dil ile söylenen sözlerin pek bir anlamı yoktur. Allah kalplerden geçenleri dahi bilendir.
Şimdi dilerseniz Allah sevgisinin kul üzerinde görülen alâmetlerini saymaya çalışalım. Bakalım bu sayacağımız alâmetlerden kaç tanesi bizim üzerimizde var.
Allah sevgisinin alâmetlerinden bir tanesi; O’nu cennette müşahade etmeyi istemek ve sevmektir. Gönül sevdiğini görmek, O’na ulaşmak ister. Bunun için de ölümü sevip ondan kaçmamak gerekir. Zira seven bir insan için vatanından çıkıp, sevgilisine ulaşmak, onu görmek zor gelmez. Resul-i Ekrem sav “Allah’a kavuşmayı seveni, Allah’ta sever” buyurmuştur. Bunun sonucu olarak Allah’a kavuşmak isteyen bir kulun ölümden korkmaması gerekir. Allah teala sevginin gerçekliğinde Kendi yolunda ölmeyi şart koştu: “Doğrusu Allah, kendi uğrunda kenetlenmiş bir duvar gibi savaşanları sever”(Saff:4) buyuruyor. Tevbe suresi 11.ayette de “Onlar, Allah yolunda savaşır, ölür ve öldürülürler.” Buyurularak Allah yolunda ölümün değeri ifade edilir.
Sahabe öylesine Allah sevigisiyle doluydu ki, bu uğurda işkencelerin en dayanılmazına bile katlanmaya hazırdı. Uhud savaşında Abdullah b. Cahş, Ebu Vakkas’a: - Niçin Allah’a dua etmiyoruz? Dedi. Bir kenara çekildiler ve duaya başladılar. Savaş esnasında ne duası yapılır. Herhalde zafere ulaşmakla ilgili niyazda bulunulur. Ama bakın Abdullah b. Cahş nasıl dua ediyor: Yâ Rab, Senden yarın savaşa gittiğimde beni kuvvetli bir düşmanla karşı karşıya getirmeni, onunla senin rızan uğrunda alabildiğine savaşmamı, nihayet benim burnumu ve kulaklarımı kesmesini ve işkembelerimi orada dökmesini isterim. Yarın kıyamet günü burnun, kulağın ne oldu?diye benden sorduklarında, onları Senin ve sevgili habibinin yolunda feda ettim, demiş olayım. Ve senin de, evet doğru söylüyorsun, diyerek beni tadik etmeni istiyorum, diye dua ettim. Sa’d devamla diyor ki: ertesi gün akşama doğru Abdullah b. Cahş’ın burnu ile kulaklarını bir iple asılı olarak gördüm. İlk istediğini Allah teala kendisine verdi, sonunu da aynı şekilde getireceğini umarım, dedi.
Bir müslüman için Allah ve Resulünün sevgisi her şeyden ve herkesten üstün olmalıdır. Bakalım Allah nasıl buyuruyor: “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaretiniz, hoşlandığınız meskenler, size Allah’tan, Rasulünden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise; o halde Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin. Allah yoldan çıkmış topluluğu doğru yola iletmez.”(Tevbe:24) Bu ayet Mekke’den hicret etmeyenler ve yukarıda sayılan hususlarını bırakamayanlar için inmiş bir ilahi tehdittir. Bu gibi kimseler ahirette görecekleri ceza ile tehdit edilmişlerdir.
Süfyanı Sevri ile Bişr-i Hafi “Ölümü ancak şüphede olan kişiler sevmez. Zira ne pahasına olursa olsun dost, dostuna ulaşmayı çirkin görmez, demişlerdir.
Cenab-ı Allah Bakara suresi 94.ayetinde “Doğru sözlü iseniz ölümü dilesenize.” Buyuruyor. Şayet ölümden hoşlanmamak malından, eşinden, çocuklarından ya da dünyadan ayrılmamak ise; bu kalpte, Allah sevgisi yerleşmemiş demektir. Ölümden hoşlanmamanın ikinci sebebi de kişinin Allah’a kavuşmaya gerektiği gibi hazırlanamamasındandır. Nasıl ki bir insan sevdiği birinin geleceğini haber alınca telaşa kapılır ve evine çeki düzen vermeye başlarsa; kulda her an sevdiğine kavuşmanın ümidiyle, kendine çeki düzen verip, salih ameller işlemeye devam etmelidir.
Bu hususta şair ne hoş söylüyor:
Allah’a isyan ederken, O’nu sevdiğini açıklarsın,
Bu ne acaip bir iştir. Eğer sevgin doğru olsaydı,
O’na itaat ederdin; çünkü seven sevdiğine itaat eder, demiştir.
Peygamber sav ümmetini cennete çağırıyor ve onları cennet ve cemalullah ile müjdeliyordu. Peygamber sav’in gölgesinde yapılan bir savaş sırasında bu müjdeyi alan bir sahabi onun için atmıştı elindeki hurmaları: “Demek ki benimle cennet arasında bu hurmalar ver” diyerek. Sonra da savaşın en kızışmış yerine girerek çarpışmış ve şehid olarak cennete ve cemalullah’a kavuşmuştu. Çünkü o yüce sahabi biliyordu ki sevmek demek, sevdiğinin yolunda ölebilmek demekti. Aksi halde sevgide samimi olunmamış olunurdu ki, bunun adı riya, ya da nifaktı.
Sevginin alâmetlerinden birisi de devamlı olarak kalp ve dili ile Alah’ı hatırlayıp, O’nun azametini düşünerek O’nu zikretmektir. Zira bir şeyi çok seven, onu çok anar. Demek oluyor ki, Allah’ı sevmenin alâmeti, O’nun zikrini sevmek, kelamı olan Kuranı sevmek, peygamberlerini ve O’na nispet edilen her şeyi sevmektir. Nitekim Allahu teala peygamberimize hitaben “De ki Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin”(Ali İmran:31) buyurmuştur. Resuli Ekrem sav’de “Allah’ın size verdiği sayısız nimetlerden dolayı, Allah’ı sevin. Beni de Allah için, Allah beni sevdiği için seviniz” buyurmuştur. İlahi aşka merdivenleri ağır ağır çıkarak ulaşılabilir ancak. Bu merdivenin ilk basamağı ise, tıpkı Mecnun’un Leyla’nın köyünün köpeğini sevdiği gibi, Halık’ın yarattığı her şeyi sevmekten ibarettir. Bunun içindir koca Yunus’un yaratılan her şeyi sevmesi. Öyle ya, değil mi ki O cc yarattı ve O cc abes iş yapmaz öyleyse her şey sevilmelidir, güzelliğine ve çirkinliğine bakılmaksızın.
Bu konuda bir başka alâmet ise, yalnızlıkta Allah ile ünsiyet edip O’na münacat etmek, Kuranı Kerim okumak, gecenin karanlığını ganimet bilerek huzur içinde ibadet etmektir.
Bir diğer alâmet; Allah’tan başka kaybettiği hiçbir şeye üzülmemek, Allah’ı zikretmeksizin ve ibadetle meşgul olmaksızın geçirdiği her dakikaya üzülmektir. Seven kimsenin vazifesi, bir an da olsa geçirdiği gafletinden dönmek istediği vakit, hemen sevgilisine yönelmek ve kendini kınayarak “Allahım hangi kusurumdan sebep beni senden ayırdın ve huzurundan uzaklaştırdın da nefsime ve şeytana uymakla beni niçin terkettin? Demeli” ve bunu samimiyetle ifade ederek kendini bağışlatmaya çalışmalıdır.
Malını ve hatta bedenini Allah yolunda harcayıp bitkin hale gelen bir Allah aşıkına “Senin bu halin nedir?” diye sorarlar. O da bir keresinde Aşık ile maşukun konuşmalarına şahid oldum. Seven, sevgilisine: “Ben bütün kalbimle seni sevdiğim halde sen bütün varlığınla benden yüz çeviriyorsun” dedi. Sevilen ise “Beni sevdiğini ispat için bana ne veriyorsun?” deyince, seven: “Bütün mal ve mülkümü sana veriyorum, hatta canımı da sana teslim ediyorum” dedi. Bunu dinleyince kendi kendime “Şu manzara kulun kula, yaratığın yaratığa olan bir sevgi göstergesidir. Ya kulun yaratanına olan sevgisi nasıl olmalıdır?dedim.ve bende bütün mevcudiyetimi Allah sevgisi uğrunda feda ettim” dedi.
Allah’ı sevmenin belirtilerinden biri de, Allah’a kulluk edenlere şefkatli ve merhametli olmak, düşmanlarına ve Allah rızasına uymayan hareketlerde bulunanlara karşı da şiddetli davranmaktır. Nitekim Allahu Teala: “Kafirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler” (Fetih:29) buyurmuştur. Nitekim konuyla ilgili bir hadis şöyledir: “Amellerin en faziletlisi Allah için sevmek, Allah için buğzetmektir.”(Ebu Davud) Alimler derler ki Allah için sevmenin gereklerinden biri, Allah’ın evliyalarını sevmektir. Onları sevmenin şartlarından biri de onların bıraktığı sünnete uyup onlarla yetinmek, bidata yer vermemek ve onların tavsiyelerine uymaktır. Resuli Ekrem sav buyururlar ki: “Üç şey vardır ki, bunlar kimde bulunursa o kimse imanın tadını bulur: 1-Bir kimseye Allah ve Resulü başkalarından daha sevgili olmak. 2- bir kimse sevdiğini yalnız Allah için sevmek. 3- Bir kimseyi Allah küfürden kurtardıktan sonra, tekrar küfre dönmekten, ateşe atılmaktan tiksindiği gibi tiksinmek” (Müslim)
Allahu Teala buyuruyor ki: “De ki: eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah gafurdur, rahimdir.”(Ali İmran:31) Bu ayetten açıkça anlaşılıyor ki, Allah’ı sevmenin bir başka alameti ise Peygamberine uymak. Bu da O’nun hayat tarzını kendimize rehber edinmekle mümkündür. Bidatlardan kaçınmak, peygambere uymanın başlıca belirtilerindendir. Gönül ehli zatların bildirdiğine göre, sevgi büyükten gelir. Nitekim bu hakikat Kuranda “Allah kulunu severse, kulu da O Zatı kibriyayı sevebilir.”(Maide:54) Buyuruluyor. Allah’ın kulunu sevebilmesi içinse, kulun peygamberler vasıtasıyla kendisine bildirilen ilahi emirler doğrultusunda bir hayat sürmesi gerekir. İşte kul böyle davranırsa, kudsi hadiste bildirildiğine göre, o kulunun “gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı” olacak. Böyle bir kulun sırtı yere gelir mi?dersiniz. böyle bir kul güçsüzleşir ve zillete düşer mi dersiniz? Halık kulundan elbette vazgeçmez, yeter ki o “kul” olsun, “kül” değil. Nitekim kainatın efendisi sav “Çocuğunu kaybettiği için önüne gelen çocuğa sarılan ve bağrına basan bir kadını ashabına göstererek soruyor: “Ne dersiniz? Bu kadın çocuğunu bulsa ateşe atar mı?” sahabiler bir ağızdan cevap verirler: “Mümkün mü Ya Resulallah, görmüyor musunuz, kadının çocuğuna olan hasreti aklını başından almış.” “İşte diyor, kainatın efendisi “Halik’ı Zülcelal kulunu bu kadının çocuğunu sevdiğinden daha fazla sever ve ateşe atmak istemez.” |