Merhamet Merhamet, insanın fıtratında öyle yüce bir haslettir ki onunla başkalarının elemi ile duygulanılır. İzalesine koşar. Yaptıkları hatalardan üzülür. Bu hataların dönüşmesini taleb eder. Bu özellik insandaki faziletleri alıp onu hayvan seviyesine indirebildiği gibi, insandaki sevgi ve muhabbetin fışkırmasına da en canlı sebep de yine odur. Aslında hayvanlarda da onları yavrularına karşı demlendirip duygulandıran iç güdüleri mevcuttur. Onun içindir ki kalabalık (merhametsizlik) insan fıtratını hayvanlar, hatta şuursuz cansızlar seviyesine düşürür. Rahmet en geniş ve mutlak manâsıyla Allah'ın (c.c.) bir sıfatıdır. O'nun rahmeti bütün kainatı ihata etmiştir. Herşeyi kuşatan ilminin şuaları ile beraber mutlak olarak rahmetinin şuaraları da mevcuttur. Onun içindir ki meleklerin Allah'a (c.c.) karşı yaptıkları dualardan bir kısmı şu ayette toplanmıştır. "Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. Bunun için tevbe edenleri ve senin yoluna koyulanları bağışla. Onları cehennem azabından koru."(535) Hz. Ömer b. Hattab'dan rivayet edilmiştir: Resulullah'ın (s.a.v.) huzurlarına bir takım esirler gelmişti. Bunların içinde emzikli bir kadın vardı. O, göğsüne biriken sütü sağıyor, çocuklara veriyor ve emziriyordu. Bu kadın esirler arasında çocuğunu hemen sinesine bastı. Ve derin bir şefkatle çocuğunu emzirmeye başladı. Bu yüksek şefkat levhasını görünce Resuli Ekrem (s.a.v.): Bize, şu kadın çocuğunu ateşe atar mı? dedi. Biz de hayır. Vallahi atmamağa muktedir oldukça atmaz dedik. Resuli Ekrem (s.a.v.): İşte Allah (c.c.) kullarına bu kadının çocuğuna şefkatından daha merhametlidir"(536) buyurdu. Allah'ın Esma-i Hüsna'sının çoğu rahmet, kerem, fâdıl ve af inanlarından fışkırır. Hadis-i Kudsi de şöyle buyurmuş: "Rahmetim gazabımı geçmiştir."(537) Yani Allah'ın insanların hatalarını affetmesi onları cezalandırıp gazaba gelmesinden daha çoktur. Böylelikle Allah (c.c.) merhamet edicilerin en büyüğüdür. "Ey Resulüm! De ki; Rabbim ümmetimi bağışla onlara merhamet buyur. Sen merhamet edenlerin en hayırhsısın". Yeryüzünde görmüş olduğun sevgi, güleryüzllük, acıma ve iyiliğin tamamı Allah'ın (c.c.) rahmetinden bir cüz olup onu yaratıkların kalbine atmıştır. İnsanların en yufka kalplisi bu rahmetten fazla pay sahibi ve zayıfların hayatından en fazla duygulananlardır. Katı yürekli insafsız hayırsız müstekbirlere gelince onlar cehennemin en alt tabakasında olacaklardır. Hadiste şöyle buyurulmuş: "İnsanların merhametçe Allah'tan (c.c.) en uzak olanı katı yürekli olanıdır''(538). Allah'ın Resulü (s.a.v.) katı yüreklilik ve merhametsizliği şekavetten sayarlardı. Allah (c.c.) kainatın yara ve dertlerine melhem sürecek, hataları için üzülecek onları doğruya ulaştırmak için ölümü göze alacak zayıfın elinden tutacak annenin çocuğu için yaptığı mücadele gibi onu uğrunda mücadele edecek ki zorbayı sağlam fıtratte biri kılıp azıp taşmasını engelleyinceye kadar otoritesini frenleyecek birini insanlığa hediye etmeyi murad etmiş ve Muhammedi (s.a.v.) göndermiştir. Onu insanların en merhametlisi en şefkatlisi en geniş göğüslüsü kılmak için kalbine hilm ve hilmi ahlâkına iyilik ve ünsiyeti yaratılışına kolaylık ve acımayı elinde cömertlik ve keremi yerleştirmiştir. "Sen Allah'tan gelen bir merhamet sayesindedir ki onlara (Ashâba)yumuşak davrandın eğer kaba katı yürekli olsaydın muhakkak onlar etrafından dağılıp gitmişlerdi"(539) Bu yüce faziletler en zor durumlarda bile ondan ayrılmadı. Uhud'da müşrikler onu yok etmeye hazırlanıp bir çukura düşürmek istedikleri bir anda ashabına bakınca onları kanlarına bulaşmış ve yere yığılmış bir vaziyette gördü. Ashâb da bu anda ona nazar edince onu mübarek yanaklarının yarıldığı dişlerinin düştüğü bir vaziyette gördüler. İşte tam bu sırada: "Müşriklere bedduada bulun" denilince merhamet ona galip gelip mübarek şahsiyetini düşmanına özür bulmaya çalışıyordu. Evet bu durumdaki duası şuydu: "Allah'ım Kavmime hidayet et, çünkü onlar Hak'tan gafildirler". Yüce kalpleri hiçbir zaman katılık dalgaları sarmaz. Onlar her zaman için musafaha ve hilm'e, kalabalık ve kinden daha çok müsaittirler. İnsanın ahlakındaki kabalık belirtileri noksanlık için büyük delil ve milletlerin tarihinden de tehlikeli fitneler için işarettirler. İslâm'ın kabalıktan sakındırması ve onu fasıklık alameti ile doğru yoldan sapma sırrı kabul etmesine şaşmamak gerek. İman edenler vakit gelmedi mi ki kalbleri Allah'ın zikrine ve inen Kur'an'a saygı ile yumuşasın. Bundan önce kendilerine kitap verilmiş, üzerlerinden uzun zaman geçip de kalbleri katılaşmış çoğu fişka dalmış bulunanlar gibi olmasınlar."(540) İslâm genel manada merhamet tavsiye ederek onu kâmil bir imanın belirtisi olarak kabul etmiştir. Müslaman kalbinde tüm insanlar için merhamet iyilik taşır insanlara kuvveti nisbetinde kolaylık arar. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş: "Merhametli davranmadıkça îman etmiş sayılmazsınız". Ashab: "Ey Allah'ın Resulü! Hepimiz merhametli sayılırız." O, sizden birinizin arkadaşına merhametli davranması demek değildir. Esas merhamet umuma merhametle davranmaktır" (Taberâni). Evet insan arkadaşları ile karşılaştığı zaman onlara merhametini gösterebilir. Çocuklarını gördüğünde onlara acıyabilir. İşte bu durumu herkeste görmek mümkündür. Mü'min için esas olarak gerekli merhamet alanının daha geniş olması lâzım. O güler yüzlülüğünü muhabbet merhametini karşılaştığı herkese göstermeli. Bu biçim bir merhameti teşvik eden hadisler çoktur. Şöyle ki: "insanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez". Buhari bir başka rivayetde demiştir ki: "İnsanların hatalarını affetmeyenleri Allah (c.c.) affetmez". "Yerdekilere merhamet etmeyenlere gökteki de merhamet etmez."(541) "Zillete düşmeden tevazuda bulunanlara dilenmeden nefislerini küçük görenler mâsiyetsiz olarak Allah yolunda infakta bulunanlara düşük ve yoksul insanlara merhamet edenlere himmet, fıkıh erbabı ile oturup kalkanlara ne mutlu." (542) Fakru zaifsiz olarak tevazudan kasdımız mü'minler için alçak gönüllülük ile yumuşak davranmaktır. Allah (c.c.) islâm cemiyetini karşlıklı sevgi bağlan ile vasıflandırıp şöyle buyurmuştur: "Onlar mü'minlere karşı yumuşak gönüllü, kafirlere karşı onurlu ve başlan yukarıdadır. "(543) "Onlar kafirlere karşı çok şiddetli, kendi aralarında gayet merhametlidirler."(544) SORU: Merhameti işleyen ve tavsiye eden bir konu içerisinde âyetlerde geçen bu şiddetin mânâsı ne olabilir. CEVAP: İslâm genel manada hiçbirini istisna etmeden insan ve hayvan için merhameti tavsiye etmektedir. İşte merhameti işleyen naslar bu hususu te'yid etmektedir. Bunun yanında insanlar ve hayvanlar arasında başkalarına korku, dehşet ve zarar vesilesi olmaktan başka işe yaramayan diğer çeşitler de var. İşte böylelerin kötülüklerini men ve zararlarını defetmek, bütün insanlığın maslahatı umumiye'sindendir. İşte böyle bir şekilde şiddette bulunmak aslında yine merhamet etmek ve kusurları düzeltmekle olur. islam bütün insanlık için, acuna, sulh ve hayır dinidir. Allah (c.c.) Resulü hakkında şöyle buyurur: "Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."(545) Bunun yanında Kur'an'ı Kerim'deki tüm sureler: "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla başlarım" ayetiyle başlar? Fakat insanlık kurtlan böyle ilahî bir rahmete itiraz ederler. Böyle bir rahmetin önüne kocaman kayaları koyarlar ki insanlık böyle ilahî rahmetten mahrum kalsın, dehşet ve cehalet çukuruna yuvarlanmış olsun. İşte böyle engellere mani olup sahiplerini tehdit etmek gerekir. Onların engel ve hücumları kesildiği gün ilahî rahmet onlan yine kaplar. Böyle geç gelen ilahî bir rahmette kusur aranmaz. Esas kusur kendini böyle bir rahmetten mahrum bırakanlardadır.... ilahi rahmetin her şeyi ihata ettiğini bilirsin. Fakat bununla beraber müşrik ve inkarcılar bundan mahrumdurlar. "Rahmetim dünyaya herşeyi kuşatmıştır. Fakat onu ahirette küfürden sakınanlara, zekatı verenlere ve âyetlerimize îman etmiş olanlara has kılacağız. Onlar ki yanlarında bulunan Tevrat ve İncil'de ismini yazılı buldukları Ümmi Peygamber o Resule tâbi olurlar." (546) Bir misal: "Bu salona bin kişi girebilir" dediğin zaman sadece yanında bilet ve kimliğini taşıyanlara izin verilecektir. Kimliksiz ve biletsiz olanlar dışarda kalıp içeri alınmayacaklardır. İşte bu durum salonun genişliğine halel getirmez. Resulullah'ın (s.a.v.) şu hadisleri de bu kabildendir: "Yüz çevirenler müstesna tüm ümmetim cennete girecektir". Ashap: Yüz çevirenler kim ki? "Bana itaat eden cennete girer, İsyan eden deyüz çevirmiş olur "(547) Bazen gerçek merhamet kalabalık şeklinde görünür... Fakat aslında bu böyle değildir. Mesela: Çocuklar okula zor ile gönderilir, derslerini de tehdit ile yaparlar. Fakat bunlar istekleri ile başbaşa bırakılsalardı oyun ve heva onları mahfeder, hiçbir şey öğrenmeden yaşlanıp giderlerdi. Nitekim bu konuda şâir şöyle demiş: "O, insanları kötülükten men etmek için kaba davranırdı. Merhamet sahipleri bile bazen merhamette bulundukları kişilere sert davransınlar". Doktor hastanın vücudunda yara, kanları akınca neşteri ile eti yarar. Bazen de kemikleri kınp organları birbirinden ayırır. Esasında tüm bunları faydası için yapmaktadır. Merhamet akılsızca yumuşak davranmak veya adalet ve kanunların tanımadığı şefkat değildir. Hayır... Merhamet, tüm haklara riayet etmeyi gerektiren bir acıma duygusudur. İpte asılı, gözleri açık, cismi havada olan birinin manzarası aslında insanı duygulandırabilir. Fakat bu duyguya kulak verip suçlu salıverilirse yeryüzü anarşiye boğulup kalır. İşte esas merhamet bu duyguya kulak asmayıp adaleti gerçekleştirmektir. "Ey akıl sahipleri! Sîzin için kısasta hayat vardır. Umulur ki ibret alasınız."(548) İslam'ın kerih gördüğü kabalık, hiçbir akıl ve adalete sığmayan nefsi bir kasavettir. O kötülük ve zarardan fışkınp kör heva ve menfaatten kaynaklanan hayvanî bir arzudur. Merhamet ise, insanların tabiatından ve onları iyiliğe sevkeden ilahi güzelliklerden bir eserdir. O, dehşetli musibetler esnasında insanın gönlüne nefis rüzgarları estirip hayatı şenlendirir. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: "Allah (c.c.) rahmeti yüz parça olarak yarattı, yeryüzüne sadece bunların bir tanesini indirdi. İşte bu cüz ile yaratıklar birbirine merhamet eder. Öyle ki, yavrusuna bir zarar dokunmasın diye bir hayvan, bununla ayağını kaldırır, yavrusunu korur."(549) Bir başka rivayet de şöyledir: "Allah (c.c.) yeri, göğü yarattığı günden yüz cüz rahmet yarattı. Her cüz yer ile göğü dolduracak şekildedir. Yeryüzüne bunlardan birini yerleştirdi. İşte bununla anne yavrusuna, vahşi ve uçan hayvanlar bile birbirlerine acır. "(550) Aklın çeşitli vesilelerle artması gibi birçok vesile ile merhamet te artar, fakat merhamet duygulan büzülüp solmaya terkedlirse böyle bir merhametin sahibi cehenneme odun olur. Ebu Hureyre (r.a.v) rivayet ediyor: "Ben hücrenin sahibi sadıkı masduk olan Kasım'ın babasını şöyle derken işittim: "Merhamet, ancak günahkâr olandan alınır. "(551) islâm çokça merhamet edilip korunması gereken birçok kimseyi tavsiye etmiştir. Akrabalar bu cümledendir. Sıla-i rahim merhametten gelir. Onun için insanlar sıla-i rahim konusunda merhametsiz bulunmamalıdır. Allah (c.c.)'in Resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Merhametli kişilere Allah ta merhamet eder. Yerdekilere merhamet ediniz ki, gökte olan da size rahmet etsin. Sıla-i Rahim Allah'ın "Rahman" isminden gelmiş bir bağıdır. Kim bunu devam ettirirse Allah (c.c.) ona rahmetini devam ettirir. Kim de bu bağı koparırsa Allah (c.c.) rahmetini keser"(552). Müslüman akrabalarının hakkını ifa etmeli aralarındaki kan bağlarını takviye etmelidir. İnsanın iyiliğine en çok hakkı olanlar en önde ve en yakını olanlardır. Bunlar da şüphesiz ki insanın anne ve babalandır. Bu hususta Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur: "Onlara acıyarak tevazu kanadını indir. Ve: 'Ya Rab! Onlar beni çocukken nasıl terbiye ettilerse sen de kendilerini öylece esirge de."(553) Anne ve babadan sonra insanın çocukları gelir. Berra (r.a.) anlatıyor: "Ayşe'nin babası, onu (r.a.) sıtma hastalığına yakalandığı bir sırada ziyaret eder ve: "Sevgili kızım nasılsın?" deyip yanağından öptü". Bayağı insanların duygularının şefkatsiz ve duygusuz olduğu müşahade edilen bir husustur. Onların ahlak ve konuşmalarında nefret ettirici bir kalabalık vardır. Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayet edilmiştir: "Resulullah (s.a.v.) yanında Akra b. Habis olduğu halde Hasan ve Hüseyin'i öptü. Akra: Benim on çocuğum olduğu halde hiç birini öpmedim. Resulullah (s.a.v.) bu ifadesi üzerine ona bakıp şöyle buyurdu: "Merhamet etmeyen merhamet görmez". Bir başka rivayet de şöyledir: "Allah senin kalbinden merhameti çekmişse ben ne yapabilirim.''(554) Enes (r.a.) anlatıyor: "Biz Resulullah (s.a.v.) ile beraber oğlu İbrahim'in süt babası Ebi Seyf-el Keyn'in yanına gittik. Resulullah çocuğu ibrahim'i (a.s.) öpüp kucakladı. Bundan bir müddet sonra aynı şahsın yanına girdik. Bu defasında ibrahim ölüm sancıları içinde kıvranıyordu. Resulullah (s.a.v.) göz yaşlarını tutamadı. İbn Avf: Sende mi göz yaşı dökersin? Ey Allah'ın Resulü, dedi. Ağlamayı Resulullah'tan (s.a.v.) beklemiyordu. Resulullah (s.a.v.): Ey İbn Avf bunlar merhamet eserleridir (gözyaşları devam ederken şunları da söyledi "Göz yaşarır, kalb üzülür. Buna rağmen, biz Rabbimizin razı olacağından başkasını söyleyemeyiz. Ey ibrahim gerçekten biz senin firakından dolayı mahzunuz."(555) Müslüman için kalbini ve evini akrabalarına karşı örtmesi, onlardan ayrı yaşaması, dertlerine üzülmemesi, yardımlarına koşmaması caiz olmaz. Böyle bir ayrılık insanı Allah'ın (c.c.) rahmetinden mahrum bırakıp gazabına müstehak kılar. |