Yüce Rabbim, bizi gerçek bayrama eriştir..
Bu mübarek Bayram gününde Hafız Hoca dedemin son hanımı, Hemide ninemin bayram günü yaptığı duayı hatırladım. (Cenb-ı Allah bu mübarek günde bütün geçmişlerimize rahmet etsin) Dedem, daha ben doğmadan Rahmet-i Rahman’a kavuşmuş, Hemide ninem, dedemin yadigarı olarak kalmıştı. Çok bilgili değildi ama Allah’ın ismini dilinden düşürmez, tarlamızın bir köşesine sebze eker, gelene geçene ikramda bulunurdu. Bir de bayram günü bile “Ey Yüce Rabbimiz! Bizi bayrama eriştir” diye yalvarırdı. Bir bayram günü dayanamadım. Bayburt şivesiyle: “Yahu nene, bugün bayram değil mi ki, ‘Ey Yüce Rabbimiz.Bizi bayrama eriştir’ diye dua ediyorsun?” diye sordum. Okur-yazarlığı bile olmayan Hemide ninemin cevabı müthişti: “Ay benim sevgili torunum. Tabii ki bugün bayram. Ama Müslüman kardeşlerimiz kafirlerin esareti altındayken, masum çocuklar yetim, gencecik gelinler dul kalırken, dünyanın şurasında burasında oluk oluk Müslüman kanı akarken, biz gerçekten sevinebilir, Bayram sevincini yaşayabilir miyiz?”
Bunu duyunca; ele avuca sığmayan Selami elektrik çarpmış gibi sarsıldı. Şok oldu. Ne babamın satın aldığı yeni ayakkabılarım, ne akrabalarımızın vereceği harçlıklar, ne de komşularımızın ikram ettiği rengarenk şekerler ve tatlılar beni mutlu ediyordu. Halbu ki, Bayram sevinç günümüzdü. Bir ay boyunca oruç tuttuk, teravih namazı kıldık, nefsimize diğer aylarda helal olan şeyleri Ramazan’da yapmamaya çalıştık. Bugün de Bayram namazı kıldık. Çünkü bu namaz müslümanlar arasındaki birlik ve beraberliğin güzel bir gösttergesi. Yüce Rabbimizin Müslüman kullarına ziyafet günleri.
Barıştırma görevimizi unutmayalım
Bayram namazını kıldıktan sonra sevinçlerimizi paylaşalım. Çünkü bayram; Allah’ı bir, Peygamberi bir, Kitabı bir, aynı kıbleye yönelen, aynı heyecanı taşıyan biz Müslümanların sevinçlerimizi paylaştığımız mukaddes bir gün. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de: “Şüphesiz mü’minler birbiri ile kardeştirler; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin...” buyur muyor mu? O halde bu mukaddes görevimizi unutmayalım. Dargın ve küskün kardeşlerimiz varsa barıştıralım. Müslümanların birlik ve beraberliği üzerine titreyen Sevgili Peygamberimizin: “Bir müslümanın din kardeşi ile üç günden fazla dargın durması helâl olmaz.”, “Bir kimse müslüman kardeşi ile bir sene küs durursa, onun kanını dökmüş gibi günaha girmiş olur.” Hadis-i Şeriflerini duyanlar, 3 günden fazla küs olabilirler mi? O halde kalplerimizden kinleri ve dargınlıkları söküp atarak bunların yerine insan sevgisini ve kardeşlik duygularını yerleştirip, dargınlıklara son verdiğimiz takdirde, bayram işte o zaman gayesine ulaşmış olmaz mı? Yüce Dinimiz İslam, bütün Müslümanları tek bir vücut olarak kabul etmiyor mu? İnsan vücûdunun bir tarafında meydana gelen rahatsızlığı vücûdun diğer azaları hissettiği gibi, dünyanın neresinde olursa olsun herhangi bir Müslümanın karşılaştığı sıkıntıyı da diğer Müslümanların yüreklerinde hissetmesi gerekmez mi?
Peygamber Efendimizin Kurtuluş Reçetesi:
Bugün en çok muhtaç olduğumuz şey bu şuura sahip olmak değil mi? Peygamber Efendimizin telkin ettiği ve bizim için bir kurtuluş reçetesi olan ahlâkî anlayış bu değil mi? Nüfusu birbuçuk milyarı aşan İslâm âleminin, bugün dünyanın bir çok yerinde zulüm ve vahşet altında inleyen müslümanların feryatlarını dindirebilmesi bu şuura ermekle mümkün olmaz mı? Hakkınızı helal edin. Bayramınız mübarek olsun. Dua ederken Hemide ninemin duasını ve bizi unutmayın. Bütün Müslümanların hür ve mesrur olduğu nice gerçek bayramlara!..
Selami Çalışkan |