Bakara süresi(79-93)
79. Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab’ı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, “Bu, Allah’ın katındandır” derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların hâline! Vay kazandıklarından dolayı onların hâline!
Tefsir
90. Burada Yahudi alimlerin neler yaptıkları anlatılmak isteniyor. Onlar sadece, ilâhî kitapları kendi arzu ve isteklerine uydurmak için değiştirmekle kalmamış, aynı zamanda orijinal metine kendi yorumlarını, ulusal tarihlerini, bâtıl inançlarını, kendi uydurdukları teorileri, felsefe ve kanunları da eklemişlerdir. Daha sonra da bütün bunları (Ki hepsi Kitab-ı Mukaddes'te yer almaktadır) Allah'tan diye ortaya koymuşlardır. Herhangi bir şekilde İlâhî Kitab'a dahil olan her tarihî hikâye, her yorum, her insan uydurması inanç ve her insan yapısı kanun "Allah'ın Kelâmı" olmuştu. Ve her Yahudinin bütün bunlara inanması zorunluydu, eğer inanmazsa ya mürted, ya da kâfir olarak kabul ediliyordu.
80. Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”
81. Evet, kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış (ve böylece şirke düşmüş) olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
82. İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır
83. Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.
84. Hani, “Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız” diye de sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu böylece kabul etmiştiniz. Kendiniz de buna hâlâ şahitlik etmektesiniz
Tefsir
91. Yahudi halkı ve alimleri arasında, yanlış inançları ve kötü amellerine rağmen sadece Yahudi oldukları için Cehennem'e atılmayacakları konusunda yaygın bir inanç vardı. Kendilerinin hiçbir azaba uğramayacaklarına ve azaba uğrasalar bile bunun sadece birkaç gün süreceğine ve hatta sonra Cennet'e gönderileceklerine inanarak kendi kendilerini aldatıyorlardı.
85. Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu hâlde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
86. Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez
Tefsir
92. Buna somut bir örnek olarak, Medine yakınında yaşayan farklı Yahudi kabileleri arasındaki garip ilişkileri gösterebiliriz. Hz. Peygamber'in (s.a.) hicretinden önce Arap kabileleri olan Evs ve Hazreç ile anlaşma yapmışlardı. Bir Arap kabilesi diğeri ile savaşa girdiğinde, iki kabilenin Yahudi müttefikleri de birbirleriyle savaşıyordu. Bu şekilde Kutsal Kitap'ta yazılı olan emre bile bile karşı çıkılmış ve Yahudiler Yahudilerle savaşmış oluyorlardı. Fakat bir Yahudi kabilesi, diğer Yahudi kabilesinden savaş esiri alırsa onları fidye alarak serbest bırakıyordu. Onlara kendi kardeşlerini fidye ile serbest bırakmak gibi insanlık dışı bu durumdan sorulduğu vakit Kitap'ta buna izin verildiğini söyleyerek, kendilerini haklı çıkarmaya çalışıyorlardı. Fakat kendi kardeşlerine savaş açarken utanmazca çiğnedikleri Kitab'ın emirlerini, bu durumda sonradan hatırlamaları çok garipti. O halde bir taraftan esirleri fidye ile kurtarmaya izin veren Kitab'ın bir bölümünü kabul ediyor, diğer taraftan iman bakımından kardeş olanlara karşı savaş açmayı yasaklayan bölümünü reddediyorlardı
87. Andolsun, Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya mucizeler verdik. Onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi?
Tefsir
93. "Ruhül-Kudüs" (Kutsal Ruh), vahye, onu peygamberlere ileten Cebrail'e (a.s.) veya Allah'ın saf olarak yarattığı İsa Mesih'in kutsal ruhuna delalet edebilir.
"Apaçık belgeler" hakkı seven herkes için O'nun, Allahtan gelen gerçek bir peygamber olduğuna delil teşkil eden mucizelerini, mükemmel kişisel özelliklerini ve onun mucizevî doğumunu kasteder.
88. “Kalplerimiz muhafazalıdır” dediler. Öyle değil. İnkârları sebebiyle Allah onları lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.[27]
Tefsir
94. Bununla şöyle demek istiyorlardı: "Biz imanımızda öylesine sabit ve inançlıyız ki, aksine söylenen hiçbir şeyden etkilenmeyeceğiz." Mantığa aykırı ön yargıların esiri olan bu tür kişiler kendilerini böylece aldatırlar. Onlar, bu tür katı bir tutumun, imanlarındaki sebatlarının bir işareti, bu nedenle de bir fazilet olduğuna inanırlar. Gerçekte, onların aksini ispatlayan güçlü deliller olduğu halde, kendi geleneksel âdet ve inançlarına bağlanıp kalmaktan daha kötü bir durum yoktur.
Yahudiler, tarihleri boyunca, kendilerine gönderilen peygamberlere karşı daima direnmişler, onlara işkence etmişler, onları öldürmüşler, olmadık hile ve entrikalara başvurmuşlardı. Bundan sonraki âyetler, Yahudilerin Hz.Peygamber’e karşı da sergiledikleri bu olumsuz tutumu dile getirmektedir
89. Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun.
Tefsir
95. Hz. Peygamber'in (s.a.) gelişinden önce Yahudiler, kendi kitaplarında özellikleri önceden bildirilen bu peygamberi büyük bir istekle bekliyorlardı. Şöyle dua ediyorlardı: "Çabuk gelsin ve biz kâfirleri yenip, eski şerefimizi tekrar elde edelim!" Medineliler Yahudilerin bu beklenti içinde yaşadıklarına şahittiler. Şu söz devamlı ağızlarındaydı: "Bırakın şu putperestler istedikleri kadar bize hükmetsinler. Peygamber geldiğinde onların hesabını göreceğiz." Bu nedenle Medineliler Hz. Muhammed'in (s.a.) peygamber olduğunu ilân ettiğini duyduklarında, bunları hatırladılar ve O'nun, Yahudilerin bol bol sözünü ettiği peygamber olabileceğini düşündüler. Birbirlerine şöyle dediler: "Yahudiler O'nu bizden çalmadan gidip, O'nu kabul edelim." İşte bu nedenle Medineli müslümanlar, Yahudilerin bu kadar merakla bekledikleri peygamberi kabul etmek yerine, O'nun en azılı düşmanları olmalarını bir türlü anlayamıyorlardı.
Onların Hz. Peygamber'i (s.a.) tanıdıklarına dair birçok delil vardı. En güvenilir delil, Yahudi liderlerinden birinin kızı, diğerinin de yeğeni olan Hz. Safiye'nin (Peygamber'in hanımlarından biri) anlattığı olaydır. Hz. Safiye (r.a.) şöyle anlatıyor: "Hz. Peygamber (s.a.) Medine'ye hicret edince, babamla amcam O'nu görmeye gittiler. Eve döndüklerinde aralarında şu konuşma geçtiğini duydum:
Babam- Allah'a andolsun, O (bize bahsedilen kişinin) aynısı.
Amcam- Bundan emin misin?
Babam- Evet.
Amcam- O halde niyetin nedir?
Babam- Yaşadığım sürece O'na karşı çıkacağım ve görevinin başarıya ulaşmasına izin vermeyeceğim." (İbn-i Hişam, cilt II, s. 165, Kahire baskısı 1936.)
90. Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi inkâr etmeleri ne kötüdür! Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkâr edenlere alçaltıcı bir azap vardır.
91. Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) iman edin” denilince, “Biz sadece bize indirilene (Tevrat’a) inanırız” deyip, ondan sonra geleni (Kur’an’ı) inkâr ederler. Hâlbuki o, ellerinde bulunanı (Tevrat’ı) tasdik eden hak bir kitaptır. De ki: “Eğer inanan kimseler idiyseniz, daha önce niçin Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?”
92. Andolsun, Mûsâ size açık mucizeler getirmişti de, arkasından sizler nefislerinize zulüm ederek buzağıyı ilâh edinmiştiniz.
93. Hani, Tûr’u tepenize dikerek sizden söz almıştık, “Size verdiğimiz Kitab’a sımsıkı sarılın; ona kulak verin” demiştik. Onlar, “Dinledik, karşı geldik”[28] demişlerdi. İnkârları yüzünden buzağı sevgisi onların kalplerine sindirilmişti. Onlara de ki: (Tevrat’a beslediğinizi iddia ettiğiniz) imanınızın size emrettiği şey ne kötüdür, eğer inanan kimselerseniz!
Tefsir
97. İsrailoğulları'nın ırkçı tutumları, onların, İsmailoğulları'ndan Hz. Muhammed (s.a.) aracılığıyla kendilerine ulaştığı için Hakk'a karşı çıkmalarına neden olmuştur. Onlar peygamberin kendi ırklarından olmasını istiyorlardı. Bu nedenle, kendilerinden daha aşağı gördükleri bir ırktan peygamber çıkınca, O'nu kabul etmediler. Bu, rasûlünü göndermeden önce Allah'ın onlara danışması gerektiği anlamına gelir. Allah onlara danışmayıp kendi seçtiği birisine lütfedince onlar karşı çıktılar