Hac/6 Çünkü Allah hakkın ta kendisidir; O, ölüleri diriltir; yine O, her şeye hakkıyla kadirdir.
tefsiri
Allah Hakk'ı söylüyor, fakat siz öldükten sonra dirilmek mümkün değildir derken yanlış düşünüyorsunuz.
2) Allah'ın varlığı sadece bir zan değildir, bilakis gerçektir, O sadece herşeyin sebebi değil aynı zamanda en yüksek otoritedir de. Ve O tüm evreni kendi iradesi, ilmi ve hikmetine göre idare etmektedir.
O'nun tüm işleri Hakk'a dayanır, bu nedenle de ciddi, anlamlı ve hikmet doludur.
Hac/7 Kıyamet vakti de gelecektir; bunda şüphe yoktur. Ve Allah kabirlerdeki kimseleri diriltip kaldıracaktır.
tefsiri
Allah, Hakkın ta kendisidir"
2) "Ölüleri o diriltir."
3) "O herşeye kadir ve hakimdir."
4) "Kıyamet günü ve dünya hayatının son bulması kaçınılmazdır."
5) "Elbette Allah ölenlerin hepsini tekrar diriltecektir." Şimdi de bu ayetlerin yukarıdaki gerçeklere nasıl işaret ettiğine bir bakalım:
Allah Hakk'ın ta kendisidir": Bunu ispatlamak için önce insanı ele alalım. İnsan hayatında geçirilen devrelerin hepsi, bunların Allah tarafından bir hikmet eseri düzenlendiklerinin apaçık delilleridir. İnsan hayatı, mükemmel bir şekilde yaratılmış olan nutfeden başlar. Bir insanın yediği yiyecekler saç, et ve kemiklere dönüşür,
Ölüleri dirilten O'dur." Doğru kafa yapısıyla azıcık bir düşünce bile akıllı ve sağduyulu bir insanı, ölülerin her an gözümüzün önünde dirilip durduğu sonucuna götürecektir. Her insan "ölü" bir spermden yaratılmıştır. Daha sonra o, insanı yaşayan bir canlı yapan demir, kireç, tuzlar ve gazları ihtiva eden yiyecekler gibi "ölü şeyler"den hayat alır. Bir de çevremizdekilere bakalım. Rüzgar ve kuşlar tarafından oraya buraya saçılan çeşitli tohumlar ve toprakta ölü ve çürümüş bir halde duran çeşitli bitkilerin kökleri yağmur suyunu görür görmez canlılık kazanırlar. Ölülerin bu şekilde dirilmesi süreci her yıl yağmur mevsiminde gözlenebilir.
Kıyamet günü kaçınılmazdır" ve "Allah elbette ölenlerin hepsini tekrar diriltecektir": Bu ikisi, önceden belirtilen üç ön açıklamanın doğal bir sonucudur. Allah herşeye kadirdir ve bu nedenle kıyameti istediği anda gerçekleştirebilir. O nasıl insanları hiç bir şey değilken yaratmışsa, aynı şekilde ölüleri de diriltmeye kadirdir. O, hikmet sahibi olduğu için insanları amaçsız ve gayesiz boşuboşuna yaratmamıştır. O, yaratılış gayesine göre dünyada geçirilen hayatları sınayacaktır. O, bütün insanlardan verdiği emanetlerin hesabını soracaktır. Çok
Hac/8İnsanlardan bazısı, bir bilgisi, bir rehberi ve (vahye dayanan) aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın, Allah hakkında tartışır.
tefsiri
Yani onlar gururlu, kibirli, kendini beğenmiş, inatçı ve mağrur insanlardır ve "Zikr"e hiç kulak asmazlar.
Bilgi": Direkt olarak gözlem ve deney sonucu kazanılan bilgi.
Yol gösteren": Düşünerek veya bilgi sahibi başka bir insan aracılığı ile elde edilen bilgi.
Aydınlatıcı bir kitap": İlahi vahy ile elde edilen bilgi kaynağı.
Üçüncü ayette sadece kendileri sapıtan kimselere değinilmişti. Dokuzunca ayette ise sadece kendileri doğru yoldan sapmakla kalmayıp, başkalarını da saptırmaya çalışan kimselerden bahsediliyor.
Hac/9 Allah yolundan saptırmak için yanını eğip bükerek (kibir ve azamet içinde) Allah hakkında tartışmaya kalkar. Onun için dünyada bir rezillik vardır; kıyamet gününde ise ona yakıcı azabı tattıracağız.
Hac/10İşte bu, önceden yapıp ettiklerin yüzündendir (denilir). Elbette Allah kullarına haksızlık edici değildir.
Hac/11 insanlardan kimi Allah'a yalnız bir yönden kulluk eder. Şöyle ki: Kendisine bir iyilik dokunursa buna pek memnun olur, bir de musibete uğrarsa çehresi değişir (dinden yüz çevirir). O, dünyasını da, ahiretini de kaybetmiştir. İşte bu, apaçık ziyanın ta kendisidir.
tefsiri
Bu tip insanlar zamana göre hareket eden ve kazanan tarafa geçmek için İslâm ile küfür arasındaki sınırda duran kimselerdir.
Bu tür bir insan zayıf bir karaktere sahip olduğu ve İslâm'la küfür arasında kararsızlıkla gidip geldiği için "nefs"inin bir kölesi olur. İslâm'ı kişisel çıkarı için seçer: Bütün istekleri yerine gelir, kolay ve rahat bir hayat sürerse İslâm'a bağlı kalır; Allah'tan razı olur ve imanında "sebat" eder. Tam tersine, eğer "iman"ı ondan bazı fedakarlıklar ister veya bazı sıkıntılarla karşılaşır, Allah yolunda zorluk ve kayıplara katlanması gerekir, yahut da istediklerine sahip olamazsa, Allah'ın ilahlığı, Rasûl'ün elçiliği hakkında tereddüt etmeye başlar ve "İman"ın herşeyinden şüphe duyan bir kimse olur. İşte o zaman bir kazanç elde edeceği veya bir kayıptan korunmasını sağlayacak olan her gücün önünde boyun eğmeye hazır bir hale gelir.
Bu, kapalı bir şekilde ifade edilmiş büyük bir gerçektir. Kararsız insan aslında hem bu dünyada hem de ahirette ziyandadır ve bir kâfirden bile kötü durumdadır. Kâfir kendisini sadece bu dünyanın faydalarını kazanmaya ayarlar, az veya çok bunda başarılı olur.
Çünkü o kendisine Allah korkusu, ahirette hesaba çekilme ve İlahi kanunun koyduğu yasaklar gibi sınır ve engeller koymaz. Aynı şekilde gerçek bir mümin de sabır ve sebatla Allah yolunda ilerler ve bu dünyada da başarı kazanması mümkündür. Fakat dünya malının hepsini kaybetse de, o ahirette kurtuluşa ereceğinden emindir. Buna karşılık "Kararsız Müslüman" hem bu dünyada, hem de ahirette ziyan içindedir. Çünkü o, şüphe ve kararsızlık içindedir ve iki dünyadan birini seçememektedir. O Allah'ın ve ahiret hayatının varlığına karar veremediği için, kafirin rahatlığı gibi bir kararlılıkla sadece dünya hayatına yönelemez. Allah'ı ve ahiret hayatını düşündüğünde ise dünyanın çekiciliği ve ilâhi davete cevap verdiğinde hayatta karşılaşması muhtemel olan güçlükler ve uymak zorunda kalacağı sınırlamaların korkusu onun sadece ahiret hayatı için yaşamasına izin vermez. "Allah'a ibadet" ile "dünyaya tapma" arasındaki bu çatışma onu hem bu dünyada, hem de ahirette hüsrana uğrayanlardan
Hac/12 O, Allah'ı bırakıp, kendisine ne faydası, ne de zararı dokunacak olan şeylere yalvarır. Bu, (haktan) büsbütün uzak olan sapıklığın ta kendisidir.
Hac/13 O, zararı faydasından daha (akla) yakın olan bir varlığa yalvarır. O (yalvardığı), ne kötü bir yardımcı, ne kötü bir dosttur
tefsiri
ayetler, müşriklerin yalvardığı ilâhlar hakkında iki noktayı açıklığa kavuşturur: Birincisi, onlar insana ne fayda, ne de zarar vermezler, hatta çok zarar verirler. Çünkü bir müşrik Allah'tan başka ilâhlara yalvardığında hemen imanını kaybeder. İkinci müşrik de, kendisi güçsüz ve çaresiz olan "ilâh"ından bir fayda gelmesinin imkan ve ihtimalinin olmadığını bilir. İlâhından istediklerinin bazen gerçekleşmesi ise Allah tarafından onu imtihan etmek için yapılır.
Yani, bir kimseyi şirke yönelten şeytan olsun, insan olsun en kötü yardımcı ve en kötü yoldaştır.
Hac/14 Muhakkak ki Allah, iman edip iyi davranışlarda bulunan kimseleri, zemininden ırmaklar akan cennetlere kabul eder. Şüphesiz Allah dilediği şeyi yapar.
tefsiri
İnanıp iyi işler yapanlar" kararsız müslümanlardan oldukça farklıdırlar. Çünkü onlar Allah'a, Peygamberine ve ahiret gününe yakinen inanırlar. Bu nedenle varlıkta da yoklukta da Doğru yoldan ayrılmazlar.
Yani, "Allah'ın güç ve kudreti sınırsızdır: O dilediği kimseye dilediği şeyi, ister bu dünyada, ister ahirette isterse her ikisinde de lutfedebilir, dilerse de bundan mahrum bırakabilir. O'nun dilediğini ve yaptığını hiç kimse engelleyemez.
Hac/15 Her kim, Allah'ın, dünya ve ahirette ona (Resulüne) asla yardım etmeyeceğini zannetmekte ise, (Allah ona yardım ettiğine göre) artık o kimse tavana bir ip atsın; (boğazına geçirsin); sonra da (ayağını yerden) kessin! Şimdi bu kimse baksın! Acaba, hilesi (bu yaptığı), öfke duyduğu şeyi (Allah'ın Peygamber'e yardımını) gerçekten engelleyecek mi
tefsiri
. Bu ayetin gerçek anlamının ne olduğu konusunda çok farklı görüşler vardır. Bu yorumlardan bazıları şunlardır:
Kim Allah'ın ona (Muhammed: Allah'ın selamı onun üzerine olsun) yardım etmeyeceğini sanıyorsa, kendisini bir iple tavana assın.
Kim Allah'ın ona (Muhammed: Allah'ın selamı üzerine olsun.) yardım etmeyeceğini sanıyorsa iple göğe yükselsin de Allah'ın yardımını durdurmaya çalışsın.
Kim Allah'ın ona (Muhammed: Allah'ın selamı onun üzerine olsun) yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe yükselsin de inen vahiyleri durdursun.
Kim Allah'ın ona (Muhammed: Allah'ın selamı onun üzerine olsun) yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe yükselsin de ona inen nimetleri durdursun.
Kim Allah'ın ona (zanda bulunan kimsenin kendisine) yardım etmeyeceğini sanıyorsa, kendisini bir iple evinin tavanına assın.
Kim Allah'ın ona (zanda bulunan kimsenin kendisine) yardım etmeyeceğini sanıyorsa, yardım istemek için göğe yükselsin.
İlk dört yorum, konunun akışı içinde anlamsızdır, son ikisi ise konunun akışına uysa bile ayetin gerçek anlamını ifade etmekten uzaktır. Konuyu bütünlüğü içinde gözönünde bulundurursak, bu zanda bulunan kimsenin "Allah'a imanın sadece bir kısmına ibadet eden" kimse olduğu meydana çıkar. bu sözle o şöyle azarlanmaktadır: "Sen Allah'ın hükümlerini değiştirmek için ne yaparsan yap, bu hükümler ve emirler senin düzenlerine uygun düşsün veya düşmesin, kullandığın hiç bir alet ve tuzağın işe yaramadığını göreceksin."
Elbette "göğe yükselsin... onda bir delik açsın" ifadesi gerçek anlamda değil mecazi anlamda kullanılmıştır.