Bediüzzaman Said Nursi "Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe, 110) "Şu kısa, fani ömrünü fani şeylere sarf etme ki, fani olmasın. Baki şeylere sarf et ki, baki kalsın" (Mesnevi-i Nuriye, Zerre, 153) Bediüzzaman’dan Hatırlatmalar
Yaratılışın Delillerini Görmek
Kainatta gördüğümüz tüm güzelliklerin Allah'ın birer mucizesi olduğunu, bu hikmetleri, akıl ve kalp gözüyle değerlendirip, ancak ülfet perdesini kaldırmak suretiyle görebileceğimizi bildiren Bediüzzaman Said Nursi, bir sözünde bunu şöyle açıklamıştır: "Eğer gayet intizamlı (düzenli), mizanlı (dengeli), san’atlı, hikmetli (ilimli) şu mevcudat (yaratılmış olan varlıklar), nihayetsiz kadîr (sonsuz güç sahibi Allah'a), hakîm bir zâta (hakimiyet sahibi Allah'a) verilmezse, belki tabiata isnad edilse (dayandırılırsa), lâzım gelir ki, tabiat, herbir parça toprakta, Avrupa’nın umum matbaaları ve fabrikaları adedince makineleri, matbaaları bulundursun, tâ o parça toprak, menşe (kaynak) ve tezgâh olduğu hadsiz (sınırsız) çiçekler ve meyvelerin yetişmelerine ve teşkillerine (meydana getirmelerine) medar (sebep) olabilsin. Çünkü, çiçekler için saksılık vazifesini gören bir kâse toprak, içine tohumları nöbetle atılan umum (bütün) çiçeklerin birbirinden çok ayrı olan şekil ve heyetlerini (topluluklarını) teşkil (meydana getirme) ve tasvir edebilir (açıklayabilir) bir kabiliyeti, bilfiil (bizzat) görülüyor. Eğer Kadîr-i Zülcelâle (büyüklük sahibi ve herşeye gücü yeten Allah'a) verilmezse, o vakit, o kâsedeki toprakta, herbir çiçek için mânevî, ayrı, tabiî (tabiatın gereği) bir makinesi bulunmazsa, bu hal vücuda gelemez. Çünkü tohumlar ise, nutfeler (erkek ve dişi üreme hücrelerinin birleşmiş şekli; zigot) ve yumurtalar gibi, maddeleri birdir. Yani, müvellidülmâ (hidrojen), müvellidülhumuza (oksijen), karbon, azotun intizamsız (düzensiz), şekilsiz, hamur gibi halitasından (karışımından) ibaret olmakla beraber; hava, su, hararet, ziya (ışık) dahi, herbiri basit ve şuursuz ve herşeye karşı sel gibi bir tarzda gittiğinden, o hadsiz (sınırsız) çiçeklerin teşkilleri (meydana getirmeleri) ayrı ayrı ve gayet muntazam (düzenli) ve san’atlı olarak o topraktan çıkması, bilbedâhe (ap açık bir şekilde) ve bizzarure (mecburi olarak) iktiza (luzüm) ediyor ki, o kâsede bulunan toprakta, mânen Avrupa kadar, mânevî ve küçük mikyasta (ölçekte) matbaaları ve fabrikaları bulunsun. Tâ ki, bu kadar hayattar (yaşayan) kumaşları ve binler ayrı ayrı nakışlı mensucatları (dokumaları) dokuyabilsin." (Risale-i Nur Külliyatı, 23. Lema) |