Bağdatlı Ruhî (ö.1605) o ünlü terkîb–i bendine, Sanman bizi kim şîre–i engûr ile mestiz Biz ehl–i harâbâtdanız mest–i elestiz diye başlar.
Şu demek olur: “Bizi üzümün şarabıyla sarhoş olmuş zannetmeyiniz sakın! Biz Elest meclisinin aşk içkisiyle sarhoş olmuş bir meyhane sakiniyiz.”
Allah, dünyada hiçbir şey yok iken, dünya diye bir şey de yok iken, bilinmeyi ve sevilmeyi isteyip de kainatı yaratmayı murad ettiğinde, önce ruhlarımızı yarattı ve onları bir araya toplayıp “Elestü bi–rabbikum (Ben sizin Rabbiniz değil miyim)?” diye sordu. Onlar da “Kalû: Belâ! (Evet, şüphesiz sen bizim Rabbimizsin, dediler.)” Elest meclisinde (Ezel bezmi, elest bezmi) Allah’a söz veren ve O’nun İlah’lığını kabul eden insanoğlu, daha sonra bu sözünde durup durmadığının sınavını vermek üzere, ruhuna giydirilen bir beden içinde dünyaya gönderilmekte ve çeşitli şekillerde imtihan olunmaktadır. İnsanların ruhları nasıl ezel meclisinde birbirlerini görüp, tanıyıp sevmişlerse şimdi dünyada da onları dost ve sevgili edinirler. Ezel bezminde gerçek güzelliğe (Hüsn–i Mutlak) vurulan âşıkın dünyadaki hâli de tıpkı diğerleri gibi yine aynı Sevgili’yi arayıp bulur ve devamlı o güzelliğin sarhoşluğunu yaşamaktan ibaret olan bir ömür sürer. Bazı âşıklar, aşklarının daha ezel bezminde başladığını, yani o vakit verdikleri sözden asla dönmediklerini, aşklarında sabit kadem olduklarını tekrar ederken aslında bunu söylemekte ve Hak âşıkı olduklarını dile getirmektedirler. Hatta onlara göre ruh, gerçek vatanda kurulan elest meclisinden ayrılıp dünya gurbetine geldiğinde bir vuslat özlemi başlamış olur. Gurbetin süsüne aldanıp vatanı unutanlar ise bu imtihanda kayıpta olanlardır. Çünki gerçek âşık, vatanda tanıdığı Sevgili’den ayrılmanın acısını, azabını, elemini ve derdini çekerek bu gurbeti yaşayan âşıktır. Dünya işte bu sınavın verildiği bir gurbetten ibarettir.
Bazı sufilere göre ezel bezminin bir özelliği de orada verilen sözün “Belâ!” ile ifade bulmasıdır. Belâ kelimesi Arapçada olumsuz sorulara verilen olumlu bir “evet” cevabıdır. Olumlu sorulara evet demek için “neam” ifadesi kullanılır. Allah ruhlarımıza “Rabbiniz değil miyim?” şeklinde olumsuz bir soru yönelttiği için ruhlar da aksini tasdik sadedinde “Şüphesiz Rabbimizsin!” anlamında “Belâ!” demişlerdir. Ne var ki bu cevap aynı zamanda bela denilen şeyi de beraberinde insanoğluna yüklemiş ve dünya insan için bir bela olup çıkmış, orada imtihanların çoğu belalar ve musibetler ile yapılır olmuştur. Bunu insanoğlu ezel bezminde “Belâ!” diyerek kendisi istemiş ve hatta davet etmiş, sonuçta ayrılık, elem, azab, çile, hicran, hasret vs. acısını tatmıştır. Halk perdesi ile perdelenme, masiva ile kuşatılmışlık, dünyayı önemseme ve Allah’tan uzaklaşma, hep bu belayı çoğaltır. Oysa beladan kurtulmanın yolu teslimiyet ve “Allah’ım beni bana bırakma!” diyebilmektir. Hani Fuzulî’nin,
Ya Rab hemîşe lûtfunu et rehnümâ bana
Gösterme ol tarîki ki yetmez sana bana
“Rabbim! Lûtfunu benim için daimi bir rehber eyle. Sana ulaşmayan yolu bana asla gösterme!” demesi gibi. O’nu bilmek ve O’nu sevmek... Teslimiyeti bu dereceye vardırmak yani. Hani dünyadan önce, hani dünyadaki her şeyden önce, hani Elest meclisinden de önce Allah’ın muradı olan “bilinmek ve sevilmek”. Ve bir imtihan olsun diye de şu yalan dünyayı yaşamak.
Bilirim seni yalan dünyasın
Evliyaları alan dünyasın...
Berceste
Ben göz açmam hâbdan bîdârdır gönlümdeki
Gerçi ben mestim velî huşyârdır gönlümdeki
Enderun Vasıf
Gönlümde öyle bir aşk var ki, ben uyurken bile uyanık...
Ben gerçi mest olmuşum amma, gönlümdeki her an ayık...
Sitemizde Yazılan Yazılardan ilkvahiy.net Ekibi Sorumlu Değildir. Herkes Kendi Yazdıklarından Sorumludur.
Bu Site Bir Flört Sitesi Değildir !!! Erkek-Bayan İlişkilerinde Hududu Aşanlar Direk Olarak Siteden Atılır.
Sitemizde Crack,Warez,Serial,Keygen vs. gibi tüm yasadışı içerikleri paylaşmak yasaktır.
Reklam, Flood, Spam, Argo, Küfür Siteden Atılma Sebepleridir.