ilkvahiy.net ilkvahiy.net'i Tavsiye Edin ilkvahiy.net Türkçe ilkvahiy.net in English
Kayıt Ol Portal Forum Video Gruplar Blog Albümler Etiketler İletişim Yardım Üye Listesi iTrader Takvim Arcade Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları Okunmuş Kabul Et
  #1 (permalink)  
Alt 11-08-2008, 13:46
cemre - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Moderator
Puanlar: 8,562, Derece: 62 Puanlar: 8,562, Derece: 62 Puanlar: 8,562, Derece: 62
Aktivite: 20% Aktivite: 20% Aktivite: 20%
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 34
Mesajlar: 1,414
Memleket :
Cinsiyet :
Teşekkür: 43
127 mesajı 200 Teşekkür Aldı
Ülke Bayrağı - turkey!
Tecrübe Puanı Gücü: 6
cemre is just really nicecemre is just really nicecemre is just really nicecemre is just really nicecemre is just really nice
Standart Mevlananın Gönül Sadası


İnsanlar vardır; daha yaşarken mâzi olmuşlardır. İnsanlar vardır; asırlar önce yaşamış olmalarına rağmen, gönüllere hayat bahşeden nefesleri bugün bile dipdiridir. Yâni onlar, üzerlerinden yüzyıllar geçse bile mâzi olmayanlardır.
Onlar, bütün varlıklarını Bâkî olan Rablerinde fânî kılarak, ebedî hayat sırrına nâil olan Hak dostlarıdır. Bu Hak dostlarının kabirleri, mü’minlerin sînelerindedir. Onlar, fânî bedenleri asırlardır toprak altında olmasına rağmen, feyz, rûhâniyet ve gönül eserleriyle günümüze kadar geldikleri gibi, bundan sonra da irşâd hizmetleri ile diri kalmaya devam edeceklerdir.
İşte gönülleri tenvir ve irşâd vazîfesine, Cenâb-ı Hak tarafından çağları aşan bir teselsül bereketi ihsân edilen böylesine müstesnâ Hak dostlarından biri de, Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî -kuddise sirruh-’ tur.
O ki, bir îmân münâdîsi, hâzık bir gönül tabîbi… O’nun gönül nidâsı ve derûnî sadâsı, kıyâmete kadar gelecek insanoğlunun kalbî marazlarının ebedî devâsı… Aslâ eskimeyecek, dâimâ temâdî edecek bir vuslat dâvetçisi… Mesnevî adlı feryadnâmesindeki şu beyitler, onun gönül dâvetinin hiçbir zaman eskimemesinin sırrını ne güzel ifâde etmektedir:
“Sonsuz olan hayat nehrini görünce, kâsedeki
suyunu, yâni şu fânî ömrünü, sonsuzluk nehrine kat! Su, hiç nehirden kaçar mı?”
“Kâsedeki su, nehir suyuna karışınca, orada kendi varlığından kurtulur, nehir suyu hâline gelir.”
“Böyle olunca, o kâsedeki suyun vasfı, sıfatı yok olur da, zâtı kalır. Artık bundan sonra o ne eksilir ne kirlenir ne de kokar.”
İşte fânî ve nefsânî varlığından sıyrılıp aslına rücû eden bir cevher kıvâmına erenlerin gönül nidâları da, üzerinden asırlar geçmesine rağmen ne eksilir ne kirlenir ne de kokar!.. Hakîkaten onlar, kendine âit renk, âhenk ve akıştan sıyrılmış, deryâlara ulaşan ırmaklar gibidirler.
Hazret-i Mevlânâ, bir gönül mahsûlü olan eserlerinde, insan vâkıasının zaman ve mekân üstü gerçeklerine ebediyet ufkundan ışık tutmuştur. Bu yüzden, üzerinden asırlar geçse bile, mevzuu, muhtevâsı ve üslûbu itibâriyle tâzelik ve terâvetinden bir şey kaybetmediği gibi, gönül bahçelerine çağlar öncesinden gelen bir bahar melteminin hayat bahşeden esintisi gibi, cennet râyihaları yaymaktadır.
Böyle büyük Hak dostları, hâdiseleri gönül penceresinden, ilâhî aşk ve muhabbet nazarıyla müşâhede ettikleri için, bulundukları toplumlara, hidâyete ermek isteyen nice kimselere ve hattâ cihâna yön veren padişahlara rehber olmuşlardır. Zîrâ onlar, zâhirî ilimlerin, akıl ve mantık bilgilerinin üzerini örten sırlı perdeyi kaldırmışlar, ilâhî aşk ve muhabbetin feyizli tecellîlerine mazhar olmuşlardır.
Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh- gibi, kalb âlemleri ilâhî muhabbetle ulvî bir kıvâma ermiş olanların, her his ve düşüncesi ilâhî hikmete müteveccih bulunduğu için, Cenâb-ı Hak onların âdetâ gören gözü, tutan eli olur. Böylece nûrânî bir câzibe merkezi hâline geldiklerinden, diğer insanlar da irâdî veya gayr-i irâdî onları sever ve gönülleri onlara doğru akar. Zîrâ Hak Teâlâ, böyle sâlih kullarını sevdiği gibi, onları istîdadları nisbetinde diğer kullarına da sevdirir. Âyet-i kerîmede buyrulur:
“Îmân edip de sâlih ameller işleyenlere gelince, Rahmân olan Allâh, onlar için bir meveddet (bir sevgi) verecek, onları gönüllere sevdirecektir.” (Meryem, 96)

O büyük Hak dostu ne güzel buyuruyor:
“Fakr u zarûret içinde boğulan gönüller, dumanla dolu bir eve benzer. Sen onların derdini dinlemek sûretiyle o dumanlı eve bir pencere aç ki, onun dumanı çekilsin ve senin de kalbin rakîkleşip rûhun incelsin.”
Mevlânâ Hazretleri’nin rakik ve diğergâm gönlü; günah bataklığına düşüp de içinde bulunduğu felâketi saâdet zanneden gâfillerin rûhlarından yükselen sessiz imdad ve feryadlar karşısında engin bir merhamet okyanusu hâlinde Kâinâtın Hâlık’ına şöyle ilticâ etmektedir:
“Rabbim! Eğer Sen’in merhametini yalnız sâlih kullarının ümîd etmesi gerekiyorsa, mücrimler kime gidip sığınsınlar?..”
“Ey ulu Allâh’ım! Eğer Sen, yalnız has kullarını kabul ediyorsan, mücrimler kime gidip yakarsınlar?.. (Muhakkak ki Sen, merhametlilerin en merhametlisisin!..)”
Bu yüzden insanlar, dâimâ Abdülkâdir Geylânî, Yûnus Emre, Bahâeddin Nakşibend ve Mevlânâ misâli Hak dostlarının muhabbet kucağını özlerler. Zîrâ onlar, “bir tâmirhâneye âletin bozuğu götürülür” hükmünce mücrimlere, kanadı kırık bir kuş gibi merhametle nazar edip onları gönül dergâhlarında ihyâ etmeyi, bütün dünyâ nîmetlerinden daha kıymetli bir nasip ve ebediyet saâdeti bilmişlerdir.
Cenâb-ı Hakk’ın Rahmân ve Rahîm esmâsının kesif tecellîlerine nâil olan bu kâmil mü’minlerde merhamet ve şefkat, bir tabiat-i asliyye hâlindedir. Yine bu sâlih mü’minler, “nefsî, nefsî” hodgamlığından kurtulup, “ümmetî, ümmetî” diğergamlığına nâil olarak bir irşad ömrü yaşarlar. Onların irşad ömürleri fânî cesetlerinden sonra da devâm eder. Onlar, nefislerini ıslah netîcesinde rûhlarını köprü olarak kullanıp ilâhî vuslata nâil olanlardır ki, ümmeti de bu yoldan geçirerek Rabb’e ulaştırmanın gayreti içinde olurlar. Onlar, kurtuluş bekleyen kitlelerin muallimleridir. Allâh ve kulları huzûrunda bir cemaatin mes’ûliyetini vicdanlarında taşıyan mâneviyat kahramanlarıdır.
***
Rivâyete göre Ebû Abdullâh Sâlime’ye:
“–Hak dostlarını halk içinde nasıl ayırd edersin?” diye sorarlar. Hazret de şu cevâbı verir:
“–Lisânlarındaki halâvetle (tatlılıkla), ahlâklarındaki letâfetle (güzellikle), yüzlerindeki beşâşet ve beşâretle (tebessüm ve müjdeleyicilikle), edâlarındaki zarâfetle, nefislerindeki sehâvetle, özürleri kabul edişlerindeki cömertlikle, iyi-kötü herkese karşı şefkatlerindeki coşkunlukla…”
Mevlânâ Hazretleri’nin bizzat yaşayıp insanlara telkîn ettiği şu düsturlar da bu husûsiyetin bir başka tezâhürü mevkiindedir:
“Şefkat ve merhamette güneş gibi ol!
Başkalarının kusurlarını örtmekte gece gibi ol!
Sehâvet ve cömertlikte akarsu gibi ol!
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol!
Tevâzu ve mahviyette toprak gibi ol!
Olduğun gibi görün; göründüğün gibi ol!..”
P
Tasavvuf yolunda zâhir ve bâtınını ikmâl etmiş ve kalbî merhaleler kat ederek davranış mükemmelliğine ulaşmış bulunan Hak dostları, “veresetü’l-enbiyâ” olma şerefine erişmiş bahtiyarlardır. Onlar, nebevî irşad ve davranış mükemmelliğinin zamanlara yayılmış zirveleridir. Yâni onlar, Hazret-i Peygamber ve onun ashâbını görme şerefine nâil olamayanlar için fiilî ve müşahhas rehberlerdir.
Hadîs-i şerîfte buyrulur:
“(Zâhir ve bâtınını ikmâl etmiş, ilmini irfan hâline getirmiş) âlimler, peygamberlerin vârisleridir.” (Ebû Dâvud, İlim, 1)
Hak dostlarının îkaz ve nasihatleri, Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sohbetlerinden akseden birer feyiz ve bereket tecellîsidir. Zîrâ mânevî istifâdenin merkezi O’dur. Rûhî heyecanlarla dolu sohbet ve nasîhatler, hep o merkezden teselsülen naklolunan parıltılardır. Hak dostlarının böyle meclislerini ganîmet bilmek gerekir ki, onlar Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yirmi üç senelik nübüvvet hayatını kavlen (sözleriyle), fiilen ve hissen ümmete aksettiren örnek şahsiyetlerdir. Bu yüzden onların îkaz ve nasihatleri gönüllere şifâ kaynağıdır.
Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- birgün ashâbına:
“Cennet ağaçlarından birine rast geldiğiniz zaman gölgesinde oturun ve yemişlerinden yeyin.” buyurunca:
“–Yâ Rasûlallâh! Bu hâl, dünyada iken nasıl mümkün olur?” diye sordular.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“Gerçek bir âlime tesadüf ettiğinizde, cennet ağaçlarından birine rast gelmiş olursunuz.” buyurdular.
İşte Hak dostları da, öyle bir cennet ağacıdır ki asırlar boyu yanık gönülleri feyizli gölgesiyle serinletmiş ve hâlen de serinletmeye devâm etmektedirler. Onların hikmet ve ibret dolu nasîhatleri, hakîkate meftûn gönüllerin gıdâsıdır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Spurl this Post!Reddit! Share on FacebookStumble this Post!Google Bookmark this Post!Diigo this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Blink this Post!Propeller this post!Bookmark to AskJeeves!Bookmark to Ma.gnolia!Bookmark to Feed Me Links!Bookmark to Newsvine!Bookmark to Slashdot!Bookmark to Lycos IQ!
Alinti ile Cevapla
 


Şu Anda Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar : 1 (0 Üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Biçimi


Bookmarks
Yetkileriniz
Yeni Konu Açamazsınız
Mesajlara Cevap Yazamazsınız
Mesajınıza Eklenti Ekleyemezsiniz
Mesajlarınızı Düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodlari Açık
HTML-KodlariKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Gitmek istediginiz klasörü seciniz

Sitemiz vBulletin Version 3.8.0 Beta 4 Kullanmaktadır.
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.