ilkvahiy.net ilkvahiy.net'i Tavsiye Edin ilkvahiy.net Türkçe ilkvahiy.net in English
Kayıt Ol Portal Forum Video Gruplar Blog Albümler Etiketler İletişim Yardım Üye Listesi iTrader Takvim Arcade Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları Okunmuş Kabul Et
  #1 (permalink)  
Alt 01-09-2008, 13:57
Normal Üye
Puanlar: 40, Derece: 1 Puanlar: 40, Derece: 1 Puanlar: 40, Derece: 1
Aktivite: 0% Aktivite: 0% Aktivite: 0%
 
Üyelik tarihi: Aug 2008
Yaş: 18
Mesajlar: 41
Memleket :
Cinsiyet :
Teşekkür: 42
3 mesajı 4 Teşekkür Aldı
Ülke Bayrağı - turkey!
Tecrübe Puanı Gücü: 1
yusufsunetci is on a distinguished road
Standart Hasan El Benna



HASAN el-BENNÂ (1906 - 1949)

İslami uyanış sürecinin önemli isimlerinden olan Hasan el-Benna (Allah'ın rahmeti üzerine olsun), ilmi, sosyal ve siyasi çalışmalarıyla Müslümanlara büyük katkılar sunmuş bir önderdir.
14 Ekim 1906'da Mısır'ın Buhayre iline bağlı Mahmûdiye kasabasında doğan Hasan Ahmed Abdurrahman el-Bennâ, ilk öğrenimini, geçimini saatçilikle temin ettiği için "Saatî" lakabıyla anılan babası Hanbelî âlimi Ahmed b. Abdurrahman el-Bennâ'dan almış; sekiz yaşında Mahmûdiye'deki klasik eğitim veren Medresetü'r-Reşâdi'd-diniyye'ye girmiş ve orada Kuran'ın bir kısmını ezberlemiş; ayrıca nahiv ve Arap edebiyatı okumuştur. Üzerinde derin izler bırakan medresenin yöneticisi Şeyh Muhammed Zehrân'ın buradan ayrılmasıyla modern bir tarzda eğitim veren el-Medresetü'l-İdâdiyye'ye kaydolan Hasan el-Bennâ, burada bir yandan da hıfzını tamamlamaya çalışmıştır. Mısır yönetiminin idadileri kapatması üzerine Demenhur'daki ilköğretmen okuluna geçen el-Bennâ, idadi yıllarında Cemiyyetü'l-Ahlâkı'l-Edebiyye ve Cem'iyyetü men'i'l-Muharremât gibi kuruluşlarda görev almıştır. Bu dönemde Hassâfiyye tarikatı şeyhi Abdülvehhab el-Hassâfi'ye intisap etmesi, onun mutasavvıf çevrelerle yakın bir ilişki kurmasında etkili olmuş; müteakip dönemlerde de Mahmûdiye'de Cem'iyyetü'l-Hassâfiyye el-Hayriyye ile eş-Şübbânü'l-Müslimîn'in kurulmasında önemli bir rol oynamıştır.

İlköğretimini bitirmesinin ardından Kahire'ye giden Hasan el-Bennâ, burada "Küçük Ezher" olarak bilinen Dârülulûm'a kaydolmuştur. Kendisini derslerine ve ilmî faaliyetlerine adadığı bu yıllarda, fırsat buldukça Kahire'ye giden ve saat tamirciliğine devam eden babasına yardımda bulunmuştur.

İngiliz emperyalizminin Mısır'ı maddi-manevi sömürdüğü bu dönemde, Hasan el-Bennâ'nın yoğun bir faaliyet içinde olduğunu görüyoruz. Dönemin tanınmış alimleriyle temas kuran ve onları bir araya getirmeyi başaran Hasan el-Bennâ, öğrencilik yılları boyunca cami ve kahvehanelerde toplantılar düzenlemiş; gerek buralara davet ettiği alimler yoluyla, gerekse kendi konuşmaları ile halkın bilinçlendirilmesinde etkin bir rol oynamıştır. Mezuniyeti sonrasında öğretmen olarak göreve başladığı İsmâiliye'de de, cami ve kahvehanelerde sürdürdüğü konuşmalarıyla etrafında çok sayıda insanın toplanmasını sağlamıştır.
1928 yılı Mart ayında evinde toplanan bir grup insanla İslam davası yönünde yaşama ve ölme yemini ederek, "milletin kalbinde yeni bir ruh olarak" "İhvan-ı Müslimin" (Müslüman Kardeşler) teşkilatının temellerini atmıştır. 1933 yılına kadar âlimler, tarikat şeyhleri ve muhtelif cemiyetler gibi toplumun farklı kesimlerine ulaştırılan bu davet, Kahire'deki Cem'iyyetü't Tehzîbi'l-İslâmî adlı gençlik teşkilatının da İhvan-ı Müslimîn'e katılmasıyla genişleme fırsatı bulmuştur. 1933 yılında Kahire'ye yaptığı ziyaret sırasında teşkilatın genel merkezini Kahire'ye taşıma kararı alan Hasan el-Bennâ, İsmâiliye'deki ailesi ile birlikte Kahire'ye yerleşmiştir. Öğretmenliğe devam ettiği bu dönemde, vaktinin çoğunu İhvan-ı Müslimîn'in faaliyetlerine adayan Bennâ, erkek ve kız çocuklarına yönelik okullar açılmasına ön ayak olmuş; İskenderiye'de bir mescid ve bir merkez açılmıştır. Teşkilat faaliyetlerini, dinî, sosyal, kültürel, ekonomik ve sportif alanlar gibi birçok farklı alana yaymış ve bu çerçevede Şebrâhit'te bir lokal ve fabrika, Mahmûdiye'de birer tekstil ve halı fabrikası ile tefsir ve hadis eğitimi yapan bir medrese kurulmuştur. Hedef olarak dengeli ve adil bir toplum modelinin inşa edilmesi seçilmiştir.
Ancak II. Dünya Savaşı sırasında Mısır'da iktidarı elinde bulunduran hükümetlerin, İngilizler'in talepleri istikametinde İhvan-ı Müslimîn'e baskı yaptıkları dönemde, Hasan el-Bennâ ve arkadaşları da birçok defa tutuklanmıştır. 8 Ekim 1945'de yapılan genel kurul sonunda yeniden ve ömür boyu teşkilat başkanlığına seçilen Hasan el-Bennâ'nın Mısır'daki sömürgeye son vermek için İngiltere'ye savaş ilan etmesi, teşkilat üzerindeki hükümet baskılarını artırmıştır. Ancak baskılara direnç gösteren teşkilat, Filistin meselesine de el atmış ve düzenlediği büyük bir protesto gösterisi ile İngiliz desteğindeki Yahudi göçü ve devleti aleyhine belli bir kamuoyu oluşturmuştur. 6 Mayıs 1948'de teşkilatın Mısır ve Arap ülkelerine Yahudilerle savaş konusunda yaptığı cihad çağrısı ve Filistin'e gönderdiği çok sayıdaki taraftar, teşkilatın mevcut hükümet tarafından yasadışı ilan edilmesine, hatta 12 Ocak 1949'da da kapatılmasına yol açmıştır. Teşkilatın kapatılması üzerine ülkeyi terk eden çok sayıda üye, fikirlerini komşu Arap ülkelerine de taşımışlar ve Suriye ve Yemen'de buna benzer partiler kurulurken; Filistin ve Ürdün'den de teşkilata aktif bir destek gelmiştir.
Teşkilatın kapatılması üzerine, kurucusu olduğu Şübbânü'l-Müslimîn'de faaliyet göstermeye başlayan Hasan el-Bennâ, 12 Şubat 1949 günü teşkilat merkezinden evine dönüşü sırasında otomobiline açılan ateş sonunda hayatını kaybetmiştir. Hükümet her ne kadar suikastı örtbas etmek gayesiyle basın kuruluşlarına sıkı bir sansür uygulamışsa da, 1952 yılında yeniden başlatılan soruşturma ve yargılama sürecinde gizli polis teşkilatının üç mensubu suçlu bulunmuştur.

Mısır'ın muhtelif eğitim kurumlarında edindiği birikimi, fikrî ve manevi bir buhran döneminden geçen Mısır toplumunun yaşadığı yozlaşmanın ıslahına adayan Hasan el-Bennâ, Mısır'ın yaşadığı bu buhran ve düşüşün sebebini İslam'a olan bağlılığın gevşemesine ve gördükleri Batılı eğitim sonucu kendi din, tarih ve medeniyetlerine yabancılaşan Mısır yöneticilerinin halkı kimlik buhranına sürükleyen sorumsuz yönetimlerine bağlamış ve ülkenin tek kurtuluş çaresinin İslam'ın temel değerlerine dönüş olacağını savunmuştur. İslam'ın hayatın bütün yönlerini kuşatan kapsayıcı bir dünya görüşü olduğunu dile getiren Bennâ, İslam'ın ana öğretisini üç ana tez etrafında toplamıştır. Bunlardan ilki, İslam'ın bağlayıcı yanının Kuran ve sahih hadisler olduğunun vurgulanması ve İslam'a sonradan girmiş olan yanlış yorum ve bidatlara karşı Müslümanların bilinçlendirilmesi gerektiğidir. İkinci ilke, bu saflaştırılma fikrinin İslam'ın modern hayatın ihtiyaçlarına cevap verebileceği fikriyle birleştirilmesi, üçüncü ilke ise, bu prensiplerden yola çıkılarak İslâmî esasları hayata geçirecek şekilde belli bir dayanışma ruhu içinde teşkilatlanılmasıdır. Hasan el-Bennâ bu çerçevede halk arasında yaygın olan cincilik, büyücülük ve falcılık gibi hurafelerin yanı sıra, muhtelif tasavvuf ve tarikat hareketlerini de sorgulamıştır.

Müslümanların hayatını yoğun bir şekilde kuşattığını söylediği hurafelerle etkili bir şekilde mücadele edilmesi gerektiğini savunan Hasan el-Bennâ, fikir hürriyetini tanıyan ve ilmî araştırmaları teşvik eden İslam dininin akıl ile gaybı, ilim ile metafiziği birleştiren bir din olduğunu, sömürgecilikle temelleri kemirilmiş ve kaynakları kurutulmuş Müslümanların muhtaç olduğu kalkınma hamlesinin de, ancak hayatın bütün alanlarını kuşatan İslam'la gerçekleşebileceğini ileri sürer. İslam'ın ırkçılığı reddettiğini vurgulayarak, ancak bir milletin tarihî ve kültürel kimliğine sahip çıkması anlamındaki bir milliyetçiliğin benimsenebileceğini dile getiren Hasan el-Bennâ, vatan anlayışını, coğrafî sınırların tayin ettiği, kin, düşmanlık ve ırkçılık üzerine dayalı Batı tipi bir milliyetçilik anlayışının reddedilmesi gerektiğini zikreder ve Batı'ya karşı çıkarken de Doğucu olunmaması gerektiğini, Doğuculuğun geçici bir slogan olduğunu, Müslüman doğunun uykusundan uyandığı zaman dünya liderliğini ele geçirebileceğini vurgular. Dini terk eden Batı'nın manevi yapısının çöktüğünü ve materyalist bir hayat felsefesi benimsediğini, aynı durumu sömürgesi altında olan İslam ülkelerine de empoze ettiğini dile getirmekte ve Batı'nın bunu Doğu ülkelerini iktisadî anlamda kendisine bağımlı kılarak yaptığını ileri sürmektedir.
Girişilecek ıslahat hareketlerinde işe ferdin eğitimi ve ailenin sağlam temeller üzerine inşâ edilmesinden başlanılması gerektiğini vurgulayan Hasan el-Bennâ'nın siyasi görüşlerine gelince; o Abbasî hilâfetinin dağılışından XIX. yüzyılda Avrupalı devletlerin İslam ülkelerini kolonileştirmesine kadarki dönemde İslam milletlerinin içine düştüğü yozlaşmayı, Müslümanlar arasındaki çıkar çatışmaları, siyasi tefrika ve mezhep kavgaları, yöneticilerin ihmal ve gafleti, ilmin uygulamalı disiplinlerden uzak olarak faydasız tartışmalara yönelmesi, Avrupalıların hayat tarzının taklit edilmesi gibi muhtelif faktörlerle izaha çalışır. Nihai çözüm olarak da, hilafetin tesisi yoluyla İslam birliğinin sağlanmasını, İslami değerlerin hayata geçirileceği bir devletin kurulmasını salık verir ve İslam dünyasının her türlü yabancı hakimiyetinden ancak bu yolla kurtarılabileceğini ifade eder.
Çok sayıdaki taraftar ve sempatizanı ile bir kitle hareketine dönüşen ve kendini siyasetin içinde bulan İhvan-ı Müslimîn hareketi, Hasan el-Bennâ'nın ölümünden sonra, bir kısmı ılımlı, bir kısmı ise daha etkin mücadele yanlısı gruplarca sürdürülmüştür. Ilımlı kanadı, el-Müslimûn adlı dergiyle Bennâ'nın damadı Saîd Ramazan, etkin kanadı ise ed-Da've dergisiyle Sâlih Aşmâvî temsil etmiştir. İhvan-ı Müslimîn'in Hasan el-Bennâ'dan sonraki en güçlü temsilcisi ise, harekete 1951 yılında katılan Seyyid Kutub olmuştur.
Hasan el-Bennâ'nın başlıca eserleri, 1942 yılına kadarki hatıralarını ve bu hatıralar vesilesi ile dile getirdiği fikirlerini ihtiva eden Müzekkirâtü'd-Da've ve'd-dâ'iye ile, muhtelif dönemlerde kaleme aldığı sekiz risaleden oluşan ve daha ziyade İhvân-ı Müslimîn teşkilatının gaye ve metodları ile onun bu teşkilat hakkındaki tespitlerinin yer aldığı Mecmû'atü Resâili'l İmami'ş-Şehîd Hasan el-Bennâ adlı koleksiyondur. Bennâ'nın ayrıca İhvan-ı Müslimîn'in resmî yayın organları olan muhtelif gazete ve dergilerde de yazıları yayımlanmıştır.
__________________
Rahmet çöllerinde, rahlemi kurdum,
Gözlerimde seller, vakfeye durdum,
Safa’ya, Merve'ye, Kâbe'ye sordum;
Mirac yok dediler Secdeden gayrı...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Spurl this Post!Reddit! Share on FacebookStumble this Post!Google Bookmark this Post!Diigo this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Blink this Post!Propeller this post!Bookmark to AskJeeves!Bookmark to Ma.gnolia!Bookmark to Feed Me Links!Bookmark to Newsvine!Bookmark to Slashdot!Bookmark to Lycos IQ!
Alinti ile Cevapla
 


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayitli üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Biçimi


Bookmarks
Yetkileriniz
Yeni Konu Açamazsınız
Mesajlara Cevap Yazamazsınız
Mesajınıza Eklenti Ekleyemezsiniz
Mesajlarınızı Düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodlari Açık
HTML-KodlariKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Gitmek istediginiz klasörü seciniz

Sitemiz vBulletin Version 3.8.0 Beta 3 Kullanmaktadır.
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
Copyright © 2007 - 2008 ilkvahiy.net


Sitemizde Yazılan Yazılardan ilkvahiy.net Ekibi Sorumlu Değildir. Herkes Kendi Yazdıklarından Sorumludur.
Bu Site Bir Flört Sitesi Değildir !!! Erkek-Bayan İlişkilerinde Hududu Aşanlar Direk Olarak Siteden Atılır.
Sitemizde Crack,Warez,Serial,Keygen vs. gibi tüm yasadışı içerikleri paylaşmak yasaktır.
Reklam, Flood, Spam, Argo, Küfür Siteden Atılma Sebepleridir.

Bayan Bölümüne Giriş Hakkında Bilgi | Erkek Bölümüne Giriş Hakkında Bilgi | Gizlilik ve Güvenlik | Hakkımızda | Logolarımız | Bizimle Çalışmak İster misiniz ? | Link Değişim
| ilkvahiy.net'e Reklam Ver | Şikayetlerinizi Bildirin | Sitemizden Atılma Sebepleri