ilkvahiy.net ilkvahiy.net'i Tavsiye Edin ilkvahiy.net Türkçe ilkvahiy.net in English
Kayıt Ol Portal Forum Video Gruplar Blog Albümler Etiketler İletişim Yardım Üye Listesi iTrader Takvim Arcade Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları Okunmuş Kabul Et
  #1 (permalink)  
Alt 12-10-2007, 02:20
abduladl
Misafir
 
Mesajlar: n/a
Memleket :
Cinsiyet :
Standart ZÜHD DÖNEMİ


I. Zühd Dönemi: Bu dönem Asr-ı saâdetle başlayan, tabiîn ve tebe-i tabiîn devrini ve ilk iki asrı içine alan, tasavvuf kavramının zuhûruna kadar olan dönemdir.

II. Tasavvuf Dönemi: Sûfî ve tasavvuf kavramlarının kullanılmaya ve ilk sûfî adlarının duyulmaya başladığı hicrî II. asrın sonundan, tarîkatların zuhur ettiği devre kadar olan üç, üç-buçuk asırlık bir dönemdir. Tasavvuf bu dönemde ortaya çıkmış, müessese hâline gelmiş ve Cüneyd, Bâyezid, Nûri, Hallaç, Ebû Nasr es-Serrâc ve Gazzâlî gibi büyük sûfî ve mutasavvıflar bu dönemde yetişmiştir.

III. Tarîkat Dönemi:
Tasavvuf müesseselerinin en güçlüsü olan tarîkatların ortaya çıkarak sosyal hayâtın bir parçası hâline geldiği hicrî VI. milâdî XI. asırdan başlayarak, tasavvufî tefekkürün İbn Arabî gibi büyük temsilcilerinin yetiştiği; zaman zaman medrese-tekke çatışmalarının gündeme geldiği, şiir ve edebiyatta en değerli tasavvufî mahsullerin verildiği, günümüze kadar devam eden dönemdir.

1. Hz.Peygamber (s.a.s.)'in Hayâtında Zühd
Hz. Peygamber'in bizzat zühdî bir hayât yaşadığını, bunu sevdiğini ve ashâbına da tavsiye ettiğini "Tasavvufun Târif ve Kaynağı" bahsinde anlatmıştık.1 Biz burada Efendimiz'in hayâtını konu alan sîret ve hadîs kaynaklarına dayanarak Hz. Peygamber'in zühdî hayâtıyla ilgili bâzı tesbitlerde bulunduk:
İbn Abbâs'ın rivâyetine göre, Peygamber (s.a.s.), peşpeşe birkaç gece aç sabahlar, hâne halkı da çoğu zaman akşamlan yiyecek birşey bulamazdı. Zâten ekmekleri arpa ekmeğiydi.2
Enes b. Mâlik (r.a.)'in rivâyetine göre, Fâtıma vâlidemiz, Peygamberimiz'e pişirdiği ekmekten bir parça getirmiş ve Allâh Rasûlü, "Bu nedir?" diye sorduğunda "Pişirdiğim çörektir. Size getirmeden canım çekmedi." demişti. Bunun üzerine Fahr-ı âlem: "Üç gündür babanın ağzına giren ilk lokma bu olacak." buyurdu. Ebû Hüreyre'nin rivâyetine göre Allâh Rasûlü'nün açlıktan beline taş bağladığı olurdu.3
Hz. Âişe anlatıyor: Dört ay geçerdi ki, Allâh Rasûlünün karnı buğday ekmeğiyle doymuş olmazdı.4 O'nun hâne halkı da üçgün peşpeşe arpa ekmeğiyle karınlarını doyurmadan Allâh'a kavuşmuşlardır.
Ebû Hüreyre ve Âişe'den gelen bir rivâyette, aylar geçtiği hâlde Allâh Rasûlü'nün evinde bir çorba pişmediği ve âile halkının hurma ve su ile beslendiği, bazan da sağmal hayvanları bulunan komşularının gönderdikleri sütü içtikleri rivâyet edilir.5
Enes b. Mâlik der ki: "Peygamber (s.a.s)'in , öğle ve akşam, ekmek ile eti bolca bir arada cem'ettiği olmamıştır."6 Nitekim yine Enes (r.a.) Allâh Rasûlü'nün bir düğün yemeğinde et ve ekmeği bile bulunmadığını haber vermektedir.
Âişe (r.a.) vâlidemiz diyor ki: "Allâh Rasûlü'nün midesine bir günde iki tür yemek birden girmedi. Et yediği zaman başka birşey yemediği gibi, hurma ve ekmek yediğinde onların üzerine birşey ilâve etmezdi."
Ebû Nadr anlatıyor: Ben Âişe vâlidemizin şöyle konuştuğunu duydum: "Birgün Allâh Rasûlü ile birlikte oturuyorduk. Babam Ebû Bekir bize bir koyun budu ikrâm etti. Gece karanlığında Allâh Rasûlü ile onu kesmeye çalışıyorduk. Birisi "Kandiliniz ve ışığınız yok mu?" diye seslendi. Dedim ki: "Yakacak yağımız olsa, biz onu yerdik."7
Âişe vâlidemizin ifâdesine göre O'nun yatağı içi hurma lifi ile dolu bir deriden ibâretti. Yemeğini yere oturarak yer ve: "Ben kulum, kul gibi yerde oturarak yerim."8 buyururdu.
O'nun dünyâya yönelmeyi ve ona kul olmayı yeren pekçok hadîsi-i şerîfi vardır:
"Kimin himmet ve kaygısı dünyâ olursa, Allâh onun işini dağıtır, fakirliğini gözünün önüne koyar. Kimseye nasibinden fazla dünyâlık gelmez. Niyet ve himmeti âhıret olanın işini Allâh Teâlâ toparlar (cem), gönlüne zenginlik verir. O arkasını dönse de dünyâ ona gelir."9
"Himmet ve kaygılarını teke indirip sâdece âhıret kaygısı taşıyanın dünyâsına Allâh kâfidir. Kaygısını dünyâya dağıtanın ise Allâh, hangi vadide helak olduğuna aldırış etmez."10
Kurduğu devlet, dünyânın en kudretli devleti hâline geldiği, devlet hazinesi dolup taştığı zamanlarda bile, O'nun yaşantısında bir değişiklik olmadı. Hanımları O'nun bu mütevazı hayâtına dayanamayarak dünyâlık istediler. O da onları ya dünyâyı, ya da Allâh ve Rasûlünü seçmek konusunda serbest bırakmış, yirmi dokuz gün süreyle bir bakıma onları boykot etmişti (İ'lâ). Bu süre zarfında Hz. Peygamber'i bir hasır üzerinde uyumuş gören Hz. Ömer ağlamış, Allâh Rasûlü de dünyânın değersizliğini ve dünyâdan yüz çevirmek gerektiğini anlatarak onu teselli etmişti. Nihâyet Ahzâb sûresinin ilgili âyetleri nâzil oldu: "Ey Peygamber, zevcelerine de ki: Eğer bu süflî hayâtı, onun zînet ve parlaklığını istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim ve sizi güzellikle salıvereyim. Yok eğer Allâh'ı ve Peygamberini ve âhıret yurdunu istiyorsanız, Allâh aranızdan iyi olanlara büyük mükâfat hazırlamıştır."11
Hz. Âişe der ki: "Hz. Peygamber'in hiçbir zaman karnı doymadı ama, asla şikâyetçi olmadı. Bazan O'nun bu hâline acır ve: "Bari sana yetecek kadar bir rızka erişseydin." derdim. O ise, ülü'1-azm peygamberlerin bu dünyâdan böyle gelip geçtiklerini anlatırdı."12
Mal biriktirmeye asla heveskâr değildi. Çünkü O, tercîhini "kul peygamberlikten" yana yapmıştı. Nitekim: "Kul peygamberlikle melik peygamberlik arasında muhayyer bırakıldım. Cebrail mütevazı davranmamı bana işâret etti. Ben de kul peygamber olmayı tercîh ettim ve bir gün doyayım ve bir gün aç kalayım, dedim."13 buyurarak buna işâret etmiştir.
Kendisine arka arkaya iki defa aynı yemeği getiren Berîre'ye: "Kıyâmet gününde sen, yemeğinin buharı olmaktan korkmuyor musun? Yarın için birşey ayırıp saklama! Zira Cenâb-ı Hakk her günün rızkını ayrı ayrı verir." buyurmuştu
İnfak etmeyi çok severdi. Nitekim Hz. Bilâl'e: "Ya Bilâl, infak et! İnfak etmekle Arş'ın sâhibinin senin malını azaltacağından korkma!"14 buyurmuştu.
Birgün namazda hatırına evde bir miktar altının bulunduğu gelmiş, eve giderek onun tasadduk edilmesini emretmişti. Ölüm döşeğinde bile tasadduktan geri durmazdı. Nitekim tasadduk edilmek üzere hanımlarından birine verdiği üç dinarın hemen tasadduk edilmesini emretti ve: "Bu para bende iken Rabbıma ne yüzle giderim." buyurdu.
Kendisinden birşey istendiğinde derhal verir, eğer istenen şey kendisinde yoksa vaad eder ve eline geçen ilk fırsatta bu isteği karşılardı.
Bir defasında ashâb-ı suffe: "Yâ Rasûlallâh, hurma yemekten ciğerlerimiz kavruldu." demişlerdi de O: "Medîneliler bize ne veriyorlarsa biz de size onu veriyoruz."15 buyurmuştu.
Hz. Peygamber (s.a.s.) vermeye ve infak etmeye son derece heveskâr olduğu ve vermek hakkında "Veren el, alan elden hayırlıdır." buyurduğu hâlde, istemek ve almak konusunda son derece müstağnî idi. Ashâbının da bu konuda müstağni olmasını öğütlerdi. Nitekim Medîne'ye hicret ettikten bir süre sonra, yedi sekiz kadar sahâbînin bulunduğu bir mecliste, onlardan "Yalnız Allâh'a kulluğa, beş vakit namaz kılmaya ve ülü'1-emre itaata ve kimseden birşey istememek üzere" bey'at etmelerini istedi. Râvînin ifâdesine göre: "Bu bey'ate katılanlar, asla kimseden birşey istemedikleri gibi, savaşta kazara ellerinden kılıçları düşecek olsa bile, onu yerde bulunan kimseden istemez, yere inip alırlardı."16
Evini süsleyen kızı Fâtıma'nın evine girmemiş ve