ilkvahiy.net ilkvahiy.net'i Tavsiye Edin ilkvahiy.net Türkçe ilkvahiy.net in English
Kayıt Ol Portal Forum Video Gruplar Blog Albümler Etiketler İletişim Yardım Üye Listesi iTrader Takvim Arcade Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları Okunmuş Kabul Et
  #1 (permalink)  
Alt 05-03-2008, 20:41
cemre - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Moderator
Puanlar: 8,562, Derece: 62 Puanlar: 8,562, Derece: 62 Puanlar: 8,562, Derece: 62
Aktivite: 20% Aktivite: 20% Aktivite: 20%
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 34
Mesajlar: 1,414
Memleket :
Cinsiyet :
Teşekkür: 43
127 mesajı 200 Teşekkür Aldı
Ülke Bayrağı - turkey!
Tecrübe Puanı Gücü: 6
cemre is just really nicecemre is just really nicecemre is just really nicecemre is just really nicecemre is just really nice
Standart Hayat ve İman: İman Hayatın Hayatıdır


Hayat denilince öncelikle, büyüme-gelişme özellikleri taşıyan, bütün kâinatla münasebet ve ilişki kurabilen bir varlık düşünürüz.

İman ise bir iğnenin ustasız, bir harfin kâtipsiz olmayacağını bilen bir aklın, kendisini ve yaratılan her şeyin de ustasının var olduğuna inanmasıdır. İman için Bediüzzaman “ İman, insanı Sani-i Zülcelaline nisbet ediyor.” diyor. Yani iman Kâinatın Sultanıyla ve bütün varlıklarla bir bağlantı kurulması olayıdır.

Nasıl ki bir varlık hayat sayesinde güneşle, havayla, suyla, rızk’la, kısacası bütün kâinatla bir bağ kuruyorsa iman da eğer bir insanın hayatına girse, yani hayatı iman ile hayatlanırsa, o insan ebediyete uzanan bir varlığa kavuşur

Göz için güneşin ışıkları ne kıymette ise, kalp için de iman nuru o kıymettedir. Zira göz ışık ile her şeyi görür, kalp te iman nuru ile her şeyin sahibini bulur. Olayların ne mana ifade ettiğini görebilir.Gözünde hayat olan biri güneşe, yıldıza ulaşabilirken, kör biri önünü görememektedir. Kalbinde iman nuru olan biri ebediyeti düşleyip, cennetin hayalini kurarken, iman nuru kalbinde olmayan birisi yarınının endişeleriyle kıvranıp durur.

İmanın hayata benzemesi gibi imansızlık da bir cansızlık, bir ölü doğma hadisesidir. Cansız bir varlığın hiç bir şeyden faydalanamayacağı gibi imansız bir insan da dünyada birçok şeyden, ebediyet hayatında da her şeyden mahrum olacaktır. İman ile dünya hayatında kendisine sunulan harika ikramlara teşekkür etmeyen bir kişiye ebediyet hayatında tekrar ikram yapılır mı? Dünyada her gün açılan harika manzaraların, sergilerin takdirini yapmayana “Gerçek hayat olan Ahiret hayatında” daha güzel sergiler gösterilir mi? Zaten İmansız olarak ölen bir insan, ebediyet yurdu olan ahirete “ÖLÜ DOĞUM” yapmış olur, o kişi için ebediyen mahrumiyetler söz konusudur.

Dünyada imansızlığın zararları

İnsan “İMAN” ile dünyanın bir sahibi olduğunu kabul etmediğinden, başına gelen her bela ve musibeti de, imtihan sorusu olarak algılayamaz. Tarlada rahatı arayan insan huzursuzluğu sergiler durur. Ebediyeti bilmediğinden her isteğinin yerine gelmesini arzu eder. Çünkü ona göre hayat bir defadır, o da zevk ile yaşanmalıdır. Hile yapmaktan, hırsızlıktan ve kul hakkı yemekten çekinmez. Polisin olmadığı yerde, kendisini kimsenin görüp, gözettiğini düşünmez. Kamera karşısında pür dikkat kesilirken, ilahi kameraların her an kayıtta olduğundan gaflet eder. Haram-Helal kelimelerinin onun lûgatında yeri yoktur, yoksula yardım, anne babaya itaat, komşu hakkı gibi daha nice güzel hasletleri, imansızlığından kaynaklanan çarpık anlayışından dolayı layığınca değerlendiremez.

Kendisi her şeyi menfaatine göre değerlendirdiği için herkesi de menfaati peşinde koşan insanlar olarak algılar, kardeşine bile emniyet duymaz hale gelir…

Ruh, cesetten çıkınca, vücudun tüm organlarında bozulmanın başlaması gibi, hayatımızda da iman olmazsa, iç dünyamızda bozulmalar, sıkıntılar, stresler eksik olmayacaktır…

Evet, imanı hayata taşımak gerek. İmanın, insanların kalplerinde, bir manevi bekçi, rolünü oynaması lazım. Her yaptığının görüldüğünü, kayıt edildiğini bilen bir insan, nasıl başıboş yaşar? Siz düşünün. İlahi kameraların kayıtta olduğunu bilen bir insan, nasıl kul hakkı yer, nasıl fakiri görmezden gelir, nasıl ahlaksızlık yapabilir?..

İman hayata girince kalpte bir yasakçı bırakır? İşte bir misal:

Sahabenin ileri gelenlerinden Muaz bin Cebel Hazretleri, Hazret-i Ömer devrinde zekât memurluğu vazifesiyle çalışıyor, kabileleri dolaşıp onların verdikleri zekâtları toplayarak Halifeye getiriyordu. Muaz, yine bir gün, Medine civarındaki kabileleri dolaşıp onların zekâtlarını almış, Halifeye teslim etmiş ve sonra da evine dönerek istirahata çekilmişti.

Muaz'ın hali fakirceydi. Bu fukaralık, bazen hanımının canına yetiyordu. Kocasının eve eli boş geldiğini görünce, ona şu şekilde sitem etmeye başlamıştı:

- Günlerdir çöllerde dolaşıp duruyor, halkın zenginlerinden zekâtlarını topluyorsun. İnsan, bu arada kendine de bir şeyler ayırır, eve getirir. Kim bilecek, kim duyacak? Hz Muaz, hanımının sitemine şu karşılığı verdi:

- Bunu nasıl yaparım hanım? Peşimde her an gözcü var. Biri beni gözetliyor.

- Ne söylüyorsun bey, demek sana Allah'ın Resulü güvendi, Ebû Bekir güvendi de, Ömer güvenmeyip peşine gözcü koydu, seni gözetletiyor ha? Şimdi ben ona gösteririm...

Kadın öfkeyle gitti, Halifenin huzuruna çıkarak kocasının peşine niçin gözcü koyduğunu sordu. Fakat Halifeden, kesinlikle böyle bir durumun olmadığını öğrenince, mahcup olarak geri döndü. Bu sefer de kocasına çıkıştı:

- Beni Halifenin huzurunda mahcup düşürmeye ne hakkın var? Neden yalan söylüyor, Halife peşime gözcü koydu, diyorsun? Muaz, karısına şu manalı cevabı verdi:

- Hayır hanım, yalan söylemiyorum. Ben, peşimde gözcü var, biri beni gözetliyor, dedim. Fakat o gözcüyü Halife peşime taktı demedim. Peşimdeki gözcü, Halifenin değil, Allah'ın gözcüsü idi. Allah'ın Kirâmen Kâtibin melekleri, iyi kötü her şeyi yazıp kaydetmiyorlar mı? Allah her yaptığımız işten haberdar değil mi? O'nun ilminden kaçmak, bilgisinden uzak kalmak mümkün mü? Zerre kadar iyiliğin de, zerre kadar kötülüğün de yarın ahiret’te hesabı sorulmayacak mı? Muaz'ın hanımı, bu cevap üzerine derin derin düşünceye daldı. Fakirliğin verdiği sıkıntı ile nasıl yanlış düşüncelere saplandığını anladı. Kocasına hak vererek, ona bir daha bu konuda sitem etmemeye karar verdi.

Bugün toplumda iman edenler arasında da çok farklılık görülmektedir. Bunun sebebi de kanaatimce şu cümlelerde saklıdır.

“Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır.”

Çekirdek “bilkuvve”ye, ağaç ise “bilfiil”e örnek verilebilir. Yani çekirdekteki bilkuvvenin bilfiil haline gelmesine ağaç diyoruz. Çünkü çekirdeğin ağaç olması için içerisinde şifrelenmiş olan programın belirli şartların yerine gelmesi ile ortaya çıkması gerekmektedir. Toprak altında beklemeli, sulanmalı, gübrelenmeli, ışık ihtiyacı giderilmeli ki, ağaç olmaya yani mükemmele doğru bir yürüyüş sergileyebilsin. Ve sonuç olarak herkesin gölgesinden, meyvesinden, renginden, kokusundan faydalandığı bir ağaç olsun. Eğer çekirdek gerekli şartları yerine getirmezse, bu güzelliklerin hiçbirini sergileyemeyecektir.

Aynen öylede bir insan iman etse, ama ibadet toprağına kendini atmazsa, İslamiyet güneşinden beslenmezse, Kuran suyu ile sulanmazsa, imanın güzellikleri kendisinde nasıl görünecektir.

İmanın hayata taşınması, gereklerini yapmakla olur. Yoksa iman ettiği halde imanı çekirdekte kaldığından güzellikleri sergileyemeyince, çevreden; “bu nasıl Müslüman, bu nasıl mümindir?” şeklinde itirazlar yükselmeye başlar. Buradaki kusur imanda ve islamda değildir. Aksine kusur, çekirdeğini ağaç haline getirmeyene aittir. Yoksa iman çekirdeği içinde her türlü saadetin ve nurun şifresi vardır.

Evet, geliniz daha dünyada iken cennet hayatının esintilerini hissedelim, ebedi hayatın sevinci ile geleceğe bakalım, Bizi yokluk karanlıklarından çıkarıp aziz bir misafir olarak yaratan Rahim bir sahibimiz olduğunu düşünerek ona el açalım ve asıl o zaman HAYATIN NASIL BİR HAYAT OLABİLECEĞİNİ görelim… Bunun için de HAYATIMIZI İMAN İLE HAYATLANDIRALIM
Turan Tekin
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Spurl this Post!Reddit! Share on FacebookStumble this Post!Google Bookmark this Post!Diigo this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Blink this Post!Propeller this post!Bookmark to AskJeeves!Bookmark to Ma.gnolia!Bookmark to Feed Me Links!Bookmark to Newsvine!Bookmark to Slashdot!Bookmark to Lycos IQ!
Alinti ile Cevapla
 

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar son Mesaj
İtikad Kitabı Yüce Allah'a ve Onun Sıfatlarına İman admin Ömer Nasuhi Bilmen İlmihali 0 15-06-2008 11:15
Dini Tanımlar Ruh Nedir? gokce Dini Kavramlar 0 03-09-2007 00:56


Şu Anda Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar : 1 (0 Üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Biçimi


Bookmarks
Yetkileriniz
Yeni Konu Açamazsınız
Mesajlara Cevap Yazamazsınız
Mesajınıza Eklenti Ekleyemezsiniz
Mesajlarınızı Düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodlari Açık
HTML-KodlariKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Gitmek istediginiz klasörü seciniz