ilkvahiy.net ilkvahiy.net'i Tavsiye Edin ilkvahiy.net Türkçe ilkvahiy.net in English
Kayıt Ol Portal Forum Video Gruplar Blog Albümler Etiketler İletişim Yardım Üye Listesi iTrader Takvim Arcade Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları Okunmuş Kabul Et
  #1 (permalink)  
Alt 05-05-2008, 22:47
siracinnur - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Administrator
Puanlar: 8,549, Derece: 62 Puanlar: 8,549, Derece: 62 Puanlar: 8,549, Derece: 62
Aktivite: 100% Aktivite: 100% Aktivite: 100%
 
Üyelik tarihi: Sep 2007
Yaş: 22
Mesajlar: 1,721
Memleket :
Cinsiyet :
Blog Kayıtları: 2
Teşekkür: 184
87 mesajı 143 Teşekkür Aldı
Ülke Bayrağı - turkey!
Tecrübe Puanı Gücü: 100
siracinnur has a spectacular aura aboutsiracinnur has a spectacular aura about
Standart Ölüm son değil!!

Ölüm...
Zor zamanın ilk haberi.
İlişik kesme anı.
Dönüşü olmayan eşik.
Fânilikten ebediliğe göçüş.
Gerçek bir ayrılış zaman ve mekandan.
Ödünç alınan nimetin sahibine teslimi.

Ya hayat ?
Hayat iki nokta arasında bir çizgi.
Silip de baştan çizemediğimiz, titrek, kesiksiz, kısacık bir çizgi.
Devran içinde anlık bir göz kırpması gibi.
Bir koşumluk yol ya da bir atımlık mesafe gibi.
Uğrayıp geçen kervanlar, gökteki bulut, ya da suya bırakılan iz gibi.
Zamandan damıtılmış, tadımlık bir yudum mey gibi.
El emeği göz nuru ince bir nakış gibi.
Yedeği olmayan sermaye ile yapılan ticaret gibi.

Ya Hayat ve Ölüm ?
Atılan taşın düşmesi,
gelmek ve gitmek,
veya, geceden sabaha çıkmak gibi.
Silkinip de mahmurluğu atmak gibi.
Gerçeği hayalde ararken, hayalden gerçeğe uyanmak gibi.

Bizler, Âdem’in evlatları...
Sıramız gelmiş, zamanın bir yerinden sessizce tutun-muşuz hayata.
Hayatı biz dilememişiz.
Ölümü de biz yazmamışız.
Zamanın esaretinde kürek mahkumları gibiyiz; bir iskeleden ötekine.
Bereketli topraklarda başlayıp, kurak iklimlerde son bulacak bir yolculuğa çıkmışız.
Her kürekte, dönüp alması olmayan bir şeyler bırak-mışız kendimizden geriye.
Ve hayatı azık edip tüketmişiz, bu sılası olmayan gurbetin peşinde.

Hayat...
Çeşit, çeşit.
Doğum ve ölüm dahil, her şeyin farklılaştığı bir zemin.
Parmak izi misali, biri diğerini tutmuyor.
Bir renk cümbüşü halinde benzersiz tonlarla karşımıza çıkıyor.
Kimimiz, aykırı tonlarda buluyor güzelliği.
Buna inandığı gibi yaşamak deniyor.
Kimimiz de renklere mahkum oluyor.
Buna da yaşadığı gibi inanmak deniyor.
Renklerle olan hasbıhalimiz, hazana dek sürüyor.
Bir baharda tattığımız o heyecan, yapraklar sarıya çaldığında bitiyor.
İşte ne oluyorsa, bahardan hazana dek oluyor.

Evet...
“Her insan bir hayat” ve her hayat, ideallerin, heves ve arzuların harman olduğu bir serüven.
Bazen, inandığını yaşama çabası.
Bazen, nasib-kısmet kavgası.
Bazen, kuvvet-kudret sevdası.
Bazen, başka şeyler...
Özetle hayat, herkesin kendine ait serüveni.
Her kişinin, bir benzeri daha olmayan hikayesi.

Masallar, “bir varmış, bir yokmuş” diye başlar.
Gelip geçiciliğin, hiç yaşamamış gibi olmanın çarpıcı bir ifadesidir bu. Her ne kadar masallara özgü olsa da, gerçek hayatlara, sizin, bizim hayatımıza da tam oturur.
Bir de ihmal edilmiş bir anlam gizlidir bu deyişte. Belki de en önemli vurgusudur ki, “yoktan varolma” sürecine işaret eder.
Çalışma masanızın üstünde size ait olmayan bir nes-neye rastladığınızda, “nereden çıktı bu” ya da “kim koydu bunu buraya” diye sorarsınız.
Banka hesabınız, hiç sebepsiz bir gün önce bıraktığı-nızın iki katına çıksa, mutlaka “nereden geldi bu” diye araştırırsınız.
İşte hayat da böyle; ansızın, irade dışı önünüze çıkan bir kazanımdır.
En az masa üzerindeki nesne veya banka hesabınız kadar sorgulanmayı bekler.
Yaşam dolu dizgin geçen bir süreç. Bir kapıdan girip, apar topar diğer kapıya dayanmak gibi. Ancak, göreceli olmasına, gelip geçivermesine rağmen, emeğiyle, çilesiyle, saniyesi saniyesine yaşanan bir zaman dilimi.
Yaşadıklarımız anlamsız şeyler değil.
Peki, nedir bu olup bitenler ?
Hayat denilen süreç niye var ?

Dünyaya konup göçenler, uyanıp uyumak gibi bir döngü ile hayata katılıp ayrılırlar. Kimi taht beşiğine doğar, kimi toprak üstüne. Kimi tantanalı merasimlerle uğurlanır son yolculuğuna, kiminin sırtını verecek bir kabri bile olmaz.
İşte böylesine derin adaletsizliklerle ayrılır bir hayat ötekinden. Bu durum, bir isyan hali yaratır insanlarda ki lanetlenen hep dünya ya da kader olur. Oysa insan, hayvan, bitki, hava, su, toprak gibi her suçsuzun vebali, insanın üstündedir. Hepsi de insanın zulmünden az ya da çok nasibini almıştır. Bu çerçevede, lanet iskemlesine insandan daha yakışan kim vardır ?
Toplumu oluşturan katmanların en belirginleri, güç-lüler ve zayıflardır. Detaya inince, zayıflardan güçlülere doğru küçük kopmalar olduğu görülür ki bu da orta sınıfı oluşturur. Çok karmaşık bir görünüm sunsa da, özünde toplumsal hayat, bir yer kapma ve kaptığı yeri kaptırmama mücadelesidir.

Güçlüler, bu mücadelenin hemen her zaman galibi-dirler. Ve galipliğin doğası gereği, zayıflardan itaat bek-lerler. Dolayısıyla zayıflar için sükunetin bedeli, kayıtsız şartsız bir teslimiyettir.
Yakınma, koşullara rıza göstermeme gibi hallerde gürültünün en büyüğü kopar. Bu anda, güçlünün hükmet-me arzusuyla, dalkavukların küçük menfaatlere düşkün kanaatkarlığı birleşir. Bu ikisi bir araya gelince, artık bundan doğacak zararı ölçmek mümkün olmaz.
Ölümden beter bir fitne salınır insanların arasına ki koskoca bir milleti sıtma tutmuşçasına sarsmaya yeter. İnsan insandan ayrılır, kardeş kardeşe düşman olur. Direnci kökünden söken bir eziyet, işkence ve sefalet dönemi başlar. Ve parlayan ne varsa, zulmün o koyu karanlığında tek tek söner. Bu böyle devam eder; ta ki bayrak düşüp, başlar eğilinceye kadar.

Yazık ki insanlık zulmü merhametten daha çok sevmiş. Ve her nesil, zulmü miras bırakmış kendinden sonraki nesle tarih diye… Bugün de değişen fazla bir şey yok. Hâlâ insan insana kul olmaya zorlanıyor. Görünen o ki, insanlığın sırtından kıyamete kadar eksik olmayacak kırbaç izi. Zaman bile güç yetiremeyecek bunu değiştir-meye.
Eziyet, işkence, sefalet, çaresizlik, umutsuzluk…
Eğer tatmadıysak, kahrolası birer kavram olmaktan öte bir şey değildir bizler için. Oysa insanın insana reva gördüğü zulmü bilmek başka şeydir, yaşamak başka…
Bir an için kendinizi, piramitleri inşa etmek uğruna feda edilen on binlerce esirden birinin yerine koyun.
Veya ailesinden, toprağından zalimce koparılıp, ırgat olarak Amerika’ya taşınan yüz binlerce Afrikalı kölenin içinde ya da diktatörlerin zulmünde yitip giden mazlum-larla birlikte ölüm tarlalarından birinin dibinde düşünün kendinizi…

İlk insandan bu güne, milyarlarca insan gelip geçmiş-tir bu dünyadan. Kimi öylesine kuvvet ve iktidar sahibi olmuştur ki, tek bir söz ya da davranışı binlerce insanın hayatında olumlu ya da olumsuz değişiklikler meydana getirmiştir. Kimi tüm zenginliğini ve saltanatını insanla-rın gözyaşı ve mutsuzluğu üzerine kurmuştur. Kiminin kişisel ihtiras ve arzuları yüzbinleri ölüme sürüklemiştir.

Şimdi, zayıflar zayıf doğacak, yaşamı boyunca ezilecek ve aynı eziklik içerisinde ölümle kucaklaşacaklar; zalimler saltanat içerisinde ezerek yaşayacaklar ve ölümleri, hatta ölümden sonraları bile insanlar için eziyet olacak ve maz-lumun bilançosu zarar, zaliminki kârla kapanacak…(!)
Asla...
Ölüm üstünden geçti diye, yaşanan bunca şey, bunca hayat, iyilik-kötülük, adalet-zulüm toprağa karışıp kaybolmaz.
Şurası muhakkak ki, mazlumların âhı da gökle yer arasında kalmaz; göğü yırtar, oradan da arşa yükselir.
Ve çile de yazılır zulüm de; çileye ödül, zulme bedel diye.
Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

Yer, o şiddetli sarsıntısıyla sarsıldığı,
Yer ağırlıklarını dışarı çıkardığı,
Ve insan “Buna ne oluyor ?” dediği zaman,
O gün (yer), haberlerini anlatır.
Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir.
O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilsin diye bölük bölük çıkarlar.
Kim zerre miktarı iyilik yapmışsa onu görür.
Kim de zerre miktarı kötülük yapmışsa onu görür.
(Zilzâl Suresi, ayet 1-8)
__________________
Bayanlar bölümü için buyrun

"Eğer hasmını mağlup etmek istersen,
fenalığa karşı iyilikle mukabele et."
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Spurl this Post!Reddit! Share on FacebookStumble this Post!Google Bookmark this Post!Diigo this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Blink this Post!Propeller this post!Bookmark to AskJeeves!Bookmark to Ma.gnolia!Bookmark to Feed Me Links!Bookmark to Newsvine!Bookmark to Slashdot!Bookmark to Lycos IQ!
Alinti ile Cevapla
 

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar son Mesaj
ölüme Dair şiirler mumtaz_yucel Edebiyat 0 29-04-2008 16:42
Ünlü Yazarlardan Son Sözler AHSEN Yazar ve Şairler 0 26-03-2008 17:01
Namaz Kılacak Vaktin Yok Değil mi? cemre Namaz 2 07-03-2008 17:23
Rize il merkezi ve ilcelerindeki tarihi eserler ömer-faruk 53 - Rize 0 17-01-2008 22:22
ölüm ne zaman güzel olur?? s@hra İslami Yazılar 0 29-12-2007 12:41


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayitli üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Biçimi


Bookmarks
Yetkileriniz
Yeni Konu Açamazsınız
Mesajlara Cevap Yazamazsınız
Mesajınıza Eklenti Ekleyemezsiniz
Mesajlarınızı Düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodlari Açık
HTML-KodlariKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Gitmek istediginiz klasörü seciniz

Sitemiz vBulletin Version 3.8.0 Beta 3 Kullanmaktadır.
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
Copyright © 2007 - 2008 ilkvahiy.net


Sitemizde Yazılan Yazılardan ilkvahiy.net Ekibi Sorumlu Değildir. Herkes Kendi Yazdıklarından Sorumludur.
Bu Site Bir Flört Sitesi Değildir !!! Erkek-Bayan İlişkilerinde Hududu Aşanlar Direk Olarak Siteden Atılır.
Sitemizde Crack,Warez,Serial,Keygen vs. gibi tüm yasadışı içerikleri paylaşmak yasaktır.
Reklam, Flood, Spam, Argo, Küfür Siteden Atılma Sebepleridir.

Gizlilik ve Güvenlik | Hakkımızda | Logolarımız | Bizimle Çalışmak İster misiniz ? | Link Değişim
ilkvahiy.net'e Reklam Ver | Şikayetlerinizi Bildirin | Sitemizden Atılma Sebepleri