Sarhoşun ümidi Yaşlı bir sarhoş, şarabın verdiği hararetle, mescidin bir odasına sığınmıştı. “Allah’ım beni cennetin en yüce tabakasına götür” diyordu. Müezzin yetişip adamın yakasına yapıştı: “Bana bak, ey gafil adam! Sen Rabbine layık ne iş gördün ki Cenneti istiyorsun?” Müezzin böyle söyleyince sarhoş ağlamaya başladı: “Doğru söylüyorsun! Ancak, bir günahkârın Allah’tan lütuf beklemesini çok mu çirkin buluyorsun? Tövbe kapısı açık. Rabbimden bana zenginlik vermesini değil, günahımı bağışlamasını istiyorum.” “Yüceliğinle elimden tut ey kadir Mevlâm! Dostlarımdan biri minicik bir kusurumu görse, akılsızlığımı dillere destan eder. Sen her kusurumuzu görürken, biz yine de birbirimizden korkarız. Çünkü sen günahlarımıza perde çeker, biz ise o perdeyi yırtarız. Ey Allah’ım! Sen yardım edersen, ben de bir makama erişirim. Fakat huzurundan atarsan beni kimse kaldırmaz. Senin kurtardığını kim atabilir? Aziz Rabbim! Sen bu sermayesiz kulunu affeyle! Kimse benden daha günahkârını görmemiştir, biliyorum. Allah’ım ben ümitten başka sermaye getirmedim; affına bağladığım ümidi kırma!” |