Seyyid Muhammed bin Alevî Mâlikî Hasenî Hazretleri
Seyyid Muhammed bin Alevî Mâlikî Hasenî hazretleri, Mekke’de dünyaya gelmiştir. Henüz 6 yaşında iken hafızlığını tamamlamıştır. İlk öğrenimini, Medresetu’l Felahiye’de bitirdikten sonra, başta Mekke Müftüsü olan babası, Seyyid Alevî bin Abbas Maliki olmak üzere dönemin meşhur alimlerinden ilim tedrîs etmiştir. Bu alimler arasında başlıcaları şunlardır:
Şeyh Hasan Meşhat
Şeyh Yahya Emân
Seyid Muhammed Emin Kütbî
Seyyid Hasan Yemani
Şeyh Sehanfori
Seyid Bekri Şetha
Seyyid Muhammed bin Alevî Mâlikî, bir keresinde talebelerine ilim öğrenme konusunda verdiği nasihatler arasında şunları söylemişti:
“Muhammed bin Alevî, hiçbir ders halkasına hocalarının emri olmadan oturup dinlememiştir. Üstadlarım, hangi dersi almamı istiyorlarsa, onun programını hazırlarlar ve o sıraya göre ders almamı emrederlerdi. Ders alacağım hocamı ve ders konusunu titizlikle seçerlerdi”.
Kendisi hocalarına karşı bu şekilde hürmetli ve bağlı bir talebe iken, hocaları da onu bir nakış gibi işlemişler, Allah(c.c.)’ın bahşettiği güzel ahlak ve üstün zekasını sadece faydalı ilimlerle teçhiz etmeyi amaçlamışlardı. Seyyid Muhammed bin Alevî Mâlikî, hocalarından 7 kıraat ve 4 mezheb fıkhı, tefsir ve hadis konularında icazetler alır.
Daha sonra Mısır’a giderek Ezher üniversitesi Usulu’d-din Fakültesi Hadis bölümünü bitirir. Burada ihtisas ve doktorasını da tamamlar. Bir yandan üniversitede ilim tahsil ederken, aynı zamanda Mısır’daki büyük alimlerden de istifade etmiştir. Muhammed Ticani ve Ezher şeyhi olan Muhammed Âkîl ve Şeyh Haseneyn bu alimlerin başlıcalarıdır. Daha sonra Libya’ya gider. Oradan Fas’a geçer ve buralarda karşılaştığı ve meclislerinde bulunduğu alimlerden de icazetler alır. Öyle ki, karşılaştığı alimler, onun ilminin derinliğini fark ederek teberrükken ders okutup icazetler vermektedirler. Daha sonra Pakistan’a giden Seyyid Muhammed bin Alevî Maliki orada İbrahim Binnuri’nin yanında ders görür. Bu esnada Sühreverdi Tarikatından icazet alır. Oradan Hindistan’a geçer. Hindistan'da Kandehlevi kardeşlerden ders görür. Daha sonra Suriye üzerinden Mekke’ye döner. Mescid-i Haram’da ders vermeye başlar. Diğer yandan Mekke’deki Ümmü-l Kurrâ Üniversitesi’nde Profesör unvanı ile Hadis Kürsüsü Başkanlığı görevine gelir. Bu esnada Rabıta Teşkilatı Genel Sekreteri olur. Bu dönemde Suriye'deki birçok alimi Mekke’ye getirerek onlara dersler verdi ve onların Mekke ve Medine'deki medreselerde ders vermelerini sağladı. Genel Sekreterlik görevinde iken Müslümanları Kur'ân’a yöneltmek amacıyla Uluslararası Kur'ân-ı Kerîm Yarışması tertip eder ve 5 yıl sonra da bu yarışmaya başkanlık eder.
Bu esnada İslam aleminde büyük yankılar uyandıran ve 16 dile tercüme edilen ve ehli sünnetin büyük alimlerinin görüşlerinden oluşan “Mefâhîm“ isimli eserini telif eder. Bu eserde, özellikle şefaat, tevessül, teberrük, Peygamber Efendimizin (Aleyhisselam) Kabr-i Şerifi’nin ziyareti gibi konular işlenmekte, konu ile ilgili ayet, hadis ve selefin büyük imamlarının sözleri sunulmaktadır. Ancak bu eser, Suudi Arabistan'daki siyasî otoritenin mezhep görüşleri ile ters düştüğü için Suudî yönetim bundan rahatsızlık duymuştur. Seyyid Muhammed bin Alevî Malikî bu eseri sebebiyle bir süre hapis hayatı yaşar. O, Medrese-i Yusufiyye’ de iken bir çok Müslüman ülke devlet adamları ve İslam alimleri Suud yönetimine bukararlarından dolayı büyük tepki göstermiş ve onları bu karardan vazgeçirmek için baskı yapmışlardır. Nihayet bu tepkiler neticesinde Suud hükümeti onu Endonezya’ya sürgün olarak gönderir. Orada 1,5 yıl kalır. Ama bu 1,5 yılda talebeleri Endonezya, Malezya ve Singapur'da yüz binlere ulaşmıştır. Bu ülkelerde onun talebelerinin açtığı 90’dan fazla okul, medrese, lise ve üniversitesi vardır.
Daha sonra tekrar Mekke'ye döner ve Rusayfe semtindeki özel medresesini kurar. Mekke'de ilim ve tasavvuf eğitimini başlatır. Bu çalışmasının yanında dünyanın her tarafında özel medreseler, okullar, yurtlar ve Güney Yemen’de bir üniversite onun yönlendirmeleriyle kurulmuştur. Diğer ülkeler arasında Türkiye, Bangladeş Rus devletleri, Yemen, Nijerya, Kenya, Sudan, Fas, Kanada ve özellikle Endonezya ve Malezya ön sıradadır. Bu yoğun çalışma esnasında fıkıh, tefsir, akaid, hadis, tasavvuf, siyer özelliklede günümüzdeki ehli sünnet çizgisi dışına çıkmış mutaassıp akımlara karşı 100'e yakın eser telif etmiştir.
Görüldüğü gibi, Allah(c.c.)’ın Seyyid Muhammed bin Alevî Mâlikî hazretlerin muyesser kıldığı çalışmalar normal bir insanın ömrüne sığmayacak kadar çok ve bereketlidir. Attığı ilim tohumları dünyanın her bir yerinde yeşermiş, çoğalmış ve Allah(c.c.)’ın lutfu ile Ehl-i Sünnet ve-l Cemaat çizgisine kuvvet katmıştır. Sanki “tek başına bir ümmet” olma konusunda bizlere örnek olmaktadır. Allah(c.c.), başımızdan gözümüzün nuru olan âlimlerimizi eksik etmesin, bizleri onlara lâyık ve bağlı olan lutfettiği kullarından eylesin...âmîn.
TASAVVUFÎ ŞAHSİYETİ
Seyyid Muhammed bin Alevî Malikî, ilk tarikatını babası ve şeyhi olan Seyyid Alevî bin Abbas Maliki Hazretlerinden Bâlevî yolu üzere almıştır. Bunun dışında, Kâdirî, Rufaî, Şazelî, Nakşibendî, İdrisî, Ticanî ve Sühreverdî yolları üzerinde de icazet almış, talebelerinin durumlarına göre tüm bu kollardan ders vermeye başlamıştır. Ancak esas yol Bâlevî yoludur. Dünyanın pek çok ülkesinde tüm bu yollardan ders verdiği talebeleri mevcuttur ve onlar da bu kutlu yolda Allah(c.c.) ve Resulullah (Aleyhisselam) aşkı ile çalışarak nefislerini bu yola adamışlardır. Seyyid Muhammed bin Alevî Malikî hazretlerinin ölçü olarak talebelerine söylediği şu sözü, İslâm tasavvufunun özünü ne güzel ifade etmektedir:
“Evlatlarım, bizim yolumuz, ilim, amel, tebliğ ve zikir yoludur”
Yine başka bir sözünde günümüz tasavvuf erbabının düştüğü duruma dikkat çekerek çözüm yolunu dile getirmektedir:
”...Allah(c.c.)’ın inayeti ile Dünyanın pek çok ülkesini gezip gördük, müslümanlarla tanıştık ve şahit olduk ki; alimlerimiz, ilim öğreniyorlar, ancak İslâm’ın ahlak ve nefis terbiyesi yönünden uzak kalıyorlar. Bununla birlikte tasavvuf ehli de evrâd-u ezkâr yoluna devam ediyor, ancak ilimden nasiplenmiyorlar. Bu her iki durumda da fayda kazanmaktadırlar; fakat İslâm’ın arzu ettiğine göre noksan içerisindedirler. Bizim yolumuz bu ikisini birleştirmek üzere çalışmaktır. Bu sebeple sizler, meclislerinizde edeb derslerinin yanına mutlaka akaid, tefsir, fıkıh, hadis ve siyer derslerini de yerleştiriniz ve iki pınardan da içiniz...Büyüklerimizin söylediği gibi ilimsiz tasavvuf zındıklıktır. Edeb ilminden nasibi olmayan âlim ise ziyandadır”
[Sadece Kayıtlı ve E-Posta Doğrulaması Yapmış Üyeler Linkleri Görebilirler. ]
Konu admin tarafindan (02-03-2008 Saat 03:18 ) degistirilmistir..