ilkvahiy.net ilkvahiy.net'i Tavsiye Edin ilkvahiy.net Türkçe ilkvahiy.net in English
Kayıt Ol Portal Forum Video Gruplar Blog Albümler Etiketler İletişim Yardım Üye Listesi iTrader Takvim Arcade Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları Okunmuş Kabul Et
  #1 (permalink)  
Alt 07-10-2007, 20:41
Moderator
Puanlar: 3,128, Derece: 34 Puanlar: 3,128, Derece: 34 Puanlar: 3,128, Derece: 34
Aktivite: 0% Aktivite: 0% Aktivite: 0%
 
Üyelik tarihi: Sep 2007
Yaş: 20
Mesajlar: 695
Memleket :
Cinsiyet :
Teşekkür: 0
9 mesajı 11 Teşekkür Aldı
Ülke Bayrağı - turkey!
Tecrübe Puanı Gücü: 0
gizemsavaş is on a distinguished road
Standart SULTÂNU’L-ULEMÂ (BAHÂEDDİN VELED)




SULTÂNU’L-ULEMÂ (BAHÂEDDİN VELED)

(Mevlâna’nın Babası)



Sultânu’l-Ulemâ diye ülkelere nâmı yayılan Bahâeddin Veled, Belh bilginlerinden Hüseyin Hatibî’nin oğludur. Annesi ise hükümdar Alâeddin Muhammed Harezmşah’ın kızı Melike-i Cihan, Emetullah Hatun’dur.

1125’de dünyaya gelen Bahâeddin Veled iki yaşında iken babasını kaybetmiş, annesi tarafından ihtimamla yetiştirilmişti. Harizmşah sülâlesinden olan akrabaları kendisini padişahlık tahtına oturtmak istedilerse de Baha Veled kabul etmedi. Kendini dinî ilimlere adadı. Büyük babası Ahmet Hatibî’den ve Necmeddin-i Kübrâ’dan feyiz aldı.

Âriflerin Menkıbeleri’ni yazan Ahmet Eflâkî, Baha Veled’e “Sultanü’l-Ulemâ” unvanının verilme sebebini, Belhli üç yüz âlimin rüyada Hz.Peygamber’den aldıkları emir ile olduğunu anlatır.

Bu rüyayı gören ünlü âlimler sabahleyin Bahâeddin Veled’e mürid olmuşlardı. O günden sonra da Bahâeddin Veled “Sultânu’l-Ulemâ” (Âlimlerin Sultânı) diye anıldı.

Sultânu’l-Ulemâ’nın mânevî büyüklüğü, eşsiz bir müderris oluşu; ilmi, irfanı, kerametleri Horasan’da yayılınca çekememezlik, kıskançlık ve dedikodu baş gösterdi. Hasetçiler Sultana kadar gidip;

-Halk, Baha Veled’e çok bağlandı. Yakında tahtınızı elinizden alır, tarzında bir kışkırtma yaptılar. Bu habere çok üzülen ve çare arayan Muhammed Harizmşah, elçilerinden birini Bahâeddin Veled’e gönderdi:

-Şeyhimiz Belh ülkesini kabul ederse padişahlık onun olsun. Bana da başka ülkeye gitmem için müsâde etsin. Bir ülkede iki baş olamaz, diye haber ulaştırdı.

Baha Veled son derece müteessir olarak;

-Biz dervişiz, dervişlere saltanat münasip değildir. Gönül hoşluğu ile biz sefer edelim de Sultan kendi dostlarıyla baş başa kalsın, diye karşılık verdi.

Üç yüz mürid, üç yüz deve yükü kıymetli kitap, ev eşyaları, azıkları ve bunları taşıyacak kervan hazırlandı. Fakat Bahâeddin’i çok seven ve ondan ayrılmak istemeyen Belhliler feryada başladılar. Bir kaynaşmanın başlamasından korkan Harizmşah, Sultânu’l-Ulemâ’ya derhâl haberciler göndererek özür diledi. Kendisi de bir akşam veziri ile birlikte yatsı namazından sonra Baha Veled’in huzuruna vardı. Kararını bozması için bizzat yalvardı; lâkin karar, karardı.

1190 (?) yılında halkın gözyaşları arasında yola çıkan kervan, her geçtiği yerde sevgi ve hürmetle karşılanıyor, hüzünle uğurlanıyordu. Bu uzun yolculuğun mühim duraklarından biri Bağdat’tı. Baha Veled ve kafilesi Bağdat’ta iken Cengiz idaresindeki Moğol ordusunun Horasan şehirlerini tahrip ve yağma ettiği haberi geldi; Belh de kuşatılmıştı.

Bağdat’tan sonra Hicaz’a giden, oradan Şam’a geçen kafile yine bir müddet konakladıktan sonra Şam’dan da hareket etti. Artık Rûm’a (Anadolu) geliyorlardı. Malatya şehrinden çıkıp Erzincan civarından geçerlerken Melik Fahreddin’in âriflerden olan hanımı İsmetî Hatun bir ata binerek Bahâeddin Veled’i karşılamaya koştu. Şehirlerinde oturmaları için pek çok yalvardı. Sultânu’l-Ulemâ;

-Bu şehirde bir medrese yaptırırsanız, bir müddet kalmak mümkün olur, buyurdu.

Uyanık kalpli, âşık gönüllü İsmetî Hatun’un emri ile derhâl Erzincan‘ın Akşehir’inde bir medrese inşaatına başlandı ve kısa zamanda tamamlandı. Sultânu’l-Ulemâ dört sene o medresede ders verdi. Sonra yine yollarına devam ettiler. Konak, konak Lârende’ye (Karaman) geldiler. Lârende şehrinde yedi sene kalan Bahâeddin Veled, oğlu Mevlâna Celâleddin’i Semerkantlı Koca Şerefeddin Lâlâ’nın kızı Gevher Bânu ile evlendirdi. Yine Lârende’de pek üzücü iki mühim hadise oldu: Bahâeddin Veled kıymetli hanımı Mümine Sultan’ı ve birinci oğlu Alâeddin’i kaybetti. Bu vefatlardan sonra kervan yine hazırlandı. Kafile, son durakları olan Konya’ya hareket etti. Selçuklular’ın başşehrinde yer yerinden oynuyor, herkes gelenleri karşılamaya hazırlanıyordu.

Sultan Alâeddin Keykûbad, Bahâeddin Veled’e sarayından bir yer hazırlatmış orada alıkoymak istiyordu. Fakat ünlü bilgin Altın Aba Medresesi’ni tercih etti. 1208’de(?) artık menzile ulaşmışlardı.

Sultan Alâeddin Keykûbad;

-İmamlara medrese, şeyhlere hânkâh, emîrlere saray, tüccarlara han, gariplere kervansaray münasiptir, buyurarak sarayda oturma teklifini kabul etmeyen Baha Veled’e kırılmamış, maiyeti ile birlikte müridi olmuştu.

Sultânu’l-Ulemâ, ekseriya halkın gönlündeki sırları söylerdi; mizacı yumuşak ve nazikti. Çok riyâzet ve çok ibadet ederdi. Müridlerinden biri, neden kendisine bu kadar ezayı revâ gördüğünü sormuştu. Aldığı cevap şu oldu :

-Bunların hepsi çocuklarımız ve dostlarımız içindir.

Baha Veled daima mezarlıkları gezer. Ve

-Ey, Rabbim! Bizi güzel huyla huylandır. Iztıraplara dayanıklı et, diye dûa ederdi.

-Gündüzleri mezarlıkları gezin, geceleri yıldızları seyredin. Bu, Peygamberimizin vasiyeti ve âdetidir, buyururdu.

Baha Veled :

-Ben yaşadıkça ve mânâ meydanında at koşturdukça benim gibisi zuhur etmez. Dünyadan göçüşümü bekleyin. Sonra oğlum Celâleddin’in nasıl bir insan olacağını, benim mertebemden daha yüksek bir mertebeye çıkacağını görürsünüz, buyururdu.

Konya surları yapılmadan çok evveldi. Şimdiki Yeşil Kubbe’nin (Kubbe-i Hadrâ) olduğu yerde küçük bir tepe vardı. Bir gün Baha Veled oraya gitmiş, gezinti esnasında müridlerine ;

-Benim, oğlumun, onun evlâtlarının mezarları burada olacaktır, demişti. Sözü tahakkuk etti. O tepenin yeri Sultânu’l-Ulemâ’ya sevgili ve eşsiz oğlu Mevlâna Celâleddin’e torunlarına ve sevgi ile kendilerini onlara, onların yoluna katanlara hârikûlâde güzel bir türbe oldu.

Baha Veled’in vefatından sonra Selçuklu Sultanı Alâeddin’in mühim bir sıkıntısı olsa şeyhinin Türbesine koşar mutlaka ferah bularak dönerdi.

Bugün, Sultânü’l-Ulemâ’nın Yeşil Kubbe altındaki kabrinin üzerinde Selçuklu tahta işlemeciliğinin şâhâne örneklerinden olan çok heybetli bir sanduka vardır.


kaynak:[Sadece Kayıtlı ve E-Posta Doğrulaması Yapmış Üyeler Linkleri Görebilirler. ]
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Spurl this Post!Reddit! Share on FacebookStumble this Post!Google Bookmark this Post!Diigo this Post!Yahoo Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Blink this Post!Propeller this post!Bookmark to AskJeeves!Bookmark to Ma.gnolia!Bookmark to Feed Me Links!Bookmark to Newsvine!Bookmark to Slashdot!Bookmark to Lycos IQ!
Alinti ile Cevapla
 


Şu Anda Konuyu Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar : 1 (0 Üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Biçimi


Bookmarks
Yetkileriniz
Yeni Konu Açamazsınız
Mesajlara Cevap Yazamazsınız
Mesajınıza Eklenti Ekleyemezsiniz
Mesajlarınızı Düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodlari Açık
HTML-KodlariKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Gitmek istediginiz klasörü seciniz

Sitemiz vBulletin Version 3.8.0 Beta 4 Kullanmaktadır.
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
Copyright © 2007 - 2008 ilkvahiy.net


Sitemizde Yazılan Yazılardan ilkvahiy.net Ekibi Sorumlu Değildir. Herkes Kendi Yazdıklarından Sorumludur.
Bu Site Bir Flört Sitesi Değildir !!! Erkek-Bayan İlişkilerinde Hududu Aşanlar Direk Olarak Siteden Atılır.
Sitemizde Crack,Warez,Serial,Keygen vs. gibi tüm yasadışı içerikleri paylaşmak yasaktır.
Reklam, Flood, Spam, Argo, Küfür Siteden Atılma Sebepleridir.

Gizlilik ve Güvenlik | Hakkımızda | Logolarımız | Bizimle Çalışmak İster misiniz ? | Link Değişim
ilkvahiy.net'e Reklam Ver | Şikayetlerinizi Bildirin | Sitemizden Atılma Sebepleri