SAHABİ efendilerimiz KUTLU DOĞUM HAFTASI düzenlemişler Mİ!!!
Soru: Kutlu Doğum Haftası adı altında yapılan etkinlikleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap:
Lütfen şu adlandırmaya dikkat ediniz:
“Kutlu doğum Haftası!”
Ümmet-i Muhammed!in on dör asrı aşan kültür birikiminde, bid’at olup olmadığı tartışılmış kavramlar da dahil- bunun gibi soğuk bir ifadeye rastladınız mı?. Ümmet-i Muhammed’in Peygamberi ile ilişkisi “orman haftası” gibi kısır bir ifadeleri anımsatan bir kalıpla dillendirilmeyecek ölçüdedir. Maalesef bu çerçevede bazı çıkmazlara baş başa kaldık. Kendimiz pişirip yiyor ve doyuyoruz. Sadece bu hafta içinde yapılanları değil, böyle bir adlandırmayı da tahlil etmek zorundayız. Bu açıdan ele alındığında şu hususları kayıt altına almamızda yarar vardır.
Birinci Husus:
Böyle bir hafta içinde yapılanlar için umumi bir hüküm serdetmek doğru değildir. “Kutlu Doğum Haftası’nı “ Ramazan ayı gibi muhkem bir zaman dilimi görmek ne kadar bid’at bir anlayış ise böyle bir haftayı kökten reddetmek de ona benzer hatalı bir anlayış olur. Yani “Kutlu Doğum Haftası’nda bir kudsiyet yoktur. Nihayet bir kısım müminler, Peygamber aleyisselam efendimize tazim veya sünnetini tebliğ gibi amaçlarla bir çalışma başlatmışlardır. Ne yapabilirsek onu kazanç sayalım türünden bir anlayışla yola çıkmış olabilir. Hatta yapılabilecek ve fincancı katırlarını ürkütmeyecek başka bir şey yoktur gibi. İlk bakışta haklı görünebilecek mantık üzerine de oturtulmuş olabilir.
Öyle veya böyle, yıldan yıla artan bir ilgi ile “Kutlu Doğum Haftası” adı altında kalabalık bir program yapılmaktadır. Buna ticari açıdan getireceği menfaat de eklendiğinde iyi bir sektör olma yolunda ilerlediğini iddia etmek abartı olmaz zannederim. (Gerçi bu satırların yazarı, Kutlu Doğum Haftası çalışmalarının şu meşum yirmi sekiz şubat döneminde başta devletin kurumu Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere, ismi üzerinde mülahazalar bulunanlar tarafından yoğun bir şekilde gündeme getirilmiş olmasını ve dinle bin yıl savaşmayı göze alanlar tarafından men edilmemesini anlayabilmiş değildir. Bunun için reddetmek ile içinde erimek arasında dengeli bir mevkide kalmayı tercih etmektedir). Herkesin yaptığı işin değeri niyetlere göredir. Samimi bir niyetle yapanlarla ticari bir amacı güderek yapanlar arasında elbette benzerlik yoktur. Fakat niyetlerin değerlendirilmesi Allah(c.c.)’a aittir. Biz kullar olarak yapılan işin, dinin temel kaidelerine ne kadar uyduğunu tahlil edebiliriz. Daha ileri gitmek aşırılık olur. Kim Kur’an’a ve Sünnet’e uygun bir amel yapıyorsa onun yaptığı takdire şayandır.
İkinci Husus:
Peygamber aleyhisselam doğumu adına Müslümanlar neler yapmalıdırlar? Sorusu önemli bir sorudur. O’na bağlılıklarındaki samimiyetleri Kur’an’la tescillenmiş sahabiler neler yaptı? O’nun doğum gününde hangi sahabi ne yaptı? Ya da O’nun doğum gününde bir şey yapmanın O’na bir yararı var mıdır?
Neden doğum gününde kutlama yapılıyor da asıl bize dönük yüzü olan bi’set günü bir kutlama konusu yapılmıyor? Bizim ümmeti olarak O’nunla buluşma günümüz O’nun bize nebi olarak gönderildiği gün değil midir?
Başka bir pencereden baktığımızda, doğumu için güller dağıttığımız hafta düzenlememizin tabii bir yansıması olarak, ölüm günü için de bir hafta düzenleyip hasretimizi ve acımızı dillendirmemiz gerekmez mi? Bu soruların zinciri uzatıldığı kadar uzar. Sonunda varılabilecek kesin bir hakikat çıkarmak mümkün değildir. O’na ve ashabına ait olmayan uygulamaların hepsi tenkide açıktır. Yapan Ahmet oldukça, tenkit edecek bir Mehmet bulunması gayet tabiidir.
Üçüncü Husus:
Resulullah sallallahu aleyhi ve selemin bize veda mesajı açık ve nettir: Bize bırakmış olduğu iki emanete –Kur’an ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak. O’nun Doğum gününde gül vermek adına ormanlar oluşturmak, cadde ve sokaklara adını vermek…. O’nu bizden hoşnut edecek işlerin çok gerisindedir. O’nun sünnetlerinin büyük bir bölümü hayattan dışlanmıştır. Sünnete ittiba etmek, O’na sadece iyi bir ahlak peygamberine dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Adeta O’nun emaneti, ahlaktan ibaretmiş gibi bir anlayış oturtulmaya gayret ediliyor.
O’nun bize emanet ettiği mirası, komşunla iyi geçin, karıncaları ezme, ağaç dik, dünyayı unutma.. gibi menfaatlerimizi ve pısırıklığımızı okşayan mesajlardan mı ibaret tir?
Nerede âhkâm? Nerede O’nun getirdiği olmazsa olmaz olan binlerce ayet-hadis? Hazır bir mazeret herkesin dilinde: Kimseyi ürkütmeyelim! “Ürkütmeme” maskesinin altında ürkmüş yüzlerimizi gizliyoruz adeta!
Dördüncü Husus:
Resulullah sallallahu aleyhi ve selemin tek bir sünnetini samimi bir şekilde tatbik etmek ile bir yılı O’nun adına kutlamak arasındaki tercihte Sünnet’i tercih edeceğimiz muhakkaktır.
Biz kutlamakla emredilmiş değiliz: bize emredilen ittibadır. Bu ince ayrıntıyı gözden uzak tutmayalım. Her birimiz, üzerimize düşenleri bitirmiş ve başkalarına açılmaya başlamış görüntüsü veriyoruz. Hâlbuki O’nun kopyaları olmamızdır. Buda tören yapmaktan, pasta yemekten, plastik gül dağıtmaktan zordur şüphesiz. Ama istenen odur.
Beşinci husus:
Çığrından çıkmak olarak adlandırabileceğimiz bir meselemiz daha var. Kadınlı erkekli karma salonlarda, arabesk müzik eşliğinde yapılan törenleri nasıl peygambere izafe ediyoruz? Ne oldu bize? Müzik, kadın erkek karma oturma başkalarına haram, bize helâl mi idi?
Bize ne oldu?
Varmı bilen?
Peygamberimizi orkestraya muhtaç mı edecektik, ashap öyle mi yaptı?
Tavrımız:
a- Peygamber aleyhisselam efendimiz peygamberlerin sonuncusudur. Âlemlere rahmettir. Şanı yücedir. Değerleri üstündür. O’nu övmek bile bir nasip meselesidir. O’nun ayağına kapanmanın, ayağının altına toprak olmanın bile bir edebi vardır. O bizimdir. Ne gül ne de lale O’nu remzedemez. Hele hele plastikten bir gülü, O’nun adına anılan bir yerde elimizde tutamayız.
b- O’nun bizden istediği, emanetinin korunmasıdır. Sünnetinin horlandığı, emirlerinin yok/kimi zaman suç sayıldığı bir yerde işimiz zordur. Görevimizi ve mesuliyetimizi savuşturma anlamına gelecek işlerle oyalanmak hatadır.
c- Şu tiyatrodan ders çıkaralım: Peygamber aleyhisselamı anma adına bir toplantı yapılmış. O’nun güzel ahlakı veya filan sünneti diye bir konuşma yapılacak. Konuşmacı besmelesiz bir konuşma başlatmış. O’nu anlatıyor. Konuşmacı akademilik adına veya başka bir nedenle bilimsel konuşuyor! O’nun en önemli sünnetlerinden biri besmele ile başlamaktır. Lakin besmele YOK.
Ve Peygamber aleyhisselam adına saatler süren toplantıda salavat yok. Varsa yoksa müzikli ve tempolu bir salavat!!
Sitemizde Yazılan Yazılardan ilkvahiy.net Ekibi Sorumlu Değildir. Herkes Kendi Yazdıklarından Sorumludur.
Bu Site Bir Flört Sitesi Değildir !!! Erkek-Bayan İlişkilerinde Hududu Aşanlar Direk Olarak Siteden Atılır.
Sitemizde Crack,Warez,Serial,Keygen vs. gibi tüm yasadışı içerikleri paylaşmak yasaktır.
Reklam, Flood, Spam, Argo, Küfür Siteden Atılma Sebepleridir.